AFEDERSİNİZ: DOMUZ

  • Ula Temel, dar bir köy yolunda geceleyin giderken karşına bir domuz çıkayı. Ne yapaysun?
  • Tabancamı çeker, vuririm oni.
  • Tabancan yok.
  • Taş alır atarim ona.
  • Taş yok.
  • Avludan sökerim süveni, vurirum ona.
  • Avluda süven de yok.

Bütün savunma silahlarına "yok" cevabı üzerine karşısındakine isyan eder Temel:

  • Ula sen kimden yanaysum?

Günümüz dünyasında müslümanların işi bu domuzlarla gerçekten de zor. Kaçsan kaçamazsın, atsan atamazsın...

Şahsen ben 1959 yılında Almanya'ya 19 yaşında bir lise mezunu olarak gittiğimde "domuz eti yememe uğruna" çektiğim sıkıntıları anlatamam. Tam Bir buçuk yıl onun mücadelesini verdim. Bir gün anladım ki, bilmeden çok defalar domuz eti veya içinde domuzdan şu veya bu karışımlar da bulunan yemeklerden yemişim. O tarihlerde henüz Türk işçiler oralara gelmemişti ve Türk lokantası -sanırım- sadece bir adet Münih'te vardı.

9000 seneden beri domuzun ev veya besi hayvanı olarak insanlar tarafından tutulduğu biliniyor. Diğer evcil hayvanlardan çok daha fazla ve hızlı çoğaldığı için olacak her coğrafyada karşılaşır olmuşuz onunla.

Üç semavi dinden Museviler ve biz Müslümanlar domuz eti yemiyoruz. Bildiğim kadarıyla diğer dinlerin insanlarında bu sınırlama yok. Hoş, bizim de diğer etler hususunda da sıkıntılarımız az değil. Meshepler arasında dahi neyin yeneceği ve neyin yenmeyeceği konusu bazen tartışmalı oluyor. Aleviler tavşan eti yemezken, şafilerin tilki eti yedikleri haberi aklımızı karıştırıyor. Hanefiler balık dışında deniz ürünlerini "yemez" dendiğinde bu yasakların "hurafe" olduğunu savunanlar çıkıyor ortaya.

Domuz etiyle ve domuz ürünleriyle ilgili bilgilere ulaştığımda hayretler içinde kalıyorum.

Meğer "domuz" önemli bir sanayi ham maddesiymiş. Et olarak tüketilen kısmı çok fazla değilmiş. Etinin yanında kılı, derisi, kemiği, kıkırdağı, kanı, yağı, başı, paçası vs. bizi de kapsayan bir pazarda tüketim buluyormuş... Hayret ki hayret!

En çok domuz beslenen yer olarak Çin, aynı zamanda en büyük domuz ürünleri ithalatçısıdır. Avrupalıların yemediği domuz kelleleri, kulakları, paçaları Çin'e satılıyor. Kim bilir daha ne yemekler yapıyor bu Çinliler domuzdan.

Diş macunundan, şekerleme ayıcıklara; çikolatadan ilaç sanayiindeki ilaç kapsüllerine kadar; jelatinden savunma sanayiindeki fişeklerin kovanına kolay girmesi için yağlanmasına kadar domuzun girmediği yer neredeyse kalmamış. Hatta daha neler, neler... Yakın bir zamana kadar ilaç insülini domuza borçluyduk.

Denizli'de bir zamanlar domuz besiciliği yapıldığını duymuştum. Sonra o besiciliği yapan ve hatta domuzları bizzat besleyen kişiyle de tanıştım. Domuzlarla olan maceralarını kendi nüktedan tarzıyla dinlemekten büyük zevk aldım.

Denizli ili zaten her yönüyle çok enteresan bir yer. Hacı şarap üreticileri de var, domuz ve deve kuşu üreticileri de... Alabalık desen alası burada. Mantar desen kültür mantarının her çeşidi vs... Üretici demek elbette tüketici anlamına gelmiyor.

Denizli'ye ilk geldiğimiz 1988 yıllarında kentin sınırları Çamlık tarafına doğru çok ileri gitmiyordu henüz. Askeri bölgede hür bir yaşam süren yaban domuzları karlı havalarda gündüzleri bile bizim Çamlık tarafındaki evin önüne kadar geliyorlardı. Geceleri çöp konteynerlerini de devirdikleri oluyordu. Zaten esasen ilk adının "domuzlu" olduğunu savunanlar da var.

Domuz da biz insanlar gibi hem etobur ve hem de otobur, yani yemediği gıda yok gibidir. O yüzden iç organlarımızın birbirine çok benzediği ve organ nakli bakımından sürekli üzerinde çalışıldığı yazılıp çiziliyor. Ama henüz bazı engeller aşılmış değil. Bırakın bir hayvan dokusunun insana uyum sağlamasını, insandan insana bile organ nakli o kadar kolay olmuyor. Vücudun ret etmemesi için daha başka kriterler de gerekiyor.

Domuzun o kocaman kafasıyla "çok" akıllı bir hayvan olduğunu da belirtelim. Yoksa o kadar çok düşmana rağmen yaban hayvanı olarak hayatta kalmasını ve neslinin azalmasını bırak çoğalması bile aklının delili sayılmalıdır.

Birine kızdığınızda ona "domuz" demeyi bir kere daha düşünün.

YORUM EKLE