ALANDIZ YOLUNDA BİR GÜN…

Geç kalmış bir güz sabahının dinginliğinde Denizli il merkezinden Buldan’a doğru yol alıyoruz. Sabahın bu saatinde hafiften bir sisle kaplanmış buluyoruz Sarayköy Ovası’nı.

Buldan yoluna dönüp sağımıza bakınca sis arkasında kalan güneşin kızıllığı arkadaşlarıma pek çarpıcı gelmiş olmalı ki; inip bu anı yaşamak telefon ve makineler ile ölümsüzleştirmek istiyorlar. Kaçırmıyoruz bu güzelliği ve hep birlikte araçtan inip hem fotoğrafa hem de belleğimize kaydediyoruz bu anı.

Buldan’a doğru yolumuza devam ederken yolun sağı ve solundaki üzüm bağları dikkatimizi çekiyor, kimi bu mevsimde hala üzeri naylonlarla kaplı kimi çoktan hasat edilmiş…

Buldan a girip her zamanki klasiğimiz olan “Buldan Simidi” ile kahvaltımızı yapıp vakit geçirmeden Yayla Gölü yoluna koyuluyoruz. Zira yürüyüşümüze göl kenarından başlatacağız.

Yayla gölüne doğru virajlı yoldan kıvrıla kıvrıla tırmanırken sonbaharın tüm güzel renklerini görüp keyifleniyor, biraz da hüzünleniyoruz. Hazan ve hüzün demek ne de olsa bu renklerin anlamı.

Yayla gölüne ulaştığımızda ise gölün üzerindeki sisli hava bizi selamlıyordu. Araçtan inip göl kenarına yürüyor ve sabahın bu saatinde göl kenarındaki kovalıklarda örümcek ağlarının güzelliğine tanıklık ediyoruz. Bir kısmımız örümcek ağlarıyla vakit geçirirken bir kısmımız da gölün kenarında su ile oynuyordu.

Zamanı fazla harcamadan buradan yürümeye başlıyoruz. Önce yürüyüşümüz ile ilgili bilgi paylaşımlarımızı ve dikkat etmemiz gerekenleri anlatıyor ve öncü ile artçılarımızı belirleyip yola koyuluyoruz. Gölün daimi konukları kaz ve ördekleri ardımızda bırakırken sonbahar renkleri arasında önce Süleymanlı, Kovanoluk köylerini geçiyor peşinden Yayla Köyü’ne ulaşıyoruz. Burada yoldan ayrılıp orman içine dalıyor ve uzayıp giden çam ağaçları altından Alandız Köyü’ne doğru yol alıyoruz.

Çam ormanları içinden çıktığımızda bu kez önümüzde Alandız köyünün de bulunduğu vadi uzanıyor. Her yer kestane ağacı ve dökülmüş kestane yaprakları. Çevrenin bu olağanüstü güzelliklerini izleyerek Alandız köyüne doğru iniyoruz. Köyü yüksekten gördüğümüz yerdeki mezarlığı geçip hemen onun yakınındaki bir düz alanda öğle yemeğimizi yiyor ve sonrasında köye doğru inişimizi sürdürüyoruz.

Güz renklerinin olanca güzelliği ile havanın adeta bahar günü gibi olması güzel bir etkinliği gerçekleştirmemize vesile olmuştu. Tek mutsuzluğumuz buraya kadar hayalini kurduğumuz Kestane Cenneti olan bu güzel yerleşim alanında kestane satın almaktı. En büyük hayal kırıklığımız ise yeni üretime geçen Kestane Şekeri Fabrikası’nda şeker bulamamaktı.

Gün akşama döndüğünde yol bizi bekliyordu, renkler belleğimizde güzellikler yüreğimizde saklı şekilde…

YORUM EKLE