ALEVİLER

Açıkçası, benim Alevilerimiz hakkında kafam hayli karışık. Alevilerden ziyade “Alevilik” hakkındadır kafa karışıklığı…

Aleviliğin Hz. Ali’yi yeğledikleri için Sünni Müslümanlardan ayrıldığını düşünmüştüm, olmayabilirmiş…

Alevilerin Müslüman olduğunu düşünmüştüm, olmayabilirmiş…

Aleviliğin bir İslam mezhebi olduğunu düşünmüştüm, olmayabilirmiş…

“olmayabilirmiş” dememin içinde “olabilir de” de saklı. Okuduğum yazılarda Aleviliğin tam ne olduğunu anlamak çok zordu. Tanıdığım Alevilerden de esasını pek öğrenemedim. Galiba işin esası, çok yönlü kaynaklara ve gelişmelere dayalı olduğu için pek açık değil. Kendileri de inançlarının esasını tam bilemiyorlar.

Uygulamalarına, geçen yüzyıllarda beraber yaşadıkları toplumların bazı adet ve gelenekleri karışmış. İslam öncesi bir din kültürü olduğu kesin.

Alevi Kürtlerin ve Arapların da, hatta daha başka milletlerin de Aleviliği kabul etmiş olmasına rağmen Aleviliğin bir Türk dini anlayışı olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla Alevilik, Türklerin İslam öncesi dini inancı olan Şamanizmin bir uzantısı olmalı. Ama zaman içinde çeşitli evrimler geçirmiş, inançları diğer hakim dinlerin etkisi ve baskısı altında değişimlere uğramıştır. Öyle ki, organize olmadıkları için de birbirinden uzak kalmış guruplar farklı gelişmeler yaşamışlardır. Gördükleri baskıların etkisiyle kendi içlerine kapanmak ve hatta gizlenmek zorunda kalmışlardır. Kendileri için kutsal olan çok şeyi kaybetmişler ve pek çok geleneklerini dahi yitirmişlerdir.

Anadolu Selçukluları döneminde ve hatta daha öncesi Anadolu içinde bulunan kavimler arasındaki Alevi kavimleri bir bütün oluşturamamış, kendilerine daha sıcak bakan hakim beyliklere yaslanarak varoluş savaşı vermişlerdir.

Osmanlının ilk dönemlerinde Karamanoğulları ile işbirliği yapmış ve sünni Osmanoğullarına karşı direnmişler; sonraları da tarihlerindeki en büyük desteği Doğu Anadolu, Azerbeycan ve İran yöresinde Şah İsmail tarafından kurulan Safevi Devleti tarafından görmüşlerdir. Hatta o desteğin etkileri bugün dahi adlarında kullandıkları “şah” ekinde saklıdır.

Safevilere verdikleri destekten dolayı da bilhassa Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlının hışmına uğramış ve büyük kırım geçirmişlerdir.

Bugüne değin Türklerin İslamiyet öncesi dinini değişimlere uğrayarak sürdüren Aleviler rahat yüzü görmemiş, yasaklanmışlar, takibe uğramışlar, baskılara mazur edilmişler; Ortaasyada Çinlilerin dinine, Anadolu’da Bizans tarafından Hıristiyanlığa, Osmanlı döneminde Müslümanlığa zorlanmışlardır.

Cumhuriyet Türkiyesinde de çok sıkıntılı dönemler geçirmişler ve hala Diyanet İşlerinden Alevi olarak istedikleri desteği görememişlerdir.

Bu desteği görememeleri, kanımca, kendilerinin ayrı bir dine sahip olduklarını kanıtlayamamalarından kaynaklanmaktadır. Yüzyıllar boyu gördükleri baskılardan ve yasaklamalardan olacak dinlerini geliştiremediler ve dedelerini okullarda eğitemediler.

Cumhuriyet döneminde de bizim yönetimlerin –bölünme korkusundan olacak- her tür ayrıcalığı yok sayma hevesinden dolayı tüm vatandaşları kucaklama becerisi gösterememesi istenilenin tam tersini yaratmış ve insanlarımızı devletimizle bütünleştirememiştir. Sosyoloji bilimi yolda kalmış, “ben yaptım oldu” ve el yordamı ile yönetme sistemi tercih edilmiştir.

Sonuç olarak, bu bilim dışı devlet yönetimi Alevileri de dışlamış ve belki de onları en mağdur kesim haline getirmiştir.

YORUM EKLE