ALTAY DAĞLARINDA ONBİR GÜN…

Altaylar gezimi kelimelere dökmeden önce istedim ki; coğrafyayı anlatır bir yazı kaleme alayım ve sizin beyninizde coğrafyayı canlandırayım istedim. Bu yazımdan sonra Altaylar izlenimlerimi bu sayfalarda sizlerle paylaşacağım.

Altaylar, Gobi Çölü’nun bittiği yerde başlar, güneydoğu-kuzeybatı istikametinde Sibirya düzlüğüne inmeden bu dağlardan geçmek gerekir. Doğusuna ve güneydoğusuna inildiğine ise Türklerin kadim yurtlarından olan Moğol düzlükleri başlar, kuzeyinde Kolivan Altayları olarak da bilinen ve Sayan Dağ silsilesinin batı kısmını oluşturan Saylugem Dağları bulunmaktadır. Altay dağları Çin, Moğolistan, Rusya ve Kazakistan olmak üzere, dört ülke topraklarının içinde 845 bin km2 genişliğinde bir alanı işgal etmektedir; Moğolistan’ın kurak stepleri ile Güney Sibirya’nın tayga ormanları arasında, farklı iklimlerin buluştuğu doğal bir sınır oluşturmaktadır.

Altay; Al (al, kızıl, altın rengi) ve tau (dağ) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş Türkçe bir sözcüktür ve Altın Dağ anlamına gelir. (Moğolcası Altain Nuruu) Moğolca Altain kelimesindeki “n” harfi düşmüş ve Altai, Altay adını almış olsa gerektir.

Bu kadim Türk yurdu dört ülkenin paylaşımı içinde olup dört ülkenin içlerine giriş kapısı niteliğindedir, ve bu bölge içerdiği coğrafya ve iklim şartları açısından kontrolü çok zor bir bölgedir. Özelikle Rusya bu bölgeden kendine gelecek bir tehlikeyi sezmiş son yüzyılda bu bölgenin nüfus yapısını kendi lehine doğru değiştirme cabasına girmiş yerli Türk halkını ise alkole alıştırarak pasifize etmiştir..

Altay dağları bu bölgedeki en önemli su kaynaklarının çıkış noktasıdır. İrtiş, Obi ve Yenisey nehirleri Altay dağlardan doğar. Katun, Biya ve Çuya nehirleri bu ana nehirlerin Altaylardaki besleyici kollarıdır.

Altaylarda çoğunluğu buzul gölleri ve bu buzullardan doğan suların oluşturduğu 3,500 göl bulunmaktadır. Altay Dağları görenleri kendine mest etmekte ve nice dünyada dağlarıyla unlu bölgeleri gölgede bırakacak manzaralar seyirler sunmaktadır.

Altay dağları ve Altay coğrafyası biz Türkler için çok önemlidir bu sadece duygusal olarak değil bizim tarihsel sürecimizde Türk kimliğinin oluşumunda derin izler bırakmasından kaynaklanmaktadır. Altay bölgesi, Türk ulusunun doğum yeridir. Dünyada Altay dil ailesi olarak bilinen dil grubu adını bu dağlardan almıştır. Yine kadim Türk inanç sistemi olan “Gök Tengri” inancının da doğum yeri bu topraklar diyebiliriz.

Binlerce yıldır kadim Türk yurdu olan bu bölge maalesef son yüzyılda bölgede oynana nüfus hareketleriyle Altay Türkleri nüfusun % 20’sini oluştururken; Ruslar % 80 oluşturmakta ve bu bölgenin genele karakteristik özeliğini bozmuşlardır. Lakin dağlık bölgelerde halen coğrafyaya Türkler hakimdir ve gelenek görenekleri canlı olarak yaşamaktadır.

Altay bölgesi içerdiği tarihi miras ile sadece Türk tarihine değil dünya tarihine de ışık tutacak hazinelerle doludur. Binlerce yıllık mağaralarda bulunan insan kalıntıları yine Türklerin atalarına ait binlerce yıllık kurganlar ve son yıllarda burada çıkan arkeolojik buluntular bunlara örneklerdir bu açıdan bölgede bulunan Gorno Altay Müzesi görülmesi gereken bir yerdir.

Altayların yerli ulusu, çeşitli Türk aşiretlerinin birlikte yaşadığı bir coğrafyadır. Bu bölgede bulunan en eski Türk aşiretleri Uygurlar, Kıpçaklar, Yenisey Kırgızları, Oğuzlar ve diğerleridir. Bunların en yoğun olanları ise herhalde Kıpçaklardır. Sekizinci yüzyılda, Telengit ve Teleş kabileleri, Moğolistan'dan Altay Dağları’na göç etti.

Altaylar on sekizinci yüzyıla kadar Kuzeybatı Çin’de kurulmuş olan Çungar Devleti’nin kontrolü altındaydı. 1758'de Çinliler Çungarya’yı Sinkiang adını verdikleri Doğu Türkistan’a dâhil etti ve bölge halkına karşı bir soykırım kampanyası yürüttüler.

On sekizinci yüzyılda Rus İmparatorluğu tarafından bölgede bir Ortodoks misyoner teşkilatı kuruldu ve burada yaşayan, çoğunluğu “Tengri” inancından olan Türkler Ortodosk Hıristiyanlaştırıldı.

Rusya, bölgeyi 1866 yılında işgal ve ilhak etti. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, Altay'da yayılan Burhanizm (Tengri dini unsurlarıyla birlikte Lamaist Budizm karışımı) inancına dayanan, Rusya karşıtı Türk milliyetçi bir hareket gelişti. Milliyetçi liderler, Bolşevik Devriminden sonra 1917'de “Oyrot Cumhuriyeti” adıyla bağımsızlık ilan ettiler.

Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında, 1922'de Oyrot Özerk Bölgesi kuruldu. Ancak 1948'de "Oyrot" terimi komünizm karşıtı bir hareketi anımsattığından özerk bölgenin adı Gorno-Altay olarak değiştirildi.

16.175 km² bir coğrafi alanı işgal eden, Altay ve Katun Doğal Koruma Alanı, Teletskoye Gölü, Belukha Dağı ve Ukok Yaylası Katu Yaruk ile UNESCO'nun Dünya Mirası Listesine girmiştir. Altayların ortasına gidildikçe zengin bitki örtüsü değişik ağaçların oluşturduğu ormanlar tunduralarla sizi karşılaşır. Bu bölgede var olan “KAR LEOPARI” ve Türk düşünce ve inancında yer alan “DAĞ KEÇİSİ” “GEYİK” bu toprakların kadim hayvanları arasında yer alır.

Bu coğrafya kesinlikle dünya üstünde içerdiği coğrafi güzelliğinin yanında içinde sakladığı tarihi ve kültürel yapı ile gizemli bir bölgedir ve bu gizem giden her insanı kendine hayran bırakmaktadır, diğer bir değişle Altay Türklerinin dediği gibi “Siz, Altaylara gelemezsiniz, bu topraklara gelmek için Altayların sizi çağırması gerekir” demektedirler…

DEVAM EDECEK..

YORUM EKLE