ANADİLİMİZ, TÜRKÇEMİZ-2

Tarihte ilk kez Türkçenin resmi dil olarak kullanılmasını karara bağlayan devlet Konya çevresinde kurulmuş olan Karamanoğulları Beyliği olmuştur. Hükümdar Mehmed Bey 13 Mayıs 1277 tarihinde Selçuklu Hanedanı namına "Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmaması" fermanını açıklamıştır.

Türkçe o tarihe kadar kendi alfabesi olmayan ve göçer insanların küçük bir kelime haznesiyle konuştukları bir dil olarak süregelmiştir. Ortaasya’dan beri Moğolların, Çinlilerin, Perslerin ve Arapların dillerince etkilenmiş ve bir kültür dili olamamıştır. Karamanoğulları ilk defa onu bir devlet dili yapmayı denemiş ama zamanla yetersizliğini anlamışlar ve Farsçaya dönmüşlerdir.

Osmanlının dili de Türkçenin Farsça ve Arapçayla harmanlanmasıyla yapılmış Osmanlıca adlı bir dildi. Osmanlı döneminin Fuzuli gibi, Nef’i gibi, Nedim gibi büyük divan şairlerini bugün anlamak çok zordur. Ki, en büyük divan şairi sayılan Fuzuli şiirlerini kısmen ya saf Farsça, ya da saf Arapça yazmıştır. Büyük Mevlana Celaleddin-i Rumi de eserlerinin tümünü (Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi ma Fih, Mecalis-i Seb’a, Mektubat) Farsça kaleme almıştır.

Türkçeyi bir kültür dili yapmaya çalışan ilk devlet adamı Atatürk olmuştur. Bu amaçla Türk Dil Kurumunu ve Dil, Tarih-Coğrafya Fakültelerini kurmuş veya kurdurmuştur.

Osmanlının Türk halkı okumayan ve okuma ihtiyacı da hissetmeyen bir topluluktu. Matbaanın Osmanlıya ancak 200-300 yıl gecikmeyle gelebildiği yakınmalarını yapanlar şunu da dikkate almalıdırlar: Basılı kitaplara ne hanedan, ne de halk o tarihlerde bir ihtiyaç duymuştur. Osmanlıda bir roman, bir hikaye kitabı yazılmamıştır. Sadece Osmanlı öncesi ve Osmanlı dışı Yunus Emre gibi, Pir Sultan Abdal gibi az sayıdaki halk şairleri halkın da anlayabileceği Türkçeyi kullanmışlardır.

Ziya Gökalp (1876-1924) öncesi tanınmış bir Türkolog ve Sosyoloğumuz yoktu. Yani dilimizin gelişmesini ancak son bir yüzyıl önce başlattığımızı söyleyebiliriz. Sonra bu gelişmelerin büyük bir titizlikle yürütüldüğü de iddia edilemez.

Anadilimiz Türkçenin korunması, sahiplenilmesi ve geliştirilmesi bir devlet pokitikamız, bir ilgi odağımız olmalıydı. Üniversite giriş sınavında anadili Türkçede “sıfır” alan lise mezunu olmamalıydı. Oysa sıfır almayı bırak okuma-yazma özürlü lise mezunlarımız var ve bu sınavlara muhtemelen girebiliyorlar.

Anadolu’da, özellikle kırsal kesimde Türkçe bilmeyen çok sayıda Türk vatandaşı mevcuttur. Bilenler arasında da sadece birkaç yüz kelime haznesi olanlar çoktur.

Türkiye’nin günlük gazetelerinin neredeyse tümü İstanbul merkezlidir. Yerel gazetelerin kültürel önemi yok gibidir. Basılan kitap sayımız bir Batı ülkesindekilerle kıyas götürmez, onların çok altındadır. Almanya’da, Amerika’da basılan çocuk kitaplarıyla bizdekileri karşılaştırmak mümkün değildir. Bizdekiler kalite ve albeni bakımından bir çocuğa okuma hevesi vermekten çok uzaktadırlar.

Okul sistemimiz anlama ve uygulama düzeninden çok ezber esaslıdır. Sanki öğrenmekle ezberlemek eşanlamlıdır bizde. Bizdeki bu geleneğin eski (ve belki de yeni) din eğitiminden kaynaklandığını zannediyorum. Orada anlama gerektirmiyor diye düşünülüyor olmalı. Dini bilgiler anlama değil, inanma ve biat bazlıdır. Şüphe ve sorgulama, hatta -bizdeki dini vecibeler bilmediğimiz başka bir dilde olduğu için- anlamak da yoktur. Bu geleneğimiz lise ve üniversitelerimizde de devam ettiği için buralarda edinilen bilgiler sadece sınav geçmeye ve maalesef diploma almaya yarıyor, meslek bilgisi olarak ise –büyük ölçüde- işe yaramıyor.

Eski bir Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörünün bir mezuniyet töreninde “üzülerek belirtmeliyim ki pankreasın vücunun neresinde olduğunu bilmeyen tıp fakültesi mezunları veriyoruz” serzenişini unutmam. Benzer üzüntüyü mühendislik dallarında da söyleyebilirim. Türkçe öğretmenliği eğitiminde durum sanki farklı mı sanki!

“Bizde lazım olan bütün yasa ve yönetmeliklerin hepsi var, yalnız uygulaması yok” ifadesi neyin nesi? Anayasamızda hukuk devleti olduğumuz yazılıdır, ama uygulamada bazen vardır, çoğunlukla da yoktur; öyle değil mi yani?

Devam edecek...

YORUM EKLE