ANNE…

İlk sözcükleri konuşmaya başladığımızda, ilk kez “ANNE” kelimesini kullanırız… Baba kelimesi ise ondan sonra gelir. Anne size yaşamı boyuna koruyucu şemsiyesini açar…

Bu şemsiye altında kendinizi hep güvende hissedersiniz…

Annem Emine Karaçay, 10 Kasım 2020 Salı günü saat 17:30 gibi Tavas Devlet Hastanesi’nde aramızdan ayrıldı…

Annem Emine Karaçay, nüfus cüzdanına göre 84 yaşında idi, 5-6 yıl geç yazıldığı için hep 90 yaşında olduğunu düşünüyoruz.  Merhume annem Emine Karaçay, babam İlyas Bahri’nin 1961 yılının kurban bayramı arifesinde cinayete kurban gitmesi sonucu genç yaşta 5 çocukla dul kalmış… Beş çocuğunu bir çatı altında tutmayı başaran annem Emine Karaçay, 31 torun sahibiydi…

Kocasının yasını bile tutamadan çocuklarına hayatını adayan Emine Karaçay, yaşamı boyunca “Ölüm”  lafını kullanmamaya çalışan, vefat edenlerin arkasından yapılan helvayı bile yememiştir…

Anne ve baba çocukları için çok özeldir…  Anneler hiç çocuklarının üzülmesini ve ayağına taş değmesini istemezler…

Annem 29 Ekim 2020 günü düşünce kalça kemiğini kırmıştı… Denizli Devlet Hastanesi’nde ameliyat oldu… Ameliyat başarılı geçti. Yaşamında ilk kez hastanede uzun süre kalmıştı... Yaşlılığa bağlı rahatsızlıkları vardı…  Ama ihtiyaçlarını görüyordu… 1963 yılında yapılan Kocapınar Köyü’ndeki kerpiç evinin sokağında oturur, gelip geçenlerle sohbet ederdi…

Artık, Kocapınar Köyü’nün “Emine yengesi” ve “Emine Teyzesi” uçup gitti… 59 yıl önce ayrıldığı sevdiceğine kavuştu…

Merhume annemin son nefesine kadar yanında olan kız kardeşim Keziban Karaçay’a, tedavi sürecinde desteklerini esirgemeyen İl Sağlık Müdürü Dr. Berna Öztürk’e, Denizli Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Erkaleli’ye, Acıpayam Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Hulusi Deniz Oğuz’a, Tavas Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. İlker Yiğit’e, Ortopedi uzmanı Dr. Kemalettin Gülbahçe’ye, Denizli Devlet Hastanesi Ortopedi Servisi’ne, Tavas Devlet Hastanesi Palyatif Servisi’ne, Acıpayam ve Tavas Evde Bakım Servisleri’ne teşekkürü Karaçay Ailesi olarak bir borç biliriz…

Annem Emine Karaçay’ı son yolculuğuna uğurladığımız gün yanımızda olan Denizli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Özer’e, Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Erdal Işık’a, Pamukkale Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler ve Kültür İşleri Müdürü Hüseyin Oturaklı’ya, MHP Pamukkale İlçe Başkanı Mehmet Ali Yılmaz’a, Denizli Büyükşehir Belediyesi Engelliler Kent Meclisi Başkanı Sevil Güngör’e, Ege Gazeteciler Federasyonu Başkanı Cem Kaytan’a, Küresel Gazeteciler Denizli Temsilcisi Bülent Öztürk’e, Kocapınar Köyü Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı ve Hak-İş Denizli Şubesi Başkanı Sezai Söylemez’e, Kocapınar Mahallesi Muhtarı Mutlu Solmaz’a, çelenk gönderen Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan’a, Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan’a, Pamukkale Belediye Başkanı Avni Örki’ye, Sarayköy Belediye Başkanı Ahmet Necati Özbaş’a, Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Sema Ramazanoğlu’a, Honaz Belediye Başkanı Yüksel Kepenek’e, DENİB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Memişoğlu’na, DTO Başkanı Uğur Erdoğan’a, DTB Başkanı İbrahim Tefenlili’ye, akraba, dost ve yakınlarımıza acımızı bizimle paylaştıkları için sonsuz teşekkür ederiz…

“BİR AKŞAM KONUĞUM OL”

Denizli’de açtığı Şiir Otel’e şairlerin gönüllerini fetheden edebiyat öğretmeni Esat Bozbıyık, sosyal medya hesabından Ahmet Telli’nin “Bir akşam konuğum ol” başlıklı şiirini paylaştı.   

“Bir akşam konuğum ol

oturup konuşalım biz bize

Anıların çubuğunu yakıp

uzatalım geceyi biraz

Geçmişe bir el sallayıp

yaşanan günleri konuşalım

ve günlerin üstüne çöken

dumanlı, isli havaları

Kendimize daha az zaman

ayırsak da olur geceden

Çünkü boğulabilir insan

yalnız kendini düşünmekten

Kapağı açılmayan kitaplar

unutulmuş aşklar gibidir

Kitaplardan söz edelim

ve onların gizli kalmış

sessiz tatlarından

Sabaha doğru perdeyi

aralayıp ufka bakalım

ve bir çocuk gibi

hayretle seyredelim

güneşin kızıllığını

Konuşulmadan kalan

daha çok şey vardı

diye düşünerek çıkalım

güneşle kucaklaşan balkona

— Üşütmesin sabah serinliği

Bir bardak demli çay

burukluğu gibi kalsın

gecenin ve sabahın tadı

yaşasın anılarımızda

Konuğum ol, oturup

konuşalım bir akşam

ve uzatalım geceyi

sözün çubuğunu yakarak” (Ahmet TELLİ),

“EFENDİM BENİM TERAZİM YOK”

CHP Pamukkale’nin geçtiğimiz yıl yapılan ilçe kongresinde Başkan adayı Savaş Akman, sosyal medya hesabından ilginç bir hikaye paylaştı... Günlük yaşantımızda hep karşılaştığımız hikayeden ders almamız dileğimle…  

“Kocası olmayan yaşlı kadın, tereyağı yapıp bakkala günlük olarak satıyordu.

Ancak bakkal tereyağını hiç tartmıyordu.

Bir gün aklına bir şüphe düştü ve kadının getirdiği yağı tartmaya karar verdi.

1 kg olarak olarak aldığını sandığı tereyağın aslında 900 gram olduğunu görünce çok sinirlendi. Ve ertesi gün kadın dükkana gelince bakkal, “Bir daha senden tereyağı almayacağım.” dedi.

Yaşlı kadın üzülerek, “Efendim bir yanlışım mı oldu?” diye sordu.

Bakkal,”Senin bana verdiğin yağ 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın?” dedi.

Bunun üzerine kadın şöyle cevap verdi; “Efendim benim terazim yok, daha önce sizden 1 kilo şeker almıştım onu tartı olarak kullanıyorum.” dedi.

Tabi bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.

Böyledir işte dünya, ne ekersen onu biçersin. Kime ne verirsen onu alırsın.”

Evet, bakkal yanlışı kendisine yapılınca uyarıyor… Adaletli, tartsaydı… Ona da adaletli gelecekti.

İŞTE; KÖYLÜ REFORMU ÖNERİSİ

Kars-Ardahan Bölgesi’nin başarılı gazetecilerinden Suat İncedere, sosyal medya hesabından, “Köylü reformu” başlıklı bir yazı paylaştı. Yazıdan alınacak dersler var..

“Köylü Reformu

"Gazeteci, bu hükümetin ekonomi ve adalet reformunu gel yanıma otur ben sana anlatayım"

Abi sen nasıl anlatacaksın, koskoca profesörler zor anlatıyor?

"Gazeteci, Rahmetli Demirel "siyaseti öğrenmek istiyorsan Kars'ın köylerine git" dememişmiydi?"

Evet abi..

"Şimdi bak ülkenin durumu aynı bizim evin durumu gibi oldu.

Bundan 10 Yıl önce kapımda 100 koyun, 5-10 inek, traktör ve tarım aletleri vardı.

Kendi tarlam, çayırım dışında bir çok tarla, çayır alır eker biçer üretirdim.

Ot-saman-tahıl bolca olurdu.

Hatta başka köylere bu ürünlerin fazlasını götürür satar, iyi de para kazanırdım.

Nufus kalabalıktı, evde çocuklar ekmek isterken, bense bir elim yağda, öteki elim balda kırallar gibi yaşardım. , ama bir sorun vardı, evde eşitliği sağlayamadığım gibi, adalette kayboldu.

Önce kardeşim hakkını alarak evden ayrıldı..Sonra annem babam evi ikiye ayırdı.

Gücüm kadar borcum vardı, üretirsem taksitle kapanırdı.

O yıl işlerim biraz durgundu.

Önce üretim aracım olan Traktörü sattım bir ev yaptım, birde araba aldım, bir kısmını da borca verdim.

Sonra ekin ekmedim, çayırı biçmedim.

Elde kalan 3-5 inek vardı, o da sütçüye borç ödöyordu, doğduğu buzağı da evin ihtiyaçlarını karşılamıyordu.

Üretim araçları olmayınca maliyet arttı,

Çayırı sattım, tarlayı kiraya verdim.

Bir kaç yakınımda borç istedim, "yüz yıllık evi batırdın, ne parası verelim sana" dediler.

Bazı yöntemler deneyecektim, inek ve danaları sattım, nafile oda tutmadı.

Sıfırı da tüketince arabaya haciz geldi, oda elimden gidince battım.

Şimdi lele yutta kalmış ne fayda?!"

Abi köylü milletin efendisiydi, ne zaman politikacı oldu, çok güzel özetledin, helal olsun valla?

"Gazeteci onu bunu bilmem, ne olduysa bizim evde" adalet" kaybolduğu gün oldu.

Bak, Dünyanın en korkak cismi paradır, güven olmayan yere gitmez.

Kimse güvenin olmadığı yerde durmaz.

Gazeteci, İşte ülkenin durumu da böyle, benim gibi!"

Peki abi ne olacak şimdi?

‘Valla biz ne bilek babam, böyükler bilir!" (kafa ANALİZ Suat İncedere)

Artık, köylü milletin efendisi değil... Çünkü efendilerin sözü dinlenir… Köylü “üretiyorum, kazanamıyorum” diyorsa, bir kulak verilmeli. Ama verilmiyor…

DİLEK GAPPİ’DEN AYLA’’YA DUYGUSAL YAZI…

İzmir Depremi’nin simge simlerinden olan Ayla’yla ilgili İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Dilek Gappi duygusal bir yazı kaleme aldı.   

İşte; Başkan Yardımcısı  Gappi’nin yazısı:

“Ayağından üşürsün...

Çocukluğumdan bilirim.

Ne zaman kardeşim ve ben, annem tarafından babama emanet edilsek ki bu pek nadir olurdu. Biz ‘şahiyane’ vakit geçirirdik.

Hoş babam bir şey yapmasa da olurdu babanın yanında olmak kaçamak gibiydi

.Ama o da pek iyi gezdirirdi.

Cumhuriyet Meydanı’ndan başlar, kimi zaman çalıştığı Nato ya uğrar en son Hisarönü ndeki köftecide biterdi babaya emanet günlerimiz. Biz ağzımız açık eve döner, zavallı babam inceden bir teşekkür beklerken çoğunlukla annem “Hüseyin Bey bu çocuklar üşümüş”, “Ayyakkabıları açılmış görmemişsiniz” gibilerinden nidalar atardı. Çünkü o görürdü. İncelikleri bilmekti sanki işi.

Yıllar aktı...

Çocuğumdan bilirim.., O da babasıyla harika çocukluk geçirdi. Ve ne zaman başbaşa kalsalar mutlaka eleştirecek bir şey bulurdum. Annem gibi öyle siz, miz de değil, bodoslama...

“Çocuk tir tir üşümüş”

O oğlumu almış Kordonda omuzlarında uçak yapıyor misal. Görmezdi ki.

Çünkü incelikler annelerin işi...

Şimdi Ayda dan....

Hastaneden babası onu kucağında çıkarırken o çıplak ayaklarından bilirim annesizliği...

Anne olsa mümkün değil, iki gün önce yoğun bakımda yatan çocuğunun çorapsız çıkışına izin vermezdi. “Araba şuracıkta iki dakika”, yok canım mutlaka giydirilmişti o çorap ona. Ya da kallavi fırça vardı eve gittiklerinde...

Annesizlik sadece ayakların üşüdüğünde değil başına her çorap ördüklerinde de yanındaki göz sırtındaki dayanaktır.

Üşürsün geçer belki iki gün yatarsın biter ama başına gelecek tüm derdi sıkıntıyı ilk görenden mahrum kalmaktır annesizlik.

Çocuğuna yaşam üçgeni yaratan, o vücudunu siper ederek koruyan anne yaşasaydı mümkün değil Ayda hastaneden çıplak ayakla çıkmazdı.

Elbette büyüyecek Ayda ama ayakları değilse de kalbi hep üşüyerek....”

Deprem çocukları öksüz bırakmaz… Çürük yapılan konutlar öksüz bırakır…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2087’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

SALI’NIN SÖZÜ:

Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE