Bireysel Silahlanmada Son 4 Yılda Yüzde 69 Artış!

Bireysel silahlanmaya karşı olan Umut Vakfı’nın yayımladığı rapora göre; Türkiye’de sonu yaralama ve öldürmeye varan silahlı şiddette son 4 yılda yüzde 69 artış yaşandı. Eskişehir’de, Ankara’da ve Konya’daki üniversitelerde yaşanan olayda da bireysel silahlanmanın ne kadar hat safhaya ulaştığının kanıtı oldu.

Bireysel Silahlanmada Son 4 Yılda Yüzde 69 Artış!

Türkiye'de silahlı şiddet her geçen gün artıyor. Okullara, üniversitelere kadar sokulan tabancalarla cinayetler işleniyor, hayatlara kastediliyor. Bireysel silahlanmaya karşı olan Umut Vakfı bir rapor yayımladı. Rapora göre; sonu yaralama ve öldürmeye varan silahlı şiddette son 4 yılda yüzde 69 artış yaşandı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde araştırma görevlisi Volkan Bayar, silahla 4 akademisyeni katletti, 3 kişiyi de yaraladı. 2019 yılının ikinci gününde ise acı bir haber Ankara’dan geldi. Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi Ceren Damar Şenel, öğrencisi tarafından darp edildi, silahla öldürüldü. Yaşanan son olayın adresi ise Konya Selçuk Üniversitesi oldu. İletişim Fakültesi’nin önüne 25 yaşındaki Y.D. pompalı tüfekle geldi, kapıya dayandı. Neyse ki son olayda ölen ya da yaralanan olmadı. Ancak yaşanan bu üç olayın ortak acı gerçeği ise; ‘Bireysel Silahlanma’nın artmış olduğuydu. DRT Denizli haber ekibi olarak, olası bir katliama davetiye çıkarabilecek bu durumu konunun uzmanlarına sorduk.

“BİREYSEL SİLAHLANMA SOSYAL BİR SORUN HALİNE GELDİ”

“Ülkemizde acı bir gerçek var ki; bireysel silahlanma son dönemlerde artan bir ivme ile sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor diyen” Uzman Psikolog Dr. Haluk Alan; “Artık görüyoruz ki bu toplumun birçok bölümünü etkilemeye başladı. Tabi bunun toplumsal bir sorun olması demek bireysel bir sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Hatta belki bireysel bir sorun olarak ailede başlıyor. Yine en başta çocukluk döneminde ebeveynlerin üzerine düşen bir takım görevler var. Yani insanlar çocuklarını daha barışçıl yollarla sorunlarına çözüm arayabilecekleri gösterilmeli ya da öğretilmeli. Diğer açıdan bakarsak katil dediğimiz kişiler kendilerini haksızlığa uğramış olarak kabul edebilirler, yaşadıkları ortam da kendilerini güvende hissetmiyor olabilirler. Bu kişilere bakarsak onların kendilerine göre çok rahat gerekçeleri olabilir. Bu belki bir miktar davranış noktasına da bakmak lazım. Yani niyet ile davranış arasındaki ilişkiyi de görmek lazım” diye konuştu.

“DOĞRU İLETİŞİM KURMAYI ÖĞRENMEK GEREKİYOR”

Dr. Alan bireysel silahlanmanın önüne geçmek için unları söyledi; “Tabi ben daha arka planda gerçekten ailelere çok büyük görevler düştüğünü düşünüyorum. Aileler her şeyden önce barışçıl yollarla, illegaliteye düşmeden legal yollarla sorunlarını çözebilme yeteneğine sahip çocuklar yetiştirmeli. Bu yine maalesef bizim yapmadığımız bir yerden geçiyor. O da; iletişim. Kendini iyi ifade etmesine olanak sağlanmamış aksine baskılanmış insanlarda kendine güvensizlikte beraberinde geliyor. Evet belki bir miktar kanunlardan kaynaklanan nedenlerle belki başka bir takım durumlardan dolayı böyle bir silahlanmaya gidildiğinde de en kolay yolu, en basit yolu kullanmaya kalkıyorlar. Silahlar katil değildir. Katil olan o silahı kullananlardır. Ama ben bir silahtan öte sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. Sadece, burada meselenin silahlanma olmadığını bilerek daha caydırıcı kanuni işlemlerin yapılmasının ben uygun olacağını düşünüyorum. Bireysel silahlanma ile ilgili zararın neresinden dönülse kardır diye düşünüyorum ve toplumun, ailenin bu konuyla ilgili bilinçlendirilmesi ve doğru iletişim kurmayı öğrenmek veya öğretmek gerekiyor” diye konuştu.

“CEZALARIN VE CAYDIRICILIĞIN YÜKSEK OLMASI GEREKİYOR”

Ruhsatsız tabanca veya pompalı tüfek taşımanın hukuki boyutunu aktaran Avukat Alptuğ Burak Karatepe; “Ülkemizde özellikle ateşli silahların edinilmesi ile ilgili belli başlı düzenlemeler var. Buna ilişkin mevzuat olarak ayrı bir kanun söz konusu. 6136 sayılı kanun buna ilişkin düzenlemeyi ve cezai müeyyideleri belirlemiştir. Ülkemizde normal bir tabanca gibi ruhsata ihtiyaç duyulan silahları vatandaşların meşru yollarla edinilmesi belli müeyyidelere bağlanmış ve kolay değil. Örneğin Amerika’da ki gibi bir bireysel silahlanma durumu yasal mevzuat çerçevesinde ülkemizde söz konusu değil. Ancak bahsedilen şekilde pompalı tüfek, özellikle yivsiz tüfekler anlamında her bir vatandaşın kolaylıkla edinilebileceği bir düzenleme mevcut. Fakat internet satışlarında pompalı tüfek ruhsatı zaten mevzuatımız çerçevesinde de bir vatandaş pompalı tüfek için ruhsata başvurduğunda çok cüzi bir miktara sahip olabiliyor. Ve bu ruhsatı aldığınızda 6 taneye kadar pompalı tüfek satın alınabiliyor. Yani pompalı tüfek anlamında çok kolay sahip olunabiliniyor. Özellikle internetten yapılan pompalı silah satışı kesinlikle denetlenmiyor. Öncelikle bu satışa kesinlikle önlem alınmalı. 6136 sayılı kanun çerçevesinde bir kişi üzerinde ruhsatsız silah yakalandığı takdirde 1 yıldan 3 yıla hapis veya 30 günden 100 güne kadar adli para cezası hükmediliyor. Yani Şu aşamadaki ceza infaz kanunu ve denetimli serbestlik kanunu çerçevesinde değerlendirirsek hapis ve para cezalarının caydırıcılığı konusunda şüphelerin oluşmaması da mümkün değil. Tabi bu kanun çerçevesinde yakalanan silaha el konuluyor ve bireysel anlamda vatandaşlar hakkında işlem başlatılıyor. Bir avukat ve vatandaş olarak özellikle mevzuata aykırı silah sahibi olmanın cezasının fazla ve caydırıcılığının yüksek olması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

“BİZ TOPLUM OLARAK GÜVENLİĞİ ÖNEMSEMİYORUZ”

Denizhan Özel Güvenlik Okulu sahibi Nihat Çavuşoğlu, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Biz güvenlik okulu olarak gerekli olan tüm eğitimi veriyoruz. Ancak eksik olan bir şey var, halkın bilinçsiz olması. Örneğin bugün bir üniversite ben 3 tane özel güvenlik alacağım. Sonra aldığınız güvenlik elemanlarına deniyor ki; ‘senin bekleyeceğin yer burası. Giriş çıkışları kontrol et. Herhangi bir problem olursa bana bilgi ver.’ Ama orada istenen tek bir şey vardır o da problemin olmaması. Fakat problemin olmadığı yerde güvenliğin ne işi var? Güvenlik örneğin üniversite kapısında beklerken kartı olan içeriye zaten rahat giriyor. Ama acaba kartla içeriye girerken bagajında pompalı tüfek ya da tabanca gibi ateşli silah var mı bu bilinmiyor. Kartı basıp giren adam güvenlik tarafından durdurulup aracın aranması gerektiği belirtilse o güvenlik görevlisinin görevine ertesi gün son verilir. Ama yapılması gereken odur. Kartı da olsa kişilerin yasa gereği araçların aranması gerekiyor. Ya da ben üniversiteye gidip şu kişiyi göreceğin diyorum güvenlik elemanına. Kontrol var mı? Yok. Ben belki o kişi görmeyeceğim. İçeriye bir çok tehlikeli şeyi sokmuş olabilirim. Güvenlik kapıdan başlar. Üniversiteye giriş yapan öğrencilerin üstlerinde bir şey taşımadığını kim biliyor? Bütün üniversitelerde alınması gereken önlem var. Birincisi her kapıda X-RAY cihazı olacak. İkincisi kamu kurumu ya da AVM’ler de güvenlik elemanları araçları tam kontrol etmeli. Ama biz toplum olarak güvenliği ön planda tutmuyoruz. Özellikle kamu kurumlarında yapılması gereken işlem ilk önce yöneticilerin bilinçlendirilmesi lazım. Toplumun bilinçlendirilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

HATİCE DEMİR - ALPER PARLAK  

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2019, 10:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER