ASRIN YESEVÎSİ: SEYYİD AHMET ARVÂSÎ…

Bir fikir ve dava adamı… Eğitimci, yazar, şair ve sosyolog… Derinlikli bir aydın, münevver, düşünür ve entelektüel… Türk-İslâm Ülküsü’nün fikir babası. Bu toprakların harcı, Türkiye’nin birliği ve beraberliği için kafa yoran bir numune-i imtisal şahsiyet…

O, Asrın Yesevîsi “Seyyid Ahmet Arvâsî…”

Onu hiç tanımadıysanız büyük bir kayıptasınız demektir. Şöyle kısadan kısaya yazdıklarına ve fikirlerine bir göz atmanızı isterim. Hiç mi vaktiniz yok? Bu yazımız bir damlacık su olsun; tadımlık… Gerisi zaten gelecektir.

15 Şubat 1932 yılında dünyaya geldi. 56 senelik ömrünün her bölümünde hep konuştu ve yazdı. Fikirlerini hür bir biçimde ifade etti. Kimi zaman cezaevine düştü. Zor günler geçirdi, Mamak cezaevinde işkenceler gördü, hastalandı. Ama yazmaktanve fikirlerini ifade etmekten hiç mi hiç geri durmadı. Fikir çilesi hep devam etti.

Ve 31 Aralık 1988 tarihinde ahirete irtihal etti. Öyle ki vefat ederken çok sevdiği daktilosunun başındaydı.

Vefat etmeden birkaç gün evvel yazdığı, ‘Yılbaşı ve mutlu azınlıklar’ isimli makalesinde; "Kültür emperyalizmi ne demekmiş? Dünyadaki mücadeleler, boğuşmalar ve didişmelerden onlara ne? Onlar, sadece, kendi mutluluklarını düşünürler. Evet, “mutlu azınlıkların” hayat felsefesi bu... Görünen odur ki, onlar bize, biz onlara “yabancı” düşmüşüz... Allah, sonumuzu hayra tebdil eylesin..." diyerek topraklarına yabancılaşmış insanlardan yakınıyordu.

Arvâsî hocayı, vefatının 30. sene-i devriyesinde rahmetle ve dualarla yâd ettik yine… Mekânı cennet, makamı âlâ olsun…

KENDİNİ ARAYAN İNSAN…

Arvâsî hoca, yaşadığı dönemde ülke gençlerini bir şekilde düşünmeye, fikirlerle harmanlamaya ve üretmeye çağırmış bir mütefekkirdir. Âlemşümul bilgi ve fikir yüklü yazılar kaleme almıştır. O, ayrıca; dar bir düşünce çerçevesine sığdırılamayacak bir fikir adamı, herhangi bir grupla sınırlandırılamayacak derinliğe sahip cihanşümul bir toplum bilimcidir…

Henüz yirmili yaşlarda "Kendini Arayan İnsan" adını taşıyan ağır akademik kitabı kaleme almış müstesna bir şahsiyettir Seyyid Ahmet Arvâsi... Sözlerinde ve yazılarında derin bir anlam bulursunuz; her kelimeyi, her cümleyi not eder ve sonrasında oturup üzerinde düşünür, araştırırsınız. Kuru kuruya sözlerden ibaret değildir kaleme aldıkları. Sizi bir fikir girdabına çeker ve kendi varlığınızın farkına varmanıza vesile olur.

Kitaplarında en fazla din, ahlâk, eğitim, örf ve ananelerin önemi ve korunması ile batıl ideolojiler üzerinde durmuştur. Ayrıca ırklar, İslâm'ın ırklara bakışı, felsefe, pozitif ilimler, sanat, estetik, ideolojiler, bilgi, bilginin kaynakları, Doğu Anadolu gerçeği ve Türk milletinin fetih hedefleri gibi yüzlerce konuyu kitaplarında işlemiştir.

Özellikle; “Kendini Arayan İnsan”, “İnsan ve İnsan Ötesi” ve “Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz” kitapları, mutlaka okunması gereken eserler arasında yer almalıdır.

Bu yolculuğunu şöyle anlatır: “Yardımlarına inandığım büyüklerin hakkımda hükmettikleri 'mücevher' tespiti ile fikir ve çile sancılarıyla nice uçurumların kenarından, yine onların yardımları ile kurtuldum ve ulvi davamın yolunda yürüdüm. Bu yolda en büyük müracaatım İmamı Rabbani hazretlerine oldu ve kalemimi ona teslim edip bu eserimi onun himmeti ile tamamladım.”

Özellikle günümüzde, kendini arayan gençlerimizin, Seyyid Ahmed Arvâsî’nin “Kendini Arayan İnsan” adlı kitabını okumaları tavsiye ediyorum. Eseri okumaya başladığınızda mücerred kavramlara yaklaşırken, kavramların nasıl incelenip sorgulanacağına, nasıl fikir yürütüleceğine dair bir beyin fırtınasına da girizgâh yapmış olacaklar.

EMPERYALİSTLERE BİR ÇİFT SÖZ…

Emperyalistlere ve Türkiye üzerinde oyun kurmak isteyenlere de bir çift sözü vardır Arvâsî hocanın…

“Asla unutmamak gerekir ki, yabancı ideolojiler, yabancı ve istilacı devletlerin fikir paravanalarıdır. Milletleri içten vuran sinsi tuzaklardır. Bunu bildiğim, buna inandığım içindir ki, Türk milletini parçalama oyunlarına ve tertiplerine karşı durmayı, büyük bir namus ve vicdan borcu bilmekteyim…”

(….) “Şüphesiz bu oyunlar bitmemiştir ve kolayca biteceğe de benzemez. Kesin olarak iman etmişimdir ki, Müslüman Türk milleti ve onun devleti güçlüyse, İslam dünyası da güçlüdür. Aksi bir durum varsa, bütün Türk dünyası ile birlikte İslam dünyası da sömürülmektedir. Galiba bu durumu en iyi idrak edenler de düşmanlarımız. Onun için bütün İslam dünyasını esir almak isteyen şer kuvvetlerin ilk hedefi Türk devleti ve Türk milleti olmuştur. Tarihten ibret almasını bilenler, bunu ayan-beyan göreceklerdir. Durum günümüzde de aynıdır. Onun için diyorum ki; Türk devletini yıkmak ve Türk milletini parçalamak isteyen bölücüler yalnız Türklüğe değil, İslam'a da ihanet etmektedirler…” (Seyyid Ahmed Arvasi, Hasbihal, C:1)

“KARA” VE “KIZIL” EMPERYALİZM…

Seyyid Ahmet Arvâsî hoca, emperyalizmi “kara” ve “kızıl” olarak ikiye ayırır. Bunları engelleyecek en büyük gücün de, milli ordulardan ziyade, iyi yetişmiş aksiyoner eğitim kadroları olduğunu söyler. Yabancı emellere ve niyetlere göre tasarlanmış sömürgeci bir eğitim anlayışı ile milletimizin bekasının olamayacağının altını kalım çizgilerle çizer.

Arvâsî hoca, her medeniyetin kendine mahsus bir estetik anlayışa sahip olduğuna işaret eder ve kendine mahsus estetik anlayışı gelişmemiş bir toplumda, orijinal bir medeniyetin ortaya çıkmasını da mümkün görmez.

Bu tespitler çok önemli ve üzerinde uzun uzadıya tartışılıp konuşulması gereken konular olarak önümüzde durmalıdır.

1985’TEN GÜNÜMÜZE JEOPOLİTİK BİR AYNA…

14 Kasım 1985’te yazdığı “İslâm Dünyasının bugünkü durumu” başlıklı yazısı ise âdeta günümüzde cereyan eden hâdiseleri tahlil eder nitelikte… Şöyle der Arvâsî hoca: “Java’dan Afrika’ya kadar pek çok Müslüman ahalinin şu anda bile ümidi Türkiye’dir. Türklüktür. Onlar ümit ediyorlar ki, Müslüman Türkoğlu, yine tarihî misyonuna eş bir silkinişle ayağa kalkacak, içtimaî, iktisadî, harsî, medenî, siyasi ve askerî bir güç geliştirerek bütün İslâm Âlemini, bütün esir Türklüğü, bütün mazlum milletleri, emperyalizmin pençesinden kurtaracaktır…”

Günümüze gelelim… Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin kapalı kapılar ardında İsrail ile iş tutmalarına, ülke varlıklarını ABD, İngiltere ve Fransa’ya peşkeş çekmelerine, Türkiye’ye karşı takındıkları tavırlara baktığımızda, vaziyetin Arvâsî hocanın söylemleriyle örtüştüğünü açıklıkla ifade edebiliriz.

“Seyyid” yani Arap kökenli Peygamber evlâdı olmasına rağmen, Türk milliyetçiliğinin en mühim fikir adamlarından biriydi Arvâsî hoca… Milliyetçi ve mukaddesatçı biri idi fakat onun milliyetçiliğinde ırkçılığa yer yoktu.

Gazeteci-Yazar Yücel Koç da, geçtiğimiz haftalarda Tokat’ta tertip edilen bir anma programında şu önemli tespitlerde bulunmuştu…

“Yaklaşık üç hafta önce Viyana'da sohbet ettiğim bir Türk rehber şu cümleyi kurdu; 'Bugüne kadar 50'den fazla ülkede turist rehberliği yaptım. Arap'a dinini sorarlar, Acem'e dinini sorarlar. Fakat biri Türk'se asla ona dinini sormazlar. Çünkü bilirler ki Müslümandır...' Şaşırdım. 'Seyyid Ahmet Arvasi Hoca'yı bilir misiniz, eserlerini okudunuz mu?' diye sordum. İlk defa benden duymuştu bu ismi. Arvasi Hoca'yı bilmiyordu ama onun neredeyse yarım asır evvel yaptığı tespiti anlatıyordu farkında olmadan. Evet, Türk demek İslamiyet demekti…”

KAPİTALİST VE MARKSİST EKONOMİ ANLAYIŞLARI VE ARVÂSÎ HOCA…

Arvâsî hocanın, ekonomi ve iktisat ile ilgili temel görüşleri de çok önemlidir ve üzerinde düşünülmesi gereken noktaları barındırmaktadır.

Arvâsî hocaya göre; hem Marksistlerin hem de klasik iktisatçıların unuttukları çok önemli bir nokta vardır ki, o da şudur:

“Bugün insanlar, ister işçi, ister işveren durumunda olsunlar, üretim güçlerini ve ürettikleri değerleri, hem sayı, hem kalite itibarıyla kendilerinden önce yaşayan ve şimdi hayatta olmayan milyonlarca insanın beden ve zihin emeğiyle ulaştıkları ilmi ve teknik seviyeye, üretim araçlarına, geliştirdikleri müesseselere, keşfettikleri enerji kaynaklarına, kısaca ürettikleri maddi ve manevi tüm değerlere borçludurlar. Bütün insanlığın sahip olduğu maddi ve manevi zenginliklerin gerçek üreticileri, günümüzde yaşayan nesillerden çok, tarihin bağrına gömülmüş olan geçmişteki nesillerdir. Hepimiz, onların mirası üzerinde tepinmekteyiz. Sahip olduğumuz değerler, bizden çok, onların emekleriyle üretilmiştir. Bir an için ‘proletaryanın’ ve ‘kapitalistin’, bu tarihî mirastan ve bu ‘birikmiş değerden’ mahrum kaldıklarını düşünün. Onlar, bugün, üretebildikleri sayı ve kalitede mal ve hizmetleri üretebilirler miydi? Yahut, bu mal ve hizmetlere sahip olabilirler miydi? Yine bir an düşünün, bugün bir otomotiv sanayiinde, her üç-dört dakikada bir otomobil imal edilmektedir. Bizden önce yaşayan milyonlarca insanın, binlerce yıldan beri süzülüp gelen beden ve zihin emeğinin ortaya çıkardığı değerlerden mahrum kalınsaydı, patronlar, teknokratlar ve proleterler bu başarıyı gösterebilirler miydi? O hâlde, kim kimin emeğiyle yaşıyor? Bu konuda komünizmin de, kapitalizmin de yorumları yetersizdir ve yanlıştır…”

MENFAATLERİMİZ VE SANDALYE DENKLEMİ…

Seyyid Ahmet Arvâsî, bir konferansta birden bire sandalyeyi kafasının üstüne kaldırır. Herkes şaşırır bu duruma. Başı sandalyenin altındadır. Birkaç saniye sonra da sandalyeyi indirir ve üzerine çıkar. Dinleyiciler meraklı gözlerle Arvâsî hocaya bakmaktadır. Ve der der ki: “Menfaatleriniz bu sandalyedir. Eğer üstün tutarsanız alçalırsınız. Fakat menfaatlerinizi ayaklarınızın altına alırsanız yükselirsiniz.”

Kıssadan hisse: Şöhretin, paranın, iktidarın, makamın peşindeyseniz, unutulursunuz ama inandığınız değerlerin, ilkelerin peşinde bir ömür sürerseniz her daim hatırlanırsınız…

Seyyid Ahmet Arvâsi… Anlatmaya devam etsek, sayfalar yetmez… İyi yetişmiş aksiyonerbir geleceğe ihtiyacımız bugün daha da çok hissedilirken; onun fikir ve sözleri hâlâ günümüze ışık tutuyor. Bizlere ise, o ışıktan yansıyan huzmeleri yakalamak kalıyor.

Yakalayanlara ve okuyanlara afiyet olsun…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Suleyman isen
Suleyman isen - 3 ay Önce

Harika entellektüel bir yazı .Teşekkürler.

banner21

banner20