ATAM, YOLUNUZ YOLUMUZDUR

Ulu Önder Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 82. Yılında özlemle anıyoruz. Ülkemizde bugün hayat saatler 09:05’i gösterdiğinde bir dakikalığına duracak. 7’den, 77’ye herkes Atatürk’ü anmak için tören alanlarını dolduracak.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrası yeni Türkiye Cumhuriyetine kazandırdığı yaşam şekli, bir çok ülke tarafından rol model olarak seçilmiştir.

Bugün saygı ve özlemle andığımız Atatürk’ün merak ettiğimiz ve bilmediğimiz yönlerini sizinle paylaşmak isterim.     

İşte; Atatürk’ün merak ettiklerimiz:

“1-) Gerçek bir hayvan sever.

Atatürk hayvanlara çok düşkündü. Atlarla birlikte köpekleri çok sevdiği, onlarla yakından ilgilendiği bilinirdi. Ayrıca kuşlara karşı da ilgisi vardı ve Çankaya Köşkü’nde birçok güvercinin bakıldığı bir güvercinlik kurdurmuştu. Atatürk Orman Çiftliği’ndeki hayvanlarla da yakından ilgilenir ve durumlarını takip ederdi.

 2-) Hem ilk öğretmen, hem hayat boyu öğrenci…

Eğitime her şeyden çok önem verirdi. Tüm işlerini bırakıp bazı liselerin bitirme mülakatlarına girer, öğrencilere eğitimlerini hangi dalda devam ettirmelerinin doğru olacağı konusunda tavsiyelerde dahi bulunurdu. Kendisinin en başarılı olduğu ders matematikti. Zaten geometride bazı terimlerin Türkçeleştirmesini bizzat yaptığı bilinmektedir. Ayrıca özellikle tarihe karşı da büyük merakı vardı. Bu konuda çok okur ve sürekli öğrenmeye devam ederdi.

3-) Yabancı dile karşı bitmeyen bir merak…

Atatürk’ün yabancı dil bildiği genel bir bilgidir. Ancak hangi dile ne derecede hakim olduğu pek bilinmez. Mustafa Kemal’in, Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır İdadisinde Fransızca, Harp Okulu ve Harp Akademisinde buna ilaveten ikinci yabancı dil olarak da Almanca eğitimi almıştır.

Fransızca daha önde olmak üzere iki dile de hakimdir. Bu iki dilde kitap okur, konuşabilir ve hatta çeviriler yapardı.

Belli sürelerde yaşadığı Selanik, Sofya, Trablusgarp gibi yerlerde yerel lisanları (Bulgarca, Arapça, Yunanca) anlayıp bir miktar konuşabildiğine de şüphe yoktur.

Bir süre Ankara’da Japoncaya merak saldığı ve Japon Büyükelçi’den ders aldığı da bilinir.

 4-) En sevdiği yemek…

Atatürk’ün en sevdiği yemek, kuru fasulye ve pilavdı. Manastır’da yatılı okuduğu dönemden kalan bir alışkanlıktır bu aynı zamanda.Ancak Atatürk hakkında bilinen bir gerçek de, yemeğe pek düşkün olmadığıdır. En sevdiği kuru fasulye pilavı dahi çatal kaşık ucuyla az miktar yerdi.Bu kadar az yiyip uzun geceler boyu başka bir şey yemeden çalışması çevresindekileri şaşırtmıştır.Ölümüne yakın canı enginar çekmişti. Mevsimi olmadığı için Hatay tarafından getirtilmesi sağlanmıştı. Ancak nadiren arzu ettiği bu yemeği yemek kısmet olmamıştı.

5-) Tüm gömleklerde aynı renk tercihi…

Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Başka renk gömlek giymezdi. Beyaz gömlekler önce İsviçre’den getirtilirdi. Daha sonra yerli üretim ve tüketimin desteklenmesi amacıyla gömlekleri Beyoğlu’nda diktirilmiştir.

 6-) En büyük iki hayali…

Atatürk’ün iki hayali vardı: Biri özellikle Türk tarihi ve dilini araştırabileceği uluslararası bir geziye çıkmaktı. Bu geziyi siyasi bir lider olarak değil bir araştırmacı olarak yapmak istiyordu. İkinci hayali ise çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Rumeli’nin dağlarını, nehirlerini, doğasının tekrar görebilmekti. Ancak bu iki hayali de gerçekleşemedi.

7-) Tam bir kitap kurdu…

Atatürk’ün okumayı çok sevdiği bilinir. Askeri kitaplardan edebiyata, tarih araştırmalarından yabancı dil geliştirme kitaplarına kadar uzanan geniş bir yelpazede kitaplar okur, mutlaka üzerlerine notlar alırdı.

Atatürk’ün binlerce kitabı vardı. Bunlar arasından Reşat Nuri Güntekin´in "Çalıkuşu" romanını her zaman yanında bulundurur ve ara ara açıp kısa da olsa bazı pasajları okurdu.

8-) Müzik ve dans tutkusu…

Atatürk’ün özellikle Rumeli müziklerine düşkün olduğu bilinir. Ama dans tutkusu müziğin de önündedir. Valsten folklora kadar birçok dans türünü layıkıyla icra edebilirdi. Müzikli davetlerden Balkan dansları festivallerine kadar pek çok yerde dans ettiği görselleri mevcuttur.

9- ) Şık ve özenli…

Atatürk dış görünüşüne önem verirdi. Bu açıdan modernleşen Türkiye’ye örnek olduğunun farkındaydı. Takım elbiselerinin tasarımlarını bazen kendisi çizer, ona göre diktirirdi. Düzen konusunda takıntılıydı aynı zamanda. Bu giyimindeki özene de yansırdı.

Son söz olarak, Yolunuz yolumuzdur diyoruz….

GÜLE GÜLE HÜSNÜ ABİ…

Gazetecilik mesleğine adım atmamda büyük rol oynayan ve medeni cesaretimin oluşmasında payı büyük olan ve her zaman saygı duyduğum Hüsnü Okumuş 5 Kasım 2020 Perşembe günü aramızdan ayrıldı. 7 yıl önce aramızdan ayrılan çok sevdiği kızı Su Okumuş’a kavuştu.

5 Nisan 1982 tarihinde Hürriyet Haber Ajansı’nın Gazi Bulvarı üzerindeki Balcı Pasajı’ndaki bürosunda, köylümüz avukat Mustafa Ali Çetin’in tavsiyesiyle tanıştık. Hürriyet Haber Ajansı’nda 12 yıl çalıştım. Bunun 10 yılı Büro şefimiz Hüsnü Okumuş’la idi.

O, bir öğretmen edası, babacan tavrıyla yaklaşır ve bildiklerini bize öğretirdi…

Ben, haber notu almasını, haber yazmasını, fotoğraf çekmesini, siyah / beyaz fotoğraf banyosunu, baskısını, telesk kullanmasını Büro şefimiz Hüsnü Okumuş’tan öğrendim.

Haber paylaşımını sevmezdi… “Biz Bakkal değiliz” derdi…

Haberi koklaması her zaman farklıydı…

Okumuş, “Bir gazeteci herkesten bilgi alır, konuşur,  ama herkesle akşam yemeğine gitmez” derdi…

Gönderdiğimiz haberler Hürriyet Ege ekinde manşete girmiş ve iyi değerlendirilmişse, bir sabah kahvesi içerdi.

Hürriyet Haber Ajansı’nın ilçe muhabirlerinin bulunmasından katkım büyüktür. Taksici İsmail abiyle ilçeleri kaç kez tur ettik bilmiyorum…

Yirmi Gazetesi’nin ilk fizibilite çalışmasını ben yaptım… Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri’nden istifa ederek, Denizli’de “Yirmi Gazetesi’ni yayın hayatına geçirmişti. Yirmi Gazetesi Denizli’nin ilk renkli ofset gazetesiydi.

Ama Denizli; Yirmi Gazetesi’ne sahip çıkmadı. Yirmi Gazetesi’nin DEHA TV’ye sattı. Yirmi Gazetesi daha sonra “DEHA 20” ismini aldı.

Hüsnü Okumuş, Denizlilileri fotoğraf sanatıyla tanıştıran isimlerin başında gelir.

Denizli’de Bülent Öztürk, Seval Uysal, Güngör Yıldız, Fikri Tüfekçi, Ayhan Akar ve benim gazetecilik mesleğine adım atmamızı sağlamıştır…

Hüsnü Okumuş’un yetiştiği dönem ile bugün arasında dağlar kadar fark elbette… Günümüzde bilgiye ulaşım hem kolay, olmasında rağmen aslında çok zor…

Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir sütun haber, etkili olurdu…

Şefimiz Hüsnü Okumuş’tan çok şey öğrendik… Haberimizin arkasında durmayı ve haber takibini öğrendik…

Şefimiz Hüsnü Okumuş’u saygı ve sevgiyle anıyoruz.

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2080’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

SALI’NIN SÖZÜ:

“Hayatı ve özgürlüğü için ölümü göze alan bir millet asla yenilmez”

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE