ATİLLA SEZENER’DEN TARİHE NOT

Sosyal medyayı etkin kullanan avukat Atilla Sezener, Denizli’deki ipek böcekçiliği hakkında bilgiler aktardı… İpek böceği tohumlarının Japonya ve Bursa’dan geldiğini vurgulayan Sezener, “Denizli’de ipek Böcekçiliği vardı” başlıklı yazısında Denizli’nin 1950-1970 yıllarının fotoğrafını çekiyor. Atilla abinin yazısında şunları vurguluyor…

“DENİZLİ’DE İPEK BÖCEKCİLİĞİ VARDI…

Denizli’de bir zamanlar yaygın olarak ipek böcekciliği yapılırdı. İnsanımızın yazılı kültürü gelişmediğinden, işin başlangıcını tespit mümkün olmadı. Yalnız kesin olan bir bilgi varsa bu iş Cumhuriyetten çok önceye dayanıyor. İpek işini Leodikya’ya kadar dayandıranlar da var.
İlk kez Çin’de bulunup geliştirilen ipek böcekçiliği, iklimi uygun olan bütün bölgelere yayılmıştır. Türkiye’de bu işin başkenti Bursa’dır.
Denizli’nin yanı sıra başta Buldan olmak üzere ilimizin pek çok yerinde yaygın olarak yapılıyordu.

Denizli’ye tohumlar Japonya ve Bursa’dan geliyordu.
Denizli 50’li yıllara kadar hemen tek katlı yığma evlerle doluydu. Bu bahçeli evlerin etrafını yüksek duvarlar çevirir ve mutfak bahçenin en ucunda bulunurdu. Birçoğundan arık geçerdi. Bir kısım evde içme suyunu temin için tulumbalar vardı. Tulumbasızlar ise hemen her sokakta akan artezyen sularından yararlanırdı.
Bazı aklı evveller bahçelerini betonla kaplatıp, kışın soğuktan yazın sıcaktan sıkıntı çekerlerdi. Betonu reddedenler ise daha akıllı olup, toprakla temas ve onun nimetlerinden çokça yararlanırlardı. O bahçelerde birçok meyve ağacı yanı sıra, sayısız renkte ve çeşitte çiçekler ve ayrıca patlıcan, domates, kabak, biber gibi sebzeler yetiştirilirdi.
İpek böceğinin tartışmasız bir numaralı hammaddesi olan dut ağacı da pek boldu. Dut ağaçları Kayalık’tan Çaybaşı caddesine kadar tüm caddelerde sıra ile ekilmiş ve büyütülmüştü. Sonradan bunlar maalesef söküldüler.
Tarım Bakanlığına bağlı İpek böcekciliği İstasyonu Çaybaşı Caddesi’ndeydi. Son müdür Hayri Tuncer’di. 1950’li yıllarda bu istasyon kapatıldı ve Denizli’de İpek böcekciliği işi yavaş yavaş bitti.
Doğal yollarla elde edilen ipeğin masraflı, zaman alıcı oluşu ve tüketime yetersizliği karşısında yeni yollar bulundu… Bu durumda kavak, göknar, söğüt gibi selülozca zengin ağaçlardan kimyasal yollarla suni ipek elde edilerek piyasaya verildi. Daha sonraları petrol ve başka maddelerden sentetik liflerle piyasa iyice dolduruldu. Böylece mertlik bozuldu… Denizli’de ipek böcekciliği işi tarihin derinliklerinde kayboldu.”

Atilla Sezener abimize tarihe not düştüğü için teşekkür ederiz…

“ERDAL İNÖNÜ’DEN ESPRİLER”

Avukat Atilla Sezener, 31 Ekim 2007 tarihinde aramızdan ayrılan Erdal İnönü hakkında anılardan bir demet paylaştı…

İşte; Erdal İnönü’nün esprileri…

“Dünya’nın tüm parlamentolarında siyasiler çeşitli konular da espriler üretmişler ve bunlar kayda geçerek gelecek nesillere aktarılmıştır.
Bizim bu konuda oldukça kısır olduğumuzu söylemem gerekiyor. Nedenini yazarsam kırıcı olabilirim, onun için pas geçiyorum.
Bu işin meraklısı olduğumdan hafızamı yokluyorum ve ancak çocukluğumdan beri aklımda kalanlar Faik Ahmet Barutçu, Osman Bölükbaşı ve Erdal İnönü’dür. İnönü’den birkaç hatırlatma yapayım:

Erdal İnönü’ye soruyorlar:
- Politikaya atılmanızın sebebi nedir?
- Vallahi benim geçerli bir nedenim var. Benden daha kötülerin yönetmesini istemiyorum.
***
Bir parti toplantısında sempatizanlardan biri İnönü’ye sesleniyor…
- Ölürüm uğruna.
- Dur ölme!. Bir oy bir oydur.
***
Erdal bey ve partili arkadaşları lokantaya gittiklerinde garson gelir :
- Ne yemek istiyorsunuz efendim?
- Teşekkürler, biz birbirimizi yiyoruz.
***
Başbakan yardımcısı olduğu dönemde Irak’a gider. Diktatör Hüseyin Saddam’a petrol bahanesi için Kuveyt’e saldırmamasını öğütleyecektir.
Bağdat’ta protokol müdürü İnönü’yü uyarır:
-Sayın Türkiye Başbakan yardımcısı, içeriye Cumhurbaşkanımız Sayın Saddam’ın yanına girdiğinizde ayaklarınız birbirine yapışıp olacak, bacak bacak üstüne atmayacaksınız. Elleriniz dizlerinizin üzerinde olacak.
Bu korku uyarısına karşı gülümseyen İnönü, şöyle cevaplar:
- Diğer organlarımı nereye koyacağım?
***
Bir gün evinde kitap okumaktadır. Eşi Sevinç hanım ise mutfakta yemek pişiriyor. Sevinç hanım aniden bağırır:
- Erdal yetiş mutfakta, fare var.
Erdal bey oralı olmaz. Eşi tekrar bağırarak yardım istediğinde:
- Ben kedi değilim, bir şey yapamam.
***
Gazetecinin biri, Erdal Bey’e:
- Sizin için Norveç’te iyi başbakan olur diyorlar.
- Sen Türkiye’de bu işi kıvıramıyorsun demenin kibarcası bu.
Nur içinde yatsın.”

Erdal İnönü 12 Eylül darbesinden sonra sosyal demokratları SHP şemsiyesi altıda toplamayı başarmıştır…1989 Yerel seçimlerinde kullanılan limon sıkma reklamı hafızlarda yerini koruyor…

“BİZ SINIRLI SAYIDA ÜRETİLDİK”

Bu başlık, namı değer “Ali İsmet” abimizin başlığıdır… Sosyal medyayı çok etkin kullanan isimlerin başında gelen Ali İsmet Ege, “Biz, 1950-1980 arasında doğan insanlar; biz sınırlı sayıda üretildik” başlıklı bir yazı paylaştı… Ali İsmet Ege, yazısında bir dönemin fotoğrafını gelecek için çekiyor…

27 Ekim 2019 tarihinde paylaştığı yazısında şunları vurguluyor:

“Bu yüzden; bizden keyif alın, bizden öğrenin, hazine biziz.
Dünyadan yok olmadan önce her şeyi ve herkesi özellikle bizi çok sevin…

Hayatımız neden sevmeniz gerektiğinin gerçek KANITIDIR.

1-) Okuldan sonra akşama kadar sokakta oynardık. Hiç televizyon izlemezdik.
2-) İnternet arkadaşlarıyla değil gerçek arkadaşlarla oynardık.
3-) Susadığımız zaman şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik.
5-) Aynı bardağı dört arkadaşla paylaştığımız halde hastalanmazdık.
6-) Her gün çok pilav yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık.
7-) Çıplak ayakla dolaşırdık ama ayaklarımıza bir şey olmazdı.
8-) Annemiz ve babamız bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi.
9-) Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yaratır ve onlarla oynardık.
10-) Ailemiz zengin değildi. Bize mal mülk değil, sevgi verdiler.
11-) Cep telefonlarımız, DVD'lerimiz, oyun istasyonumuz, XBox'ımız, video oyunlarımız, kişisel bilgisayarlarımız, internet sohbetimiz olmadı - ama bizim gerçek arkadaşlarımız vardı.
12-) Arkadaşımızın evini davet olmadan istediğimizde ziyaret eder ve onlarla birlikte eğlenerek yemek yerdik.
13-) Sokaklar bizim oyun alanlarımız idi. Araçlar bizi beklerdi.
14-) Senin dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu.
15-) Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi.
16-) Ülkeyi güzel günlere taşımak, çok okumak, adam olmak gibi ülkülerimiz vardı ki belki tam yapamadık, yenildik ama uğrunda çok bedeller ödedik.
17-) Biz kendine has, anlayışlı bir nesiliz, çünkü biz ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz.
18-) Ayrıca, çocuklarını dinleyen ve dikkate alan ilk nesiliz.
İyi Akşamlar Dostlar”

Bu 18 Madde gerçekten de çok dikkat çekicidir… Ali İsmet Ege’ye geleceğe dikkat çektiği için teşekkür ederiz...

ÖDEMİŞ’TEN DUYGU YÜKLÜ CUMHURİYET MESAJI

ODTÜ Denizli Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Ödemiş’den dikkat çeken 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı… Başkan Ödemiş, ODTÜ Denizli Mezunlar Derneği üyelerine gönderdiği kutlama mesajın da, "Değerli Arkadaşlar; Atatürk'ün ‘BENİM EN BÜYÜK ESERİM CUMHURİYETTİR’ diyerek önemine, korunmasına ve yüceltilmesine işaret ettiği, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun. Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı’nın özverili komuta kademesini, şehitlerimizi, gazilerimizi saygı, sevgi ve şükranla anıyorum. Sağlık esenlik dileklerimle, en derin saygı, sevgi ve selamlarımı sunarım.” diyor…

Evet … Atatürk’ün biz gençlere miras bıraktığı en büyük eseri Cumhuriyet’tir… Cumhuriyeti korumak ve kollamak ileriye taşımak hepimizin görevidir…

PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1705’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE