AZİZ NESİN VE MADIMAK…

"Aziz Nesin'e soyadını sorarlar.

Şöyle Cevap verir:

1934 yılında soyadı kanunu çıktı.

Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için,

İnsanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.

Dünyanın en cimrileri 'eli açık',

Dünyanın en korkakları 'yürekli',

Dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar!

Kendime Nesin soyadını aldım.

Herkes, Nesin? diye çağırdıkça,

Ne olduğumu düşünüp, hatırlamam için."

Aziz Nesin bir devrin yetiştirdiği en önemli kalemlerden biri. Ömrünü eğitime adamış, yaptıkları ile birçok şeyi öngörmüştür… O ömrüne birçok şey sığdıran koca yürekli biriydi. Neler neler yaşamadı ki. Canlı canlı bir otelde yakılacaktı… Bu katliamın adı ise Madımak katliamı olacaktı. 2 Temmuz 1993'de, memleketin orta yerinde 35 kişi yakılarak katledildi. Adalet beklenen her sene biraz daha kapandı kapılar yüzümüze ve bir kez daha yapanın yanına kaldı.

Aziz Nesin'in Sivas'taki Madımak Oteli Katliamı'ndan hemen sonra kaleme aldığı notlar 15 yıl sonra ortaya çıktı. Nesin notlarında, "Müthiş bir çığlık, kadın çığlığı… Sonra korkunç bir sessizlik. Evet ölüm sessizliği… Kısa sürüyor" ifadeleri yer aldı.

“Oysa benim önceki Sivas’a gelişlerimde meyhaneler, içkili lokantalar, otellerin içkili restoranları dolu olurdu. Bizim masamızda, benim solumda, ertesi gün (2 Temmuz) Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülecek olan Behçet Aysan vardı” diyen Nesin, Sivas’a kadar kendilerine eşlik eden Ankara polis korumasının, şehre vardıktan sonra görevi Sivas polisine devredişini de anlatıyor. Nesin, şair Metin Altıok’un ölümünüyse şu sözlerle aktarmış:

“Sevgili Metin Altıok masada, tam karşımdaydı. O masada önceden tanıdığım tek kişi olarak salt onu unutmuyorum. İnsan, biraz sonrasını bile bilemiyor. Sevgili Metin Altıok’un, 20 saat sonra Madımak Oteli’nde canlı canlı yakılacağını, ama ölmeyeceğini, hastaneye kaldırılıp iki- üç gün daha acılar çekerek kıvrandıktan sonra, gericilerin 37’nci kurbanı olarak öleceğini nasıl bilebilirdim.” “Askerlerin kalkanları, jandarma kalkanları. Artıyor. Kalkana filan benzemiyor. Cevat Geray ve karısı beni kaçırmaya çalışıyorlar. Sanıyorum ki onlar, salt benim için bu saldırının yapıldığına içtenlikle inanıyorlar. Ben kaçıp gitsem kurtulacaklarını sanıyorlar. Böyle de düşünmekte haklılar. Çünkü ‘Aziz Nesin’e mezar olacak’ diye bağırıyorlar. Ben de onlara, ‘Sizi bırakıp kaçamam’ diyorum. Bıraksam da, bırakmasam da kaçamam. Ben olmasam kurtulacakları umudu var onlarda. Ben bu devletin nasıl devlet olduğunu bilmeme karşın, hâlâ içimde şöyle ya da böyle bir devletin bulunduğu umudu ve inancı var. Bu yüzden nasıl olsa kurtulacağımıza inanıyorum. Uluç Gürkan valiye telefon açıyor: Bizi buradan aldırtın, aldırtabilirsiniz… Müthiş bir çığlık, kadın çığlığı… Sonra korkunç bir sessizlik. Evet ölüm sessizliği… Kısa sürüyor.”

Bu sadece Aziz Nesin’in ömründen kısa bir kesit… Dedim ya o başkaydı. Ben onu hiç tanımadım. Ama bir insanı sevmek için illa tanımak mı gerekir… O çocukların Aziz dedesi, benim ise Aziz Nesin’imdi… O’nu kalp değil de aslında Sivas acısı öldürdü…

YORUM EKLE