Bağlılık, biat ve itâat etmek...

Çok mu kirlendim oradan ayrılalı? Yoksa çok mu aklandım daha pak olamadan? Bunun farkına varacak kadar beyaz olamadığımı nasıl da ele veriyorum hemen.  

Ne zaman düşünsem dünyayı tek taraflı, hep bir tarafı boş kaldı. İki tas su oldu önümde. Birine yaklaşsam gözümde diğeri küçülüyor, diğerine yaklaşsam birden değeri büyüyüveriyor. Anladım ki bunlar birbirini kıskanıyor. 'Dengede tut' desem de dinler mi deli gönül? Sonradan anlıyorum zemheri düşüncelerimin leyleklerin kanat çırpışında gizli kaldığını. 

'Dünya çöplüktür' diye okumuştum bir kitapta. Hiç sorgulamadan aldım, kabul ettim bu sözü. Aldım ve koydum sağ cebime. Peki neydi? Ne olmalıydı? Hâlâ sormaktayım bu soruyu kendime. Yanıtı henüz veremedim, vermek de istemiyorum açıkçası. Doğurganlığımı kaybetmek istemiyorum!


Beynimi kemiren kurt omuriliğime doğru ilerliyor gibi!

Bu düşüncelerle kıvranırken yine gecelerden bir gece, akademik kariyeri olan bir bayan hoca ile ayaküstü konuşmamız geliverdi hatrıma, nedense? Uzun uzun sohbet ettik ayaküstü. Akademik yaşam, özel hayat, siyaset, felsefe, gösteri sanatları v.s… Bu uzun sohbetimizde ayaküstü ‘ders-i hayat’ niteliği taşıyan şu sözleri söylemişti: 'Evlenmek mi, yoksa kariyer yapmak mı? Evlenirsiniz ya da kariyer yapmaya karar verirsiniz. Hangisinin getirisi daha fazla olur bilinemez. Fakat hayat boş. Profesör olmak için uğraşıyorsun. Yaşım 50 olacak ve profesör olacağım. Ne kaldı geriye? Aşk mı yaşayacağım, çocuk mu doğuracağım? Aşka vaktim de yok. Evlenmedim henüz. Fakat evlenseydim kariyer yapamayabilirdim. Kariyer yapamasaydım evlenirdim. Çocuk doğursaydım okuyamazdım. Vaktim olmuyor ki sevmeye.'

Henüz kararını verdi mi bilmiyorum. Ama şunu rahatlıkta söyleyebilirim; biraz daha geç kalırsa doğurganlık özelliğini normal şartlar altında kaybedecek. (Bu sohbet 14 Şubat Sevgililer Günü'ne bir hafta kala yapılmıştı)


Akıl kova olsa, yağsa huniden damla damla!

Aşk mı? O da neyin nesi? Aslında aşk ne olmalı, neye göre olmalı. Bir kalpte iki sevgi bulunabilir mi? Elbette hayır. O zaman hangi sevgiyi koymalı bu hassas yere? Karar sizin. Siz bulun bu sevginin ne olduğunu. Nereye ne koyacağınızı da artık bulun. Elinizdeki kova hala boş ise ninemin dediği şu güzel sözü hatırlatırım, 'akıl kova değil ki açıp huni ile içine boşaltasın…'


BBİ

Bu karmaşıklığa nokta koyacak güzel bir hikaye ile noktalayalım yazımızı. 

'Bağlılık, biat ve itâat etmek. Bu üç zor fiili gerçekleştirmenin en şaşalı yolu, dervişin mürşidine sunduğu bir zarftır. Boş bir kağıt, bir kalem,  bir de silgi. Kağıt ömür demek. Kalem ile silgi ise hem hayatını sen yazarsın sen silersin demek. Ben hiç, azametin karşısında acziyetimin bilincindeyim. Sen ne yazarsan güzel, sen neyi silersen güzel demek. İstediğin gibi yaşat, istediğin gibi öldür demek… Gönlünce, istediğin gibi yaşa. Bir gün elbet öleceksin!..'


Selam ve muhabbetle güzel bir hafta dileklerimle sevgili dostlar… 


Twitter: @atasoyirfan -E-posta: irfanatasoy1905@gmail.com

YORUM EKLE

banner187

banner186