Ben küçükken penceremden bulutlara bakardım…

Hepimizmasallarla büyüdük. Masal dinlemeyenimiz ya da okumayanımız yoktur. Hepimizinbir hikaye kitabı olmuştur; büyük büyük resimlerle kaplı. Hayatıngerçeklikleriyle yüzleştiğimiz andan itibaren –hayat ve gerçek neyse- bizi reelve rasyonel düşünceye iten bazı nedenler oldu. Oysa bizler masalların devasadünyası içinde kaybolup gittik. Ya da gerçekten gerçek olduğunu bildiğimizşeyden kaçmak için 'masallar'a sığındık.

 

Evimizinbalkonundan yahut terasından çamaşır mandallarıyla baloncuklar uçurduk.Hayallerimiz o kadar hafifti ki her yere gidebiliyordu sorgusuz sualsiz. Hepçocuksu yanımız kalsın istedik. –'İstedik diyorum, çünkü büyüdüğümüzdekendimizi çocuklar gibi kandırıp 'çocuk yanım' demeye utanmıyoruz-

 

Hepmasal dinleyelim ama hayat bize acı vermesin. Hayat masal gibi olsun ancakmutlu bitsin. Bir kurbağayı öpüp prens yapmalı, kırmızı başlıklı kızı kurda yemetmemeli. Hansel ve Gratel'in evinin dış cephesi tatlı olsun fakat içi acıyladolmasın. Mümkün mü? Belki ama gerçekçiyseniz nâmümkün.

 

Nezaman gökyüzüne baksak bulutlara bir anlam verdik küçükken. Dürüst olalım,şimdi de veriyoruz. Ama gerçekçi olmak var ya beni mantıksız olmaktanalıkoyuyor. Mantıklı olan kişiler de masallardan kalan bulutlar üzerindenpiyasa yapıyor. Kalan zaman milletten mantık bekleyen zevat, iş elindenhiçbirşey gelmeyen ölüme gelince bulutlara, göklere sığınıyor.

Biryakını ya da bir sevdiği öldüğünde, 'Kim bilir şimdi sen hangi buluttasın.Biliyorum, bulutların üstünde süzülüyor, keklik gibi sekip boşluk bulduğuyerden bize bakıyorsun' diyenler bana soğanın cücüğünü hatırlatır! Benibulutlarla anmalarını istemem. Bulut hatırlanacak ve hep görülecek bir şey. Biranlam ifade ediyor. Oysa ben anlamsızlığın anlamını bilmek istiyorum. Banasonsuzluğu ifade etmiyor. Ben sonsuzluğu istiyorum. Bana hasret, acı, cefalazım.

 

Birkişinin öldükten sonra nasıl bir yere gittiğini duyuyoruz ancak görmüyoruz.Tasavvur edemiyor soğanın cücüğü! Ben hiç dedemi, babaannemi ve geride kalantüm sevdiklerimi bulutlarda aramadım. Aradığım yer kabristan ol(ur)du. Sadecetoprak, çam kokusu ve suyun yek vücutken çıkardığı o esrar-ı esans banasonsuzluğu hatırlatır.


Onlarınnereye gittiklerini ancak ben öldükten sonra göreceğim. Bu yazıyı okuyup vaktisaati gelenler de görecekler ki nasıl bir yermiş orası. Masallar ile gerçeklikarasındaki keskin çizgiyi göremeyenlerin kelleleri vurulup boşluğa asılır. Ozaman bir bulut gibi hafif olursunuz ancak. Velhâsıl,, öldükten sonra açık olanmuhtelif noktalarımıza tıkanan pamukla karıştırmayalım bulutları lütfen…Güzelbir hafta geçirmeniz dileğiyle.

 

Kelâm-ı kibar: İnsan,söylemediği sözün hakimi, söylediği sözün mahkûmudur... 

(Hazret-iAli Radıyallahüanh)

 

Kitap Tavsiyesi: GözyaşıMedeniyeti, Ömer Öztürkmen, Babıali Kültür Yayıncılığı (BKY), 192 sayfa, 2010

YORUM EKLE