BENİ BU HÂLE SEN GETİRDİN TARKOVSKY…

Hep yazma tutkusuyla doldu içim. Ne vakit adam akıllı akçasal işler yapmaya başlasam kahrolası sanatın notaları arasında buluyorum kendimi. Oysa biliyorum, adam akıllı çalışsam çok şeyler yapacağım. Ama dediğim gibi. Ah şu sanat denilesi kör kuyunun dibi beni her defasında içine çekiyor. Şu an yapmam gereken ve vakti daralan işlerimin arasında şu satırları yazmak ne kadar akıllıca? Oysa adam akıllı çalışıyorum masamda.

Aslında işin akıllılık ve akılsızlık tarafında değilim. Aklı olan ve adam akıllı dümdüz yaşamak isteyen bir kişi bu satırları oturup da yazmak için vakit kaybetmez. Okuyan da kendini akıllı yerine koymaz. Siz yine de kendinizi yokmuş gibi varsayın bu satırlar arasında.

Bazen düşünüyorum. Sanırım haklıyım da… Ve yine sanırım yazı yazmaya çalışan ve yazı yazan insanların buluştuğu görünmez, sis perdelerinin ardında bir dünya var. Bir şeyler okumaya çalışanlar da buna dâhil bu arada. Biliyor musunuz, o dünyaya doğru ne zaman başımızı çevirmeye yeltensek, o dipsiz karanlık kuyu bizi içine çekiyor. Sis perdeleri yırtılıp başka bir âleme doğru yola çıkılıyor.

Onun için, lâf aramızda. İnsan bazan ara sıra yaramazlık yapmalı. Mesela işe geç gitmeli, bazı şeyleri yarım bırakmalı, olağan akışın dışına çıkmalı. En azından mükemmel bir insan olamayacağını anlaması için yapmalı bunu. Ama tabii bunu bir hayat tarzı haline de getirmemeli. Arada sırada bazı bazı durumlardan bahsediyorun. Kantarın topuzunu kaçırmamalı. (Sanırım bu satırlar adam olmaya çalışan yanımdan kaynaklanıyor)

Sanat demiştim. Demiş miydim? Yani sanat demişken, Andrei Tarkovsky bu hâle getirdi beni dostlar. Nostalghia ve The Mirror filmlerini izlemeseydim oturup yazmazdım. Yazamazdım daha doğrusu. Çok açık konuşuyorum. Ceketimi çekip üstüme kravatımı takıp basit cümleler kurabilirdim. Oysa şimdi içimden geldiği gibi yazmak istiyorum. Zira, insan hissettiği ve yaşadığı kadar insandır. Hissettiklerini de paylaştığında ve çoğalttığında adam olur.

Ayrıca bütün bilgiyi ve edindiklerini kendine saklayan bencil bir bilgin (âdem) ne kadar da kötüdür! Kötüdür, çünkü bilmez; bir mumum diğer mumu yakmak için ateşinden bir şey kaybetmeyeceğini. İdrak eder ve adam gibi davranır. Bizi para bozdu dostlar. Silah keşfedilince nasıl mertlik bozulduysa her şeyi para olarak görmeye başladığımız andan itibaren bozmaya başladı bizi. Para her şey midir? Bir manada evet. Yaşamak için gerekli. Şu an bir anlığına da olsa yarım bırakıp kenara ötelediğim bazı işlerim gibi. Ama paranın geçmediği, sis perdelerinin ardındaki o âlemde bir karşılığı yoktur bu meretin. Bozduramazsınız yani.

Ne diyordum dostlar? Hep yazma tutkusuyla doldu içim. Yazmaktan önce okumaya başlamışım. Öyle derler. Onca iş beklerken beni tutup bu yazıyı yazmaya başladığım andan itibaren çok da huzurluyum. Şimdi kaskatı kesilmiş, ruhu bedenine yapışmış ve çıkmak nedir bilmeyen âleme doğru dönüş vaktidir. Adam akıllı bir şey yapmanın dışında anarşist olun da demiyorum hani. Ama fazla kasmayın olur mu? Kastırmayın. Hayatın kasıntıları sizi gerip bir keman teline dönüştürmesin.

Neyse… Şu an o kadar çok iş var ki… Adam akıllı çalışsam adam olurdum belki. Ama umurumda değil ki… Şu yazma ve okuma tutkusu da olmasa ne var ki hayatımızda sevdiklerimizden başka?

Şimdi adam akıllı bir iş başındaysanız bırakın bir kenara. Sizi adam yapmayacak bir işle uğraşın. İyi geliyor insana. Bir varmış hiç yokmuş misâli… Hadi işimize dönelim şimdi.

Daha uzun uzadıya yazardım yazmasına ama size de vakit kalsın biraz yaramazlığa. Büyüseniz de çocuksuluğunuzu atın cebinize, olur mu? Çok işe yarıyor. Para da harcatmıyor kerata. Bir kitap alıp çekilin bir köşeye. Hatta oturup yazın. Kendinizle de dertleşin. Satırlar arasında görün kendinizi.

Unutmadan, sis perdelerinden geçin ve hayatın yükünü bir an olsun başkalarına yükleyin. Rahatlayacaksınız. Ve belki de ilk defa adam gibi hissedeceksiniz kendinizi. Bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız ve minik bir tebessüm konduysa yüzünüze duygudaşız demektir. Tek farkımız ve uzaklığımız ise bunu oturup yazmaktan öte bir şey değildir.

Ne vakit sonsuz bilgisizliğimizde eşit sayarız kendimizi, bakın o zaman da adam olmaya başlarız.

Tarkovsky de eşlik eder belki size. Ah Tarkovsky ah… Vaktimi çaldın adam gibi…

Ama ne yalan söyleyeyim Andrei, lâf aramızda; özlemişim adam akıllı yazıp çizmeyi.

Haddi mi aşmadım değil mi?

Haddini aşıyorsan yazma evlâdım…

***

“Bu arada, o da yazar olduğunu sanıyor. Kitabın para kazanma yöntemi olmadığını, bir ifade biçimi olduğunu anlamıyor. Bir şair ruhu harekete geçirmek için yazar. Putperestleri beslemek için değil…" [Andrey Tarkovski, Zerkalo (The Mirror / Ayna) 1975]

YORUM EKLE

banner187

banner186