BİR ANI: TERK EDİLEN ŞEHİR

Kimi zaman ders aralarında gelir, anlatır, giderdi. Kimi zaman da bir kafede hiç tanımadığı insanların masasına oturur, anlatır ve giderdi. Hiç yabancılık çekmezdi. Bir o kadar da sıcakkanlıydı. Ders arasında konuşurken kimse de ‘’Abi, dersten çıktık, yapma’’ demezdi. Dinlerdik. Daha önce görmediği kişilerin masalarından kovulduğuna hiç rastlamadım. Dinletiyordu kendini. Ya da konu onlara mı ilginç geliyordu bilmiyorum.

Her anlatışın sonunda ‘’Hayallerimden kaçıyorum, o yüzden yazıyorum’’ derdi. Sonra ya sınıfa girer, en arkaya sıraya otururdu ya da yaz-kış demeden barın balkonundan Sakarya Caddesi’ndeki insanları izlerdi. Konuşmasını sonlandırdığı vakit gelen sorular olurdu genellikle. Buruk bir ses tonu ile cevap veremeyeceğini söyler ve özür dilerdi. Ben hep hayallerinden kaçtığın gibi sorulardan da kaçıyorsun derdim. Sonra tuhaf bir üzüntü kaplardı içimi. Yanına gidip yaptığım eşekliği telafi etmek isterken akşama yazacak olduğu öykünün konusunu anlatır, fikir isterdi. Yanına gitmiş olmam sanki onun için bir özür kıvamındaydı. Hiç o cümleyi sormamışım gibi davranırdı. İnatla merak ederdim o sorunun yanıtı ve her seferinde, sıkılmadan sorardım, belki bir gün pes eder diye.

                                                           ***

Bir kadının öykü yazıyor olmasından bahsetmişti iki ay öncesinde. Onu hatırlattı bir gün. Bu gece onu yazacağını söyledi. Söylerken dudakları titriyordu. Konuşmakta zorlandığını ilk kez o gün fark ettim. Kesik kesik konuşuyor ve ara ara kelimeleri de iki kere kullanıyordu. İki cümle arasında neredeyse bir sigara içiyordu. O sigarasını içerken sabırla ne söyleyeceğini bekliyor bir yandan da ‘’Kesin sevdiği kadın’’ diye düşünüyordum. Çünkü hangi erkek, sevdiği kadını kolay kolay anlatabilirdi ki? Gözlerini, dudaklarını, konuşmasını bir anda hangi benzetmeleri kullanarak çarçabuk karşısındakine söyleyebilirdi? ‘’Aşık olunan bir kadın beş dakikada anlatılabiliyorsa o adam sadece aşık olduğunu sanıyordur’’ dedi. Önce düşüncelerimde haklı çıkmanın sevincini yaşadım. Yıllardır onu uzaktan uzağa izliyormuş. Yanlış hatırlamıyorsam o gün tam iki yıl olmuştu. O gün hiç görmemiş. Dün de görmemiş. Belki de o yüzden yazmaya karar vermiştir diye düşündüm.

‘’Neden hayallerinden kaçıyorsun’’ dedim. Kadının öykülerinde hep hayallerini yazdığını öğrenmiş iki gün önce. Belki de bundan dolayı evinden çıkmıyordu ve iki gündür görmüyordu kadını. Kadının ev arkadaşı, o hayallerin içindeki erkeğin o olduğunu söylemiş. ‘’O gün bugündür yazıyorum işte’’ dedi. Masadan kalktı.

Sonraki gün görmedim onu. İki gün sonra da. Üçüncü günün akşamı kafenin çalışanı İstanbul’a gittiğini söyledi. Hesabı öderken de beni soranlara ‘’Hayallerindeki kadının yanına gitti’’ dersin, demiş.

Yediğimi içtiğimi ödemenin vakti gelmişti, hesabı istedim. ‘’Soranlara hayallerindeki insanın yanına gitti’’ dersin, dedim.

YORUM EKLE