BİR CENGİZ TUNCER ROMANI: KERKENEZ

Okuduğum kitaplar arasında Cengiz Tuncer'in “KerkeneZ” adlı yapıtı en başlarda gelir; belleğime kazınmıştır. Cengiz Tuncer, Denizli'nin Buldan ilçesinde doğmuş bir yazar. Bu romanda köyü, köylüyü, köy insanının yaşamını ve dünyaya bakışını çok iyi vermiş. Yokluk ve yoksunluklar içinde yaşayan köylüleri kendi bakış açılarıyla bize anlatıyor.

Bundan 40-45 yıl önce, belki daha da önce, Ege köylülerinin yaşam mücadelelerini bize anlatmıştır. Yaşamın sıkıştırdığı, çaresizlikler içindeki bu insanlar, cinayetler de işlemektedir. Köylüler, toprak damlı, bir göz odalı evlerde çoluk çocuk bir arada yaşamaktadır. Bu romanda, Salih’in çocukluğundan ölümüne kadar olan dönem anlatılmaktadır.

***

Salih, az topraklı bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babasının üç karısı vardır. Hacer Ana ve Cennet Ana'nın çocuğu olmadığından, Anacığı eve getirmiştir. Anacıktan Salih dünyaya gelir. Salih'in Mustafacık adında bir arkadaşı vardır; sık sık ona gider. Babası Salih'in Mustafacıkla arkadaşlığından rahatsızdır. Mustafacık'ın babası köylülerin dışladığı, aralarından atmak istedikleri bir insandır. Böyle bir insanın çocuğu ile arkadaşlığı babası istemez. Bunu sert tavırlarıyla belli eder. Hatta Salih'e babası işkence düzeyinde eziyetler eder. Babasının bu eziyetlerinden evdeki üç ana da Salih'i kurtarmaya cesaret edemez. Çünkü baba anaların üçüne de aynı eziyeti çektirmektedir. Evleri tek göz oda olduğundan, anasıyla babasının özel yaşamları gizlenememektedir. Baba diğer kadınların özel istekleriyle hiç ilgilenmemekte, hatta bu isteklerini yok saymaktadır. İstekleri karşılanamayan bu kadınlar, doğal yaşamın dışına çıkmakta, umutsuz arayışlarını sürdürmektedir. Salih bütün olup bitenlerin canlı tanığı olmasına karşın, yapabileceği bir şey yoktur.

Cennet Ana'nın kız kardeşinin çocuğu Şadiye öksüz büyümüş, evlenecek çağa gelince karşı köylerden Mehmet adında bir gençle evlendirilir. Bir yıl sonra Mehmet'in askerliği gelir, ne yapacağını bilememenin şaşkınlığı içine girer. Hısım akrabalarıyla vedalaşıp, askere gidecektir. Mehmet karısını anne ve babasına bırakıp gider; gider ama gözü arkada kalır. Korkulan başa gelir: Evde karısının yokluğundan yararlanan kayınbaba, hamile gelinine tecavüz eder, çocuğun düşmesine neden olur. O haliyle Cennet Ana'ya çaresiz sığınmak zorunda kalır. Şadiye çok güzel ve alımlı bir kadındır, diğer kadınlar bu durumdan çekinirler, korkarlar. Anacık, bu kuşkusunu Şadiye’ye açıkça söylemekten çekinmez. Bütün bu uyarıları, çekinceleri Şadiye suskunlukla karşılar. Ev işleri, tarla ve bahçe işleri, her ne iş olursa olsun itirazsız yapar.

Şadiye bu olup bitenlerle ilgili kimseye bir şey söylemez. Bir gün Mehmet'in anası gelinini almak için Salihlere çıkagelir. Şadiye, kaynanasına “ bir daha o eve dönmesinin mümkün olmadığını “ söyler. Kadın gelinini alamadan gerisin geri döner. Bir zaman sonra karısının evde olmadığını öğrenen Mehmet, askerden kaçıp gelir. Şadiye'yle konuşur, Şadiye olan bitenleri, gerçekleri olduğu gibi anlatır. Mehmet beyninden vurulmuşa döner. Köye döndüğünde babasıyla konuşur; birde gerçeği onun ağzından duyunca babasını öldürür. Şadiye bu durum karşısında daha da çaresiz duruma düşer. Bu yaşananlardan sonra Salihlerin evinde kalmasının olanaksızlığını anlar ve evlerini terk eder. Bu Şadiye'yi sevenler için bir felakettir.

Babanın özel ilgisinden uzak kalan annelerden biri olan Hacer Ana, köyün delisiyle beraber olmak ister. Köyün delisi anneyi boğarak öldürür. Bunu duyan baba o öfkeyle, köyün delisinin başını taşla ezer. Bu köylü ailesinin başına gelen ikinci felakettir. Artık baba da hapistedir. Babayı kurtarmak için tarlalarından birini satarak avukat tutarlar. Bu hapishaneye gidiş gelişler sırasında tüm varlıklarını yitirirler. Çaresiz köyden kentin varoşlarına göçerler. Varoşta kendilerine iki odalı bir gecekondu tutarlar. Evin geçimini sağlamak için Anacık evlere temizliğe gider. Salih de bir demirciye çırak olarak girer. Kentte kıt kanaat geçinmeye çalışırlar.

***

Derken Salih'in askere gitme zamanı da gelir, askere gider. Asker ocağında da genç insanlar cinsel sorunlar yaşar. Herkes kendince bu sorunları gidermeye çalışır. Arkadaşlarından bazıları bu ihtiyaçlarını süvari birliğindeki atlarla gidermek ister. Salih de arkadaşlarına uyarak bu serüvene atılır. Atın tekmesiyle karşılaşır ve göğüs kaburgaları kırılır. İyileşmesi için uzun süre hastanede yatması gerekir. Hava değişimi için evine döner, durgundur, sessizdir. Anacık ne sorduysa, hiçbir şey öğrenemez Salih'ten. Babası da hapislik süresini tamamlayıp çıkmıştır. Baba hapishaneden koyu bir Müslüman olarak çıkar; evde mahallenin çocuklarına bile din dersleri verir. Anne bu durum karşısında büyük sevinç duyar, onun hidayete erdiğini düşünür.

Anacığın bir derdi vardır, o da Salih'i evlendirmek. Komşu kızlarından Gülşen'le tanıştırırlar Salih'i. Gülşen hazırdır Salih'le beraber olmaya ama, Salih kendini hiç hazır hissetmemektedir bu tanışıklığa. İşsiz olması, hastalıktan yeni kurtulması Salih'i korkutmaktadır. Salih çok güvensizdir. Gülşen'le olan beraberlikleri, Salih'in kendine olan güvenini azaltmıştır. Salih kendine güvenemediğinden karşı cinse karşı içinde bir istek uyanmamaktadır. Bu durum onu rahatsız ettiğinden, acaba düzelebilir miyim diyerek kentin genelevine gider. Karşısına Şadiye çıkar, Şadiye'nin Salih'i uyandırma çabaları da boşa gider. Şadiye durumu anlayışla karşılar, yine gelmesini ister.

Salih evlerinin yakınından geçerken Sevim adlı küçük bir kızla karşılaşır. Küçük kız ona “ niçin benimle evlenmiyorsun, Gülşen'i bırak benimle ol? “ der. Küçük kızın bu cıvıl cıvıl hareketleri, Salih'in içindeki uyanmayı başlatır. Salih uyanır ama küçük kızı da boğarak öldürür. Salih oradan koşarak uzaklaşır, bir uçurumdan kendini aşağı atarak parçalanır.

İnsan, insanca yaşayabilmek için doğal yaşamını sürdürmelidir. Salih çok zor koşullarda yaşadığından, tam dengesini buldu dediğimiz sırada kendini kaybetmiştir. Eksikli bir yaşamın getirdiği sonuçlar bunlar. Eğer Salih gibi çocuklar doğal yaşamlarını sürdürebilselerdi, bu tür felaketlerle karşılaşmayacaklardı. Yaşamın bu kadar sınırlandığı, bu kadar kısıtlandığı bir alanda, dengeli olabilmek o kadar kolay değil. Bu roman çok eşli ailelerin durumunu da gözler önüne sermektedir. Burada da zaten hiçbir konuda denge kurulamaz, kadınların çekişmesi alttan alta sürüp gitmektedir. Çocuğun ruhsal gelişimi açısından da sağlıklı değildir. Aile içinde ve dışında çeşitli sapkınlıklara elverişli bir ortam oluşmaktadır.

***

Toplumun gizlenen yaralarından biri olan ensest ilişkiler de açıkça verilmektedir burada. Bunların konuşulması, tartışılması, bilinmesi sağlıklı ailelerin kurulması açısından son derece önemlidir. Tam tersine bu ilişkiler gizlendiğinde, onulmaz yaralar açılmaktadır aile ortamında.

Cinselliğin bilinmemesi, yaşanmaması da önemli bir sorun olarak durmaktadır. Bilgisizlik, insanın kendisine güvensizliği ve yanlışlıklara neden olmaktadır. Gençliğin belli evresinde bu bilgiler ve deneyimler insanı olgunlaştırır, sağlıklı hareket etmesini sağlar.

Konuşulmayan birçok konu, Cengiz Tuncer'in romanında, kahramanlar aracılığıyla dillendirilmiştir. Köyü ve köylüyü sadece görünüş olarak değil, psikolojik derinlik katarak da verebilmiştir. Dili, anlatımı çok güzel, okuyanı hiç sıkmıyor, bir solukta alıp götürüyor. Birçok insanın bilmediği, unutulan bu romanın okunması ve değerlendirilmesi gerekir, diye düşünüyorum. 45 yıl önce E Yayınları tarafından basılan bu romanın yeniden basılması, edebiyat tutkunları için bir okuma şöleni olacaktır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cengiz pekdüz
Cengiz pekdüz - 3 yıl Önce

Güzel yazmışsın kalemine yüreğine sağlık

Hüseyin TIPIRDAMAZ
Hüseyin TIPIRDAMAZ - 3 yıl Önce

Kalemine yüreğine sağlık hocam. Toplumun kanayan yarası olan bu konular için bir eğitim programı olmalı. Günümüzde de hala yaşanan bu tür olayların devam etmesi bu konuda acil olarak birşeyler yapmak gerektiğini gösteriyor.

Umut yakar
Umut yakar - 3 yıl Önce

Toplumun içinde bulunduğu açmazları işaret eden yazınızı beğenerek okudum. Kalemine sağlık.

Hamit Filizer
Hamit Filizer - 3 yıl Önce

Toplumdaki bir yaraya parmak basmışsın.Bugün hala iç içe yakın akraba evlilikleri yaşanmaktadır.Yazınız toplumdaki yanlışlığı uyarıcı nitelikte.Tebrikler.

Mehmet Çobanoğlu
Mehmet Çobanoğlu - 3 yıl Önce

Dün ile bugünü karşılaştırma,toplumsal yaraların bir bölümünün yeniden irdelenmesine ve insanı okumaya yönlendirme emeğinden dolayı seni bir daha kutluyorum değerli kardeşim. Aydınlatmaya devam,başarılar.

Cengiz ŞAHİN
Cengiz ŞAHİN - 9 ay Önce

Emeğine, yüreğine, kalemine sağlık Dostum. En kısa zamanda bu yapıtı okumak istiyorum.