Bir dağı ikiye bölen değer; Tokalı Kanyon...

Denizli-Afyonkarahisar sınırını oluşturan Akdağları doğu ve batı olarak ikiye ayırıp, güney - kuzey yönünde, sarp kayalık ve kısıklardan akarak Işıklı Gölüne ulaşan suyun aktığı kısığın adıdır TOKALI KANYON…

Adını; kanyonun en dar yerinde yükseklerden kopup gelen kaya bloğunun sıkışıp “toka” benzeri şekil almasından alan bu kanyon aynı zamanda dağın iki tarafında bulunan illeri de birbirine bağlamaktadır.

Dağın kuzeyinde Afyonkarahisar’a bağlı, Sandıklı ilçesi ve bağlı yerleşim yerleri, güneyinde ise Denizli’ye bağlı Çivril ilçesi ve Işıklı Gölü bulunmaktadır.

Tokalı kanyonu anlatırken zirvelerden akan sular ile Kocayayla’dan akıp gelen kaynak sularını ve doğal güzelliklerin yurdu Akdağ’ı anmadan olmaz.

2465 rakımlı zirvesiyle bölgenin yüksek noktalarından biri olan bu dağ aynı zamanda Orman Bakanlığınca “Tabiatı Parkı” statüsü ile bilinmektedir.

Dağın en önemli özelliklerinden biri bölgede koruma altında bulunan Geyikler, özellikle Kocayayla’da görülen “Yılkı atları” ile bölgede üreyip yaşamlarını sürdüren Kara Akbabalar ve Kızıl Akbabalardır. Elbette tilki, tavşan, porsuk, sincap, kurt, domuz ve benzeri canlıları da listeye ilave etmek gerekir.

Faunanın bu denli zengin olduğu dağda elbette florada çok zengindir. Öyle olmasa bu kadar zengin yaşam burada barınamazdı. Özel bitkilerden kardelenler, sıklamenler, yabani orkideler, nergisler, çiğdem türleri, karaçam, kızılçam, ardıç, kavaklar, vadi içindeki çınar ve benzeri ağaç türleri de sayılabilir.

Yılın farklı zamanlarında Akdağ bölgesinde kamp kurup zirve yürüyüşü yapan doğa tutkunları ve doğa fotoğrafçıları bölgenin güzelliklerini hem doyasıya yaşamakta hem de sportif faaliyetler gerçekleştirmektedirler. Bölgenin doğa sporcuları ile fotoğrafçılarının yanı sıra ülkenin farklı bölgelerinden Akdağ’a gelen doğaseverler ile fotoğrafçıları da buralarda çektikleri fotoğraflarla bölgenin tanınmasına katkı vermektedirler.

Kısaca Akdağ kuzeyindeki Koca Yayla, Güneyindeki Işıklı Gölü sulak alanı sayesinde (Işıklı ve Gökgöl, Ramsar Sözleşmesi gereği-bu sözleşme hükümleri gereği yönetilen-resmi sulak alan tescilli yerlerdendir) bölge için ciddi bir turizm potansiyeline sahiptir.

Tokalı Kanyonu anlatmak kolay değildir.

Gitmeyi, görmeyi ve yaşamayı gerektirir…

Tokalı Kanyonun içinden akan su; Akdağ’ın kuzeyindeki Koca Yayla su kaynaklarının alt rakımlara doğru akışıyla başlayıp, Sığır Kuyruğu mevkiinden gelen birçok derenin sularının da katılmasıyla güçlenip hırçınlaşarak akan bir deli çay olur.

Suyun en sakin zamanı ise yaz mevsimi sonudur. Özellikle bahar aylarında her kolu ayrı bir çay olan suyun içine girmek bir yana yaklaşmak dahi tehlikelere davet çıkarmak demektir.

Bu nedenle Tokalı kanyona girmek için suyun debisinin en düşük, havaların en sıcak olduğu Ağustos ve Eylül ayları tercih edilmelidir.

Bölgeyi tanıyan yerel veya daha önce kanyona giren bilinçli rehberler eşliğinde burada faaliyet gerçekleştirmek gerekir.

Eğer tüm koşullar sağlanmış ve mevsime göre Tokalı kanyona girmek isteniyorsa tavsiye edilen kamplı bir etkinliktir. Bir güne sığdırılmaya çalışılan etkinlikler yorucu ve keyifsiz olacaktır.

Defalarca Kocayayla’ya, Akdağ’a giden ve Tokalı kanyona giren biri olarak farklı zamanlarda bölgeden çektiğim fotoğraflarla siz okurları bir yolculuğa çıkarmak isterim.

Akdağ Tabiat parkına ve dolayısıyla Tokalı Kanyona girmek için öncelikle Orman Bakanlığının yerel teşkilatlarına bilgi verip izin alarak kampımızı kuruyoruz. Yaz mevsimi olması nedeniyle yangın riskine karşı duyarlı olmak, Tabiat parkı olması nedeniyle de flora ve faunaya zarar vermemek için bu yolu izliyoruz.

Akdağ-Sığırkuyruğu mevkiinde kampımız kuruyoruz. Çadırlarımıza yerleşip akşam yemeği için hazırlık yapıyoruz. Bir kısmımız gün batımını ve dağın zirvelerini görmek için yangın gözetleme kulesine tırmanıp akşam güzelliğini yaşıyorlar.

Akşam yemeğinin ardından kamp ateşi etrafındaki kısa sohbet ve eğlence sonrası kısa bir yürüyüş yapıp gecenin sessizliğine teslim oluyoruz. Zira ertesi gün zorlu bir yürüyüş bizi bekliyor.

Günün ilk ışıklarıyla kahvaltımızı yapıp çadırlarımızla diğer eşyalarımızı toplayıp arabamıza koyuyor, kanyon yürüyüşünün başlayacağı yere hareket ediyoruz. Araçla ulaştığımız son noktadan itibaren yürüyerek kanyon içinde ilerlemeye başlıyoruz.

Başlangıçta yürünen güzergâh kolay, görseli zengin ve çevreyi izlemesi son derece keyifli görünüyor. Zaman zaman derenin iki kıyısını köprü gibi birbirine bağlayan yıkılmış ağaçlar üzerinden yürüyor, dere kenarındaki dağ eriklerinden tadıyor, bazı yerlerde böğürtlen üzümlerinin tadına bakıyoruz.

Yaklaşık iki saatlik yürüyüş sonrasında ilk molamızı veriyor, havanın da ısınmasıyla terlemeye başlıyoruz. Dere suyunun derin havuzlar oluşturduğu yerlerde grubumuzun bir kısmı suya girip serinleyip etkinliğe farklı bir renk katıyorlar. Mola sonrası tekrar yürümeye başlıyor ve kanyonun en sert bölümüne ulaşıyoruz.

Başımızın üzerinde uçan Kara Akbabalar ve vadi tabanında nasıl öldüğü anlaşılmayan sincap, domuz ölülerine rastlıyoruz.

Başlangıçtaki heyecan yorgunlukla birleşince zorlu bölümün ne kadar sonra başlayacağı sıkça soruluyordu. Çok geçmeden su ani inişlerle minik şelaleler oluşturmaya ve arada kayalıklar arasında kaybolmaya başlıyordu. Bu artık asıl görülmesi gereken yerlere geldiğimizin ve adrenalin yaşanacağının işaretini veriyordu.

İlerleyişimizin zorlaştığı gökyüzünün az görünür olduğu devasa dağ kütlesinin altından geçişler başlıyordu. Kimi zaman iplerle ve elden ele tutmalarla geçerken kimi yerlerde suya girip boyumuza kadar su içinden yürümek zorunda kalıyoruz.

Su derinliğinin boyu aşan yerlerine geldiğimizde karadan yürümenin de imkanı kalmayınca yüzerek geçmek zorunlu oluyordu. Bizler yüzerek geçebilsekte eşyalarımızın (makineler, kameralar, telefonlar ve diğeri) taşınması sorun olacağa benziyordu.

Bu durumu önceden yaşayanlardan biri olarak ekip arkadaşlarıma mini bot ve su geçirmez eşya kapları getirmelerini söylediğim ve onlarda hazırlıklı geldikleri için hemen mini botumuzu şişirip çantalar ve ıslanmaması gereken eşyalarımızı da bota koyarak iyi yüzen arkadaşlarımızla karşıya taşıyorduk. Birkaç kez yapılan bu geçişler sonrası kanyonun sonuna doğru da yaklaştığımızın farkına varıyorduk.

Daha ne kadar kaldı? Sorularının sık sorulduğu anlardan sonra sert kayalık ve dik kapızlıklar arasından geçip TOKA’nın olduğu noktaya doğru yaklaşıyorduk. Başımızı kaldırıp yukarılara baktığımızda ancak gökyüzünün mavisini görebiliyor, ıslak olduğumuz ve kanyon içine pek güneş gelmediği için üşüyüp titriyorduk.

Nihayet bir kısığa daha gireceğimiz bilgisini paylaşıp buranın uzunluğunun yaklaşık elli metre olduğu ve kanyonun da en dar yeri olduğunu ekliyorduk. Suyun derinliği de boyumuzu aşar durumdaydı…

İşte burası kanyona adını veren TOKA’nın olduğu yerdi. Heyecan vardı, sevinç ve korku da elbette. Daracık tünel benzeri yer ve bulanık su, yukarıda ise kaya aralığına kısılıp kalmış bir kaya bloku…

Eşyalarımızı yine bota koyarak, bir kısmını poşetlere koyup su üzerinden yüzdürerek ya da havada tutarak taşıyorduk.

Tokanın altından geçişimiz heyecanlı, korkunç ve keyifliydi. Tabi ki etkinliğin sonuna doğru gelişimizin habercisiydi.

Toka’dan geçen tüm ekip çıkışta (eğer Gümüşsu tarafından gelinirse giriş ) bulunan kumsal üzerinde dinleniyor ve bazıları da sevinç çığlıkları atıyordu.

Günün anısına TOKA manzaralı fotoğraflarda çekildikten sonra yola devam edip geri dönmeden Gümüşsu’ya kadar yürüme kararı alıyorduk.

Tokalı kanyonun tokasından sonra güneye doğru yüründüğünde de yol epeyce uzun ve yorucu oluyor. Ama geri dönüp aynı suların içinden tekrar geçmek ve kayalardan tırmanmakta bir o kadar yorucu oluyordu.

Tokalı kanyonun suyu Akadağların içinden geçip güneydeki Çivril ovasına açılıyor ve oradaki topraklara bolluk, bereket veriyordu. Hatta bununla kalmayıp Işıklı gölüne de can katmaya devam ediyordu.

Akdağ zirve tırmanışı, Kocayayla gezi ve yürüyüşü ile Tokalı Kanyon geçişi doğa gezisi-yürüyüşü yapanların mutlaka denemesi gereken heyecan olmalıdır.

Henüz bu değerlere ulaşmak mümkün iken deneyin derim. Pişman olmazsınız!..

Sınırlar çizmek ve o sınırların ötesindeki yaşamı tanımaya çalışmak…

Tıpkı dağlarda, zirvelerde dolanmak ve sonra vadi tabanlarında akan akarsuları - dereleri merak edip oralara yolculuk yapmak gibi…

İşte bu meraktır insanı maceraya ve keşiflere yönelten...

YORUM EKLE