BİR SELAMI ESİRGEME!

Çocukluğumun yazlarını geçirdiğim köyümüzde en çok ağabeyim, kuzenlerim ve köyden bulduğum birkaç arkadaşla “Arık” denilen minik sulama kanallarındaki buz gibi suya ayaklarımızı sokmak ve ileriye attığımız dal parçasının suyun akışıyla bize doğru gelişini seyretmek en büyük keyfimizdi.

Bazen yaprakları gücümüzün yettiği ve rüzgarın bize yardım ettiği kadar uzağa atar; bize ilk ulaşanı yakalamaya çalışırdık, yaşıtlarımız deniz tatili yaparken biz abimle ağustos sıcağında serinleme yöntemi olarak böyle oyunlar uydurmuştuk.  

Arada çay kenarına gider, bulduğumuz tül parçasıyla minik balıkları yakalamaya çalışırdık. Bazen kurbağa yakalasak bile, günün sonuna saatler boyu avladığımız parmak kadar balıkları yine çaya geri salardık. Köyümdeki anılar yığınla iken en çok beni etkileyen durum hiç ‘yabancılık’ çekmememdi.

Köy meydanında bulunan cevizli kahvenin önünden geçerken akraba amcalar, yaşlı dedeler bize Zafer Gazoz ısmarlarlardı.

Her Cuma kurulan Pazar yerinde kar pekmez alırken İstanbul’dan gelmiş olduğumuz için biraz fazla konulurdu bardaklarımıza.

Şimdilerde düşünüyorum da şehir yaşantımızda acaba bir selam vermeyi, günaydın demeyi ne zaman kaybettik?

Köylerde kırsal alanlarda çiftçi, köylü seni tanımasa da gelip geçerken aracınla sana mutlaka el kaldırır Allah’ın selamını esirgemez senden.

Her köyümü ziyaret ettiğimde mutlaka dere kenarında, yeşillikler boyunca yürüyüşe çıkarım.

Tarlasında çalışırken köylüler yoldan geçtiğimi görür, “Hoş geldin bakam” der, Ege şivesiyle. “Kolay gelsin” dememle; “Sen kimsin, kimlerdensin?” diye merakını gidermeye çalışır. Kendimi tanıttığımda daha sıcak bir gülümsemeyle tarlasından ya bir şey ikram etmeye kalkar ya da çay teklif ederler.

                                                                              ***

Şimdi gayet ‘Modern’ bir şehirde yaşıyorum. İnsanlar son model spor ayakkabıları, havalı kombinleriyle özel tartan pistlerde yürüyor. Çoğunlukla her sabah aralarına karışıyorum.

Karşıdan bir yaşlı amca yavaş yavaş geliyor, göz göze geliyoruz ‘Günaydın’ diyorum.

Bana bakıyor, tanımaya çalışıyor, hiç tanımadığı birinin selam verme ihtimali düşük çünkü alışagelen selamsızlık akışında…

Hayır çıkaramadı amcam beni, gülümsüyorum ve yürüyüşüme devam ederek uzaklaşıyorum. Muhtemelen beni birine benzetti ve uzunca süre boyunca beni nerden tanıdığını anımsamaya çalışacak.

Aslında neden ve kim olduğumu kurcalayan beynin bu düşünce denizinde kaybolmak yerine ‘Günaydın’ cevabını otomatikleştirip verseydi ‘Güzel bir günün ortak bir başlangıcı’ olabilirdi.

Koşan yaşlı bir dede var mesela, sırtında kamburu orta tempoyla sabahları gayretine şahit oluyorum ve her defasında onun adına mutlu oluyor ve takdir ediyorum.

İçimden onu tebrik etmek harikasın demek ve gülümsemek geliyor gördüğümde ama henüz buna cesaret edemedim, benim önce selamlarımın kabulüne ihtiyacım var bir üst seviyede iletişime girebilmek için.

O yüzden bir selamı esirgemeyin…

O selam sayesinde ben de başkalarına selam verme cesareti bulacağım ve onların da iyi hissetmesini sağlayacaksınız böylece; kelebek etkisi misali…

Haaa bu arada size hiç tanımadığınız halde; selam veren, günaydın, kolay gelsin diyen birisi olursa o benim, merak etmeyin, çekinmeyin.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ramazan Gerboğa
Ramazan Gerboğa - 7 ay Önce

Bu yazınızda selam vermeyi unutmayacağız teşekkürler