BİR UMUT İÇİN

Cesaretim mi yok? Gerçekten istemiyorum mu? Kendimi korkunun kollarına mı bırakmıştım? Lüks bir hayatın hayalini de kurmuyorum, peki, neden bunca işsiz varken, evine her gün bir ekmek götürmenin çeşitli plansız planını yapmaya çalışan geçim sıkıntısını doruklarda yaşayan insan varken aklıma, kalbime, düşüncelerimin arasına, an itibariyle yazdığım bu kalemden akan cümlelerim benim samimiyetsizliğimi göstermez mi? Kör değilim, ışık, bana ait olan hayat ışığına doğru gidişim, bu zahmetli yolculuğu kabullenişim, ikamet ettiğim doğa ana kucağından vazgeçişim her şeyin aksine beni gururlu, başı dik, huzurlu bir insan yapacak. Umuyorum.

Çaresiz hissediyorum, kendimi. Üç tarafı denizlerle çevrili bir bedenin taşıyıcılığını hissediyorum. Palas pandıras. Boğulmamak için. Kulaç atmaktan yorulup dalgaların cansız, şişmiş bedenimi kimsesiz kıyılara bırakmaması için. Huzurlu bir uyku için. Rüyalarımda korkmamak için. Karabasanlardan, ismini cismini bilmediğim, görmediğim ‘’varlık’’lardan kurtulmak için. Tek bir kıyım mevcut. Bana ait, tek bir kıyı. Uçsuz bucaksız şekillerden oluşan. Sarih. Deniz var mı? Kumsal var mı? Fark etmeksizin uzaklarda olacağım. Görmeyeceğim.

Bedenimin en uç noktasına kadar gezgin ruhum ile korkularım arasında savrulan, iç denizlerimde dalgalı, tehlikeli su canlıları arasında boğulmakta olan bir yüzücü çaresizliği sarmıştı. Kenar, o dağlık, göründüğü kadar masum olmayan bölge, ihtimamla eli silah tutan sayısız insan tarafından çeşitli varoluş mücadelelerine sahip. Bilerek, korkusuzca, beyhude ya da değil. Kimse yok olmak istemiyor. Gürbüz, mutlu mesut, şen nefes almak, hayatı devam ettirmek; kutsal.

Kışlar sert, yollar metrelerce biriken kar ile kaplı. İç iklimim yola çıkmaya elverişli değildi. İlk etapta bir askerin görev bilinci ile emir verdim duygularıma, körkütük, sorgusuz sualsiz terk ettim sevdiğim insanı. Hicran duygusundan uzak. Hayallerine yalnız ulaşmak isteyen bencil-insan. Ben. Hangimiz değil? Hangimiz terk etmedik insanları bir oluş uğruna? Hangimiz ilk gerçek hikâyemizin peşine düşerken bir umut için bin umut kırmadık? Öyle değil mi?

YORUM EKLE