BİRAZ SAYGI LÜTFEN

Londra'nın Wimbledon semtinde bir kursa katılıyorum. Sene 2000, mevsim yaz.

Kurs gençlerle dolu. Birkaç sınıf arkadaşının babalarının yaşını soruyorum, hepsi benden daha genç. Daha genç ve hatta çok daha gençlerle beraber olmaktan büyük zevk alırım. Meslek hayatımda da hep öyle oldu. Öğrencilerim tabii ki benden küçüktüler, liseyi yeni bitirmişlerdi. Genelde hepsi öğrenme istekliydiler. Ben de yardımcı olabiliyordum.

İngiltere'ye geri dönelim.

Sınıfta başka Türk kursiyer yoktu. Önceleri Alman da yoktu. Dolayısıyla İngilizce konuşmak zorunluluktu. Bundan hoşlanıyordum. Neticede o kadar kurs parası verip orada Türkçe veya Almanca konuşmaya yeltenmek de istemiyordum.

Sınıfın neredeyse yarısı Japon diğer yarısı da İtalyandı. Bir iki de Latin olabilirdi.

İtalyanların isimleri Alberto, Adamo, Giulia, Giulio gibi Avrupalılar için kolay adlardı. Benim şaşırdığım, Japonların da birer Avrupalı adı edinmiş olmalarıydı.

***

Benim adımın ne kadar zor bir ad olduğunu daha önce hiç fark etmemiştim. İtalyanlar benim de bir "Avrupa" adı edinmemde ısrarlıydılar. Öfkemi de belli ederek kabul etmediğimi, benim sadece bir adım olduğunu, işte tam o adı onların da kullanmalarını söyledim. Öyle de oldu.

Kendim için takma adları hiç sevmedim. Başkalarına da -varsa bile- takma adlarıyla hitap etmedim.

Benim için bir kişinin, bir kentin, bir sokağın, bir kurumun adı çok önemlidir. Hatta o isimleri kişinin veya diğer şeylerin şahsiyetiyle özdeşleştirir, aksi halde saygısızlık yaptığımı düşünürüm.

Bizde başka ülkelere göre sıkça uygulanan il-ilçe-köy adlarının değiştirilmesine, birinin kayıtlı olmayan bir ismi kendi adı olarak kullanmasına sinirlenirim. Bu davranışları bir onur eksikliği olarak görürüm.

***

Nüfusta adım Mustafa ama bana Kemal derler; kayıtlı adım Ramis ama bana Remzi derler, babam adımı Ali olarak yazdırmış ama dedem Veli olmamı istemiş ve öyle de olmuş...

Muhtemelen Karayolları Genel Müdürlüğünden biri bu köyün adı Behramkale olmalı demiş ve yön levhalarını öyle yazdırmış, çok noktaya da resmi levha olarak asmış. Oysa devletin kayıtlarında Behramkale diye bir yerleşim yeri yok. Ayrıca tarihi yerleşim yeri olarak ve harabeleri de bulunan Assos adı sarı yön levhalarında bulunabilir, doğrudur.

Bu Assos adı da öyle tuttu ki şimdi neredeyse 100-150km uzunluğundaki bölgede her yer kendi adresini Assos olarak vermektedir. "Ben sizin orada Assos'ta bir arsa aldım ama orayı hiç görmedim." Detayını soruyorum, 70km Assos'a uzak.

***

Bu karmaşaya devletin de heves göstermesi devletimizin ciddiyetine zarar veriyor.

Nüfustaki kayıtlar önemlidir, değiştirmek mahkeme kararı ister. Durum böyleyken fırsat kollayıp sokak adlarını, köy adlarını değiştirmekle ne menem hatalar yaptığımızın farkında değiliz galiba.

Ciddiye alınmak isteyenin önce kendisinin ciddi olması ve ciddi davranması gerekir. Belediyelerin veya diğer resmi kuruluşların diktikleri Türkçesi bozuk levhalar hepimizi utandıran kara lekelerdir.

Yanlış Türkçe kullanarak herkese hitap eden levhaların mazereti ve bu milleti "cahil" olarak cümle aleme teşhir etmenin de affı olmamalıdır, yoktur; bence "kabahat" sınıfına girmeli ve hızla düzeltilmelidir.

Bu ülkede muhtarlar cahilse, belediye başkanları, kaymakamlar, valiler ve bakanlar da mı cahil? Üniversite mezunu bir devlet memurunun anadili Türkçeyi pek iyi bilmeme hakkı var mıdır? Okuma-yazma bilmeyenlere de lise diploması verildiği doğru mudur?

İnsanlarımız bu kadar kolay rencide edilmemelidir. Anadilimize önce kendi devlet kurumlarımız saygı göstermelidir.

Türk Dil Kurumu denen bir kurumumuz var. Var mı gerçekten?

YORUM EKLE