BUGÜNDEN DÜNE BİR YOL: EREN GÜNÜ

Bir yol olsa bu günden düne giden.

Bir yol olsa geçmişi bu güne getiren

Bir yol olsa yitip giden değerlerin yerini gösteren

Bir yol olsa doğruluk, güzellik ve mutluluktan başka yere gitmeyen

Bir yol olsa ‘keşke’ dedirtmeyen!

Hep yürümüş insanoğlu, iki ayağı üzerine kalktığı zamandan bu yana ve yürümeye devam ediyor hala.

Geçmişimi anımsadığım en eski tarihlerden bu yana yaşadığım yörede insanların gündeminde sohbet konularında hep var olan değerdir “Eren’e Gitme”…

Ne zaman gidilirdi? Nasıl gidilirdi? Ne kadar zamanda gidilir- gelinirdi? Neler yaşanırdı?

*ESKİ HALİYLE EREN

Heyecanlı bir masalı dinler gibi pür dikkat dinlerdim.

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN

O zamanlarda gün dönümü, darı ekimi, ekin orağı, tütünlerin ucu, darı kırımı gibi adlarla anılırdı zaman.  Ayların, mevsimlerin pek adı anılmazdı.

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN

Gidilen yollar da öyleydi. Güzergah anlatılırken; “dikim yoldan Kokulu’ya, Yumaklı’dan Alaçam’a, Ilıca’dan Yoncalı Dere’ye ve Deli Amat Hanı’ndan Eren yoluna… Sonra İncebel gediğinden aşıp Çiçek Buba’nın bayırına vurulup ulaşılır” diye anlatırlardı Eren’e gidişi… Yolculukta yaşananlar sıralanırdı peş peşe. Ne hoş olurdu o konuşmaları dinlemek.

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN

Çocukluğumun sisli - puslu havalarında ocak başlarında yaşlıların muhabbetlerinden benliğimde yer eden sözlerdi bunlar. Gün oldu birazcık büyüyünce bu yolculuklara katılır oldum. Önceleri eşek ve katırlar ile eşyalar yüklenilerek bir gece yol üzerinde su kaynağı kenarında konaklanılırdı. Ertesi gün erken saatte ulaşılırdı Eren düzüne. Yaklaşırken silahlar patlardı. Aynısı karşılardan da patlatılırdı. Bu bir selamlaşma, karşılıklı “biz geliyoruz” demekti belki. Aynısı Eren yerinden ayrılırken öğle namazı sonrasında da yaşanırdı.  Biz gidiyoruz der gibi…

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN

O zamanlarda Eren yerinde odun olmadığı için dağ köylerinden gelenler katır ve eşeklerle bir gün önceden odun getirir orada satarlardı. Bir yük, bir denk gibi adlarla sınıflandırılarak satılırdı odunlar. Tıpkı kurban edilecek küçükbaş hayvanların;  birli, ikili, kısır, erkeç, teke, çebiç adlarıyla tanımlanışı gibi. Biz küçükler için çok ama çok özel idi bu tören. Korku olurdu, yorgunluk olurdu ve tabii ki heyecan…

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN-KARTAL GÖLÜ

Sonra ki zamanlarda tomruk kamyonlarına doluşan insanlar gece yarısı köyden ayrılarak yolun gittiği İncebel tarafına kadar gidip, sonrasını yaya yürüyerek gitmeye başladı. Daha sonra aynı yol minibüs ve Jeepler ile gidilir oldu. 1990’lı yılların başın da şimdiki Kartal Gölü’ne kadar yol yapılana kadar böyleydi. Yol yapıldıktan sonra her türlü araçla gidilmeye başlandı ve ya günü birlik gidiş-dönüş veya bir gece göl kenarında konaklayıp ertesi gün törene katılıp geri dönecek şekilde yapılmaya başlandı. Bu gün artık bu nokta da aşıldı çünkü törenlerin/ritüelin yapıldığı noktaya yıllar önce Muğla Bölgesi yol açtı. Geçen yıl bu yolu Beyağaç sınırındaki İncebel Bölgesi’nde kadar da uzatınca geleneksel güzergah tamamen devre dışı gibi kaldı. Böylelikle mistik bir ritüel popülist bir şenliğe ve günümüzün yoz etkinliklerinin kuyruğuna takılmış oldu. Tüm bunlara rağmen eskiyi yaşamak isteyenler Kartal Gölü’nü kamp alanı olarak belleyip bir gece orada kalıp ertesi gün yaya olarak Eren’e gidip dönmekte geçmişi yaşatmaya çalışmaktalar.

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN-KARTAL GÖLÜ

Eren Günü etkinliği; bir Yörük şenliği, festivali ya da yöre insanını eğlendirmek amaçlı değildir. Tam aksine mistik bir tören ve kutsal sayılan inanıştır, bir ritüeldir…

*ŞİMDİKİ ZAMAN EREN

                                                                                              ***

Siz saygıdeğer okurlarımı bu günden düne bir yolculuk yaptırmaya çalıştım. Eren ile ilgili çok daha fazla konu başlıkları açılabilir. Ancak o kadar detaya girmeden bunun bir Orta Asya geleneği olduğunu belirtmekte yarar var.  Ancak tam bu noktada bir başka nahoş durum da karşımıza çıkıyor. Günümüzde herkesin tarihçi, araştırmacı,  yazar olduğunu, hatta bilim insanlarını da bir kenara itip her şeyi bildiğini iddia ettiğine tanık oluyoruz.

Bu konu üzerinden örnek vermek gerekirse; yöre çobanlarının yüzlerce yıldır oralarda bulunan ve bir kısmını da önceki yıllarda kullandıktan sonra saklayıp yeniden geldiklerinde tekrar kullandığı malzemelerle yaptığı “Çövmen” adı verilen çoban evlerini sanki “şifacı yurdu”  gibi anlatılması (maalesef hayal gücü kuvvetli insanlar var memleketimizde). Erene gelen herkesin mutlaka Çövmen’e uğradıkları yazılıp çizilir oldu. Böyle bir durum bu gelenekte asla ve asla yoktur. Zira bu yapılar çoban evidir. Orta Asya’daki ‘Kam’ların barınaklarına benzemesi sadece tesadüf veya coğrafyanın gereği bir durumdur. ( Çövmen ile ilgili bir makalem yıllar önce “Geçmişten Günümüze Denizli” Dergisi’nin 18. sayısında yayınlanmıştır. Dileyen dijital ortamda da bu makaleye ulaşabilir)

Eren ile ilgili bilinen en klasik bilgiler ise şöyledir: Burada kesilen adaklar bir dilek için kesilmekte, mezar/kurgan benzeri yapı etrafında en az 3 olmak üzere tekli sayılarda adaklarla dönülmektedir. Taşlara dokunulmakta ve dua edilmektedir. Buradan taşlar alınıp ambara, toprak alınıp tarlaya serpilmektedir. Bunun amacı; bolluk, bereket içindir. Sağlık için dilekte bulunanlar ise saç teli, kıyafet parçası, para gibi maddi şeyleri buraya veya taşlar altına bırakmaktadırlar. Kesilen adaklar burada pişirilir/tütsülenir. Ayrıca bu adaklardan “ortak sofra” kurularak katılanlarca toplu halde yenmektedir.  Pişirilen / tütsülenen adak etleri geri köylere dönüldüğünde konu-komşuya birer parça olarak dağıtılmaktadır. Bu bir gelenek, örf-adet ve inançtır. Tartışmak, eleştirmek ya da müdahil olmak pek doğru olmasa gerektir.

Günümüzde artık bu ritüeller yozlaşmış birçoğu da görülmemektedir. İşte bunu bilmeyen görmeyen durum bir kısım insanlarca yorumlanarak varmış gibi kamuoyuna sunulmaktadır. Bu ise böylesi bir değere verilecek en büyük zarardır.

Her yıl Ağustos ayı son perşembesi gerçekleşen bu etkinliğe; Sandıras Dağı’nın çevresindeki yerleşim alanlarından insanlar katılır. Bunun duyurusu önceden yapılarak katılım sağlanması amaçlanır.  Dağın güneyinden gelenler ya Gökçeova Göleti kenarında konaklayarak veya doğrudan Eren yerine gelerek, dağın kuzeyinden gelenler ise Kartal Gölü kenarında bir gün önce gelip konaklayarak tören alına yürüyerek ulaşmaktadırlar.  Bu bir kültürel değer, bir inanış,  bir gelenektir, kısaca düne giden bir yoldur, yolcusunu yalnız bırakmayan…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Huseyin Akakca
Huseyin Akakca - 2 ay Önce

Harika bir anlatım! Çok eskilere daldım gittim

banner206

banner205