BÜYÜK MENDERES'İ AĞLATMAYIN

Tarihin bilinen/bilinmeyen dönemlerinden bugüne yüzlerce kilometre uzunluğunda yolu akarak kateden Büyük Menderes nahri artık yorgun, sancılı, üzgün ve korku içinde…

Bilinen onlarca uygarlığa ev sahipliği yapıp bugünlere kadar insanlara ve diğer canlılara yaşam alanı oluşturmuş bir akarsu “Büyük Menderes”.

Öyle ki doğduğu Yukarı Menderes havzasının en üstünden başlayarak akışının bittiği  Doğanbey Körfezi'ne kadar  kalıntıları bulunan antik kentler bu yaşananlara tanık. (Afyonkarahisar/Dinar bölgesinde, Çivril, Çal, Beklli Güney ve Çürüksu havzasında ve sonrasında Nazilli, Aydın, bölgesinde onlarca antik kente av sahipliği ve orada yaşayanlara ekmek aş olmuş “Büyük Menderes Nehri” nden söz ediyoruz.  Hatta o uygarlıkların izleri ve kültürlerinin kodlarınn taşınıyor olması da mümkün!

Büyük Menderes nehrinin hikayesi bazen acıklı, bazen mutluluk dolu. Ama en çok günümüzde yaşadıkları herşeyin üzerine tuz biber eker nitelikli.  Zira bu kez onu bu hale düşüren bizzat ondan beslenen insanlık…

Ne hale düştü nehir;  onun besleyip büyüttüğü, doyurup çoğalttığı insanlık, ona neler yapmıyor ki? Nehri besleyen kollar üzerine yapılan göletler, barajlar ve sulama için açılan yüzlerce derin kuyu… Yetmiyormuş gibi suya akıtılan kirli ve zehirli sıvılar, adı bilinmedik öldürücü kimyasallar ve diğerleri… İnsanlık adeta kendini  ayakta tutan bu saygın değere nankörlük etmekte bu gün…

Başından sonuna yaklaşık 550 km uzunluktaki bu akarsuyun sadece Çal bölgesindeki hali bile olayı özetlemeye yeter nitelikte. İşte Kısık Kanyonu'nun dünü ve bu günü, Regülatör bölgesinin eski ve yeni hali…

Tüm bu olumsuzlukları bir kenara bırakıp her şeye rağmen ısrarla ve inatla insanlığa iyilik-güzellik sunan Büyük Menderes havzasındaki boluk ve bereketten de söz etmek gerekir. Belki olumlu düşününce evrene olumlu mesaj vermiş oluruz da bir mucize gerçekleşir de seviniriz! Kim bilir?

Çal bölgesinin yamaçları ve düzlüklerinde insanlara yüzlerce yıldır kucak açıp bakan, besleyip büyüten topraklara can veren işte Büyük Menderes’in suyu  ve etkisidir.

Çal bölgesinin ovasından kalkan hububat, sebze ve meyveler ile susuz kısımlarda yetişen değerli üzümler geçmişten bu güne yöreyi kutsal kılmış ve kılmaya devam etmektedir.

Üzüm bağlarında yetişen üzümlerden elde edilen yiyecek ve içecekler dün olduğu gibi bugün de yöre insanını özel kılmaktadır.

Kısık Kanyonu'nda suyun sesini dinleyip, Kumral da nefeslenerek düzlüklerdeki üzüm bağlarından tatmak az şey midir? Sonra oralarda çalışan insanların teri, emeği ile bağların kokusu, kırların esintisi kusal değil midir?  

Bağ bozumunda üzüm şırasının keyfiyle ağız dolusu gülerek mutluluğu yaşayan insanların hakkı değil mi hep böyle olmak? Üzümün tadıyla Büyük Menderes'in bereketini neden sonsuza kadar yaşamasın yöre insanı. Onlara bu hak değil mi?

Çok zor değildir bu dileklerin gerçekleşmesi kanımca. Yeter ki var olanı koruyup dünden aldığımızı yarına layıkıyla teslim edelim…

Büyük Menderes'i ağlatmayın, o ağlarsa insanlık hiç gülmez!…

YORUM EKLE

banner247

banner246