ÇANAKKALE USULÜ TARHANA ÇORBASI

Akdeniz ve Ege Bölgelerinde yaygın olarak yenildiğini (içildiğini) bildiğim tarhana çorbasını acaba diğer yörelerimiz de biliyor mu diye araştırdım. Gördüm ki tüm Anadolu ve Trakya bu güzel çorbayı biliyor, yiyor ve içiyor.
Çerez gibi, pestil gibi yeneni de var; envayi çeşit üretimi de var; elbette çeşit çeşit çorbaları da...
Çanakkaleliler tarhananın sadece çorbasını bilir. Denizli'nin keçi yoğurdundan yapılma "çerez tarhanası" da olduğu gibi diğer pek çok ilin (Kastamonu yaş tarhanası, Tokat tatlı tarhanası, İzmir'in sakız tarhanası, Antalya'nın koca tarhanası ve Uşak'ın Tarhana Baba tarhanası gibi) özel tarhanaları da var.
Böyle tarihi bir yemeğimizin efsaneleri de olacaktır tabii. Şahsen efsanelere pek rağbet etmem.


Hangi ulusun çorbası olduğunu araştırmaya çalıştım, başarılı olamadım. Biz Türklerin dışında Suriyeliler de tarhanayı biliyor.
Bursalı bir grup ilkokul öğretmeninin "Anadolu Kadını Suriye'ye Tarhana Yapıyor" yardım kampanyası gözlerimi yaşarttı. Hatay'da bazı ilkokul öğrencilerinin kahvaltı yerine ceplerinde bir parça katı tarhana ile okula gönderildiklerini orada çalışan bir öğretmen anlatmıştı.
Tarhananın bir öz Anadolu yemeği olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen biz Anadolu'ya gelmeden önce de vardı tarhana buralarda. Un ve yoğurt tarhananın ana elemanları olduğuna göre sahiplenmede Balkanları ayrı tutmamak gerekir.


Çocukluğumda kahvaltı dendiğinde öncelikle tarhana çorbasını bilirdik köyümüzde. 40'lı yıllar Türkiye kırsalının yokluk yıllarıydı. Osmanlı Sultanı halkını ve yurdunu tamamen tüketmiş ve insanlarını sefalet ve cehaletle başbaşa bırakmıştı. Halk eğitimsiz, görgüsüz ve bilgisizdi. İkinci Cihan Harbini kaybeden Almanlar da sıfırı tütekmişti ama onların bilgi dağarcıkları doluydu ve çok kısa bir zamanda toparlanabildiler. Bizim o dağarcığımız da boştu. O Osmanlıya özlem duyanları anlamak çok zor. Cumhuriyeti kuranlara o yoklukları mal etmeye çalışanlar çok ama çok yanılır.
İlk tarhana çorbalarım bana o yokluk yıllarını hatırlatır. Bugün "Çanakkale Usulü Tarhana" yapımı ve çorbası konusunu işlerken o zamanın tarhanalarını hatırlamak bile istemem. Tarhana yapımı çok basitti ve ekşi yoğurtla un karışımı hamurun kurutulmasından ve ufalanmasından ibaretti. Tuzu çorba kaynatılırken, yağı ise kaseye konulduktan sonra ekilirdi. Zeytin, biber turşusu ve/veya beyaz peynir ile yenirdi. Zeytin yağıyla birlikte kasede üzerine mutlaka kurutulmuş nane serpilirdi.


Bugün anlattığım tarhana ve çorbası Çanakkale'nin de daha bilgili ve daha tecrübeli döneminin yemeğidir. Tarhana Çanakkale'de de şimdi daha lezzetli olmuştur. Bu katkıyı yapan hanım eller dert görmesin.


Çorbası
Çanakkale usulüne göre üretilmiş toz tarhanadan bir su bardağı dolusu bir kasede ılık suda ıslatılır. Çorba faslına katılmadan önce kolay erimesi için yumuşaması ve kabarması gerekiyor.
Bir tencerede yeterince domates salçası (istendiğinde biber salçası da katılarak) veya soyulmuş iki adet büyükçe domates rondadan geçirilerek zeytinyağında veya tereyağında kavrulur.
Önceden ıslatılmış tarhana sıcak su ilavesiyle tencereye katılır ve çorba kıvamı gelene kadar sürekli karıştırılır. Kaynamaya başladığında pişirme tamamlanmış olacaktır. Bitime yakın da tuz ve ince kıyılmış iki diş sarmısak konur.


Tuzunu kontrol etmekte yarar vardır; yoksa bu nefis çorba bekleneni veremez. Şahsen kaseye konduktan sonra üzerine biraz toz nane koymadan edemem. Ayrıca çorbanın üzerinde izi görülecek şekilde iki çember sızma zeytinyağı gezdirmeden de gözlerim doymaz.
Bir deneyin. Yanında kızarmış ekmek, içine ufalanmış az miktarda ovma peynir ve her kaşıkta bir kırma zeytin çok otantik olur. Afiyet olsun.

YORUM EKLE

banner187

banner186