CANAN DAĞDEVİREN ADLI KIZIMIZ

Önce bu değerli kızımızın kim olduğuna bakalım: 1985 İzmit doğumlu Canan Dağdeviren Hacettepe Üniversitesinde Fizik okuduktan sonra Sabancı Üniversitesinde Malzeme Mühendisliği konusunda yüksek lisans yaptı. ABD'nin yabancılar arasında bilinen Fulbright bursuyla Şikago'nun bulunduğu eyaletteki Champaign kentindeki tanınmış bir üniversite olan University of Illinois Urbana-Champaign (UIUC)'da yine malzeme bilimlerinde doktora yaptı. Bu çalışmalar kapsamında esnek ve katlanabilir, deri üstüne yapıştırılabilir veya giyilebilir elektronik aletler üzerine çalışmalar yaptı. Pilsiz çalışan giyilebilir bir kalp çipi ve cilt kanserini teşhis eden bir cihaz geliştirdi.

ABD'nin meşhur ve dünyadaki en'leri listeleyen dergisinde "30 yaş altı bilim insanları" listesinde yer buldu.

Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi üyeliğine (Junior Fellow of Harvard) seçildi.

MIT Technology Review’un her yıl derlediği 35 Yaş Altı Mucitler listesinde yer aldı.

Illinois Eyaletinin inovasyon ödülünü aldı.

Hasılı Canan Dağdeviren bizim son derece başarılı bir insanımız. Bu kesin. Şimdi sormamız gereken soru:

Bu başarılar Türkiye'nin de başarısı mıdır?

Yoksa bu derece başarılı olabilmek için mutlaka yurt dışına gidip oralarda çalışmak mı gerekiyor?

Gerçek olan -maalesef- sorunun ikinci kısmıdır. Türkiye'de zeki ve imkan bulursa aklını iyi kullanabilen insanlar elbette vardır. Fakat bu insanların dünya çapında insanlığa ve bilime katkı sağlayacak çalışmaları ve başarıları tamamen yurt içinde yapabilmeleri edeta imkansızdır. Biz o ortamı ve fırsatı veremiyoruz.

Galiba ulus olarak henüz istenilen o noktaya varamadık, gerekli bilimsel geleneği oluşturamadık.

Üniversitelerimiz henüz üniversite mertebesine yükseltilemedi, hala lise ile yüksekokul arasında bir yerlerdeyiz. ODTÜ ve Boğaziçi gibi ABD'den feyiz alan ve nasıl olması gerektiğini bilen üniversitelerimize bile "ortadoğuluk" zihniyetimizi sokmak ve oraları da sulandırmak kolay oluyor. Koç ve Sabancı Üniversitelerimizin yöneticileri belli bir politik kalıbın dışında olamaz, profesörleri de ancak YÖK onayıyla oraya gelebilir. Diğer üniversitelerimizin durumunu "ne sen sor, ne de ben söyleyeyim". Bol bol diploma dağıtmakla meşguller. Ne yapabilirler ki? Sık sık çıkarılan öğrenci affına kimsenin karşı koyma gücü yok.

"Bu adama veya kıza, makinenin M harfini bilmemesine rağmen makine mühendisi diploması nasıl verirsiniz?" diye soran yok. Bırakın mühendislik diplomasını -zaten bizde herkes kendini mühendis sanır-, "okuma-yazma bilmeden nasıl lise diploması verilir?" diye de sorulmuyor.

Vikipedia gibi bir başvuru ansiklopedisinin neden yasaklandığını anlamak zor. Sansürler ve yasaklar araştırmacılar için zehirdir. Moral bozucudur.

Alman üniversite sistemini bilen bir Amerikalının bu iki ülkenin yüksek öğretim sistemlerini karşılaştırmasına bakıyorum. "Güldürmeyin beni" diyor Amerikalı.

Oysa biz senelerce yüksek öğretimde Alman sistemine özendik ve ona erişmeye çalıştık. Almanlar Amerikalılara ulaşmaya çalışırken biz yine kayıpları oynuyor ve yine nal topluyoruz.

Ne yazık ki gençlerimiz meslek eğitimi ve öğrenimi hususunda bütün umutlarını üniversiteye bağlamış durumda.

Onları ve olan bitenden bihaber anne-babaları bu derin uykudan nasıl uyandırırız, bilemiyorum.

YORUM EKLE