ÇEVRE VE PLASTİKLER

Çevre bilinci arttıkça veya çevremiz yaptığımız kirletmeleri artık kaldıramaz duruma geldikçe plastik malzemeler hep gündeme gelir.

Halkımız plastik malzemeleri basitçe "naylon" olarak da adlandırmaktadır. Oysa naylon (nylon) esasında bir markadır. Amerikan DuPont firmasının poliamit türü bir plastiğine verdiği adtır. 40'lı yıllarda piyasaya sürdüğü naylon çoraplar öylesine tuttu ki bizde (her ülkede değil) tüm plastiklere bu ad verilir oldu.

Böyle çok rağbet bulan tüketim maddelerinden bir markanın adını o branşın tümüne verdirdiği olmuştur ve olmaktadır.

Plastikler envayi çeşit ambalaj sektörünü tartışmasız olarak ele geçirmiş olsalar da kimyasal dayanıklılıkları bir taraftan avantaj olurken "çok" dayanmalarından dolayı da dezavantaj hanesine kaymaktadırlar. Paslanmaz, küflenmez oluşları çevrecileri kızdırmaktadır.

Bir İsrael buluşu olarak internette dolaşan bir haberin ilgi uyandırmasına şaşmıyorum. Orada "suda eriyen" bir plastikten söz ediliyor. Yani kuvvetli bir sonbahar yağmuru etrafta uçuşan plastikleri yok edip sel sularıyla denizlere doğru temizleyecek miş.

Böyle bir poşette alışverişinizi taşırken yağmura tutulursanız ne olur haliniz? Yağmur ve diğer suların hiç olmadığı ortamlarda kullanabileceğiniz bir malzeme olur bu ancak. Kağıt ambalajlar zaten o görevi yapıyor. Mühendislik malzemesi olarak öyle bir plastiği kullanmayı kimse cesaret edemez.

Kısacası, suda eriyen bir plastiğin yapılması mühendislik açısından sorun değil ama uygulama yeri aramak ve bulmak sorun olur.

Gelişmiş ülkeler, bu arada biz de, plastikleri daha az kullanmaya çalışırlar. Çevre sorunu böylece çözülmüş olmaz ama azaltılması yönünden bir gayret yapılmış olur.

Plastik malzemelerin geçmişi esas olarak 100 seneyi pek bulmaz ama tüketimdeki payının artışı ve türlerinin 100'lerden 1000'lere tırmanması gösteriyor ki plastik malzemeleri cazip özelliklerinden dolayı azaltmamız ve yok etmemiz mümkün değil. Yapılabilecek tek şeyin "tüketim bilinci"nin artırılması olur.

Batı Avrupa ve ABD gibi ülkelerde halkı bilinçlendirmek çok zor değil. Bu tür gayretlerin başarılı olabilmesi için vatandaşın kendi devletine güven duyması ilk koşuldur. Bir sınırlama varsa, bir yasak konmuşsa bu mutlaka uygulanmalıdır. Hukuk devleti kurallarının "hepsinin" geçerli olması gerekmektedir.

Hukuk devletlerinde af yasaları diye bir şey yoktur. Af yasaları (öğrenci affı, vergi affı, ceza afı...) sürekli gündemde olan ülkeler boş yere kendilerinin bir hukuk devleti olduğunda ısrarcı olmasınlar.

Plastik malzemelerin türleri şimdi de elektrikli otomobil (NeMo, New Mobility) sektöründe hızla artmaktadır ve daha da artacaktır. Eski pillerimizi bile zararsız hale getiremeyen bizler çevre yönünden çok rahatız. Çevreyi başkaları düşünsün, "bize birşey olmaz".

Sanki bu ülke bizim değil, sanki bizim kirletecek bir şeyimiz yokmuş gibi yönetimlerimizin pasif teşvikleriyle har vurup harman savurmaya devam etmekteyiz.

Dünyada artık her şey çok hızlı değişiyor. Denizlerimizi, göllerimizi ve akarsularımızı fütursuzca kirletmekteyiz. Çanakkale'nin ve Denizli'nin kendilerinin ve köylerinin sokaklarında her kuvvetli rüzgarda adını bile bilmediğimiz plastikler uçuşup duruyor. Çalılar ve ağaçlar dilek çaputları gibi rengarenk poşet atıklarıyla asılı. Vah Türkiyem vah!

YORUM EKLE

banner187

banner186