CEYHAN SALDANLI, TÜRK HALKINA ENERJİ VEREN ADAM

Enerji veren adam Ceyhan Saldanlı’yı 1985 yılından bu yana tanıyorum. Milliyet Gazetesi Denizli Bürosu’nda görev yapıyordum. Mermer ve elektrik kablosu üretimi konusunda röportajlar yapmıştım.

Denizli’de, o yıllarda yeni yeni sanayi yatırımları yapılıyordu. Yatırımcılar, üniversite mezunu ve memleketinin gelişmesine kendilerini sorumlu hissediyorlardı.

Genç işadamı Saldanlı, verdiği randevularda dinler ve tane tane anlatırdı. Yani haberi halkın anlayabileceği dilde olmasını sağlardı. ELSAN ve TÜMAŞ’la başlayan yatırım kervanı elektrik santralleriyle devam etti.

Ceyhan Saldanlı’nın aynı üniversiteden mezun olduğu ortağının adı Ali Yağlı’dır. Ceyhan Saldanlı ve Ali Yağlı üniversite yıllarında tanışmış, arkadaşlıkları halen devam ediyor. Yapacakları ve yaptıkları yatırımları en ince şekilde detaylandıran Sandanlı ve Yağlı’nın başarısındaki sır paylaşımcı olmasıdır. Bu ülkede ürettiklerini, katma değer olarak sunuyorlar.

Yazar Hayrettin Üçüncü ve Leyla Saral, Ceyhan Sandanlı’nın başarılı yaşam öyküsünü anlattıkları “Işığa Doğru Ceyhan Saldanlı” adında bir kitap yayınladı.

Bu kitabı mühendis adayı üniversite öğrencileri referans almalıdır…

Neden mi?

Saldanlı, yıllarca aldığı eğitimi, bilgi birimiyle harmanlayarak sıfırdan nasıl yükseldiğinin fotoğrafını anlatıyor… Kitabı okurken, ortak akılla nasıl zirveye tırmanıldığı bir film şeridi akıp gittiğini görürsünüz…

“Işığa Doğru Ceyhan Saldanlı” kitabının ön sözünde, “Nüfusun yüzde 85’i köylerde yaşardı ama geriye kalan yüzde 15’inin yaşadığı şehirler de gerçekte köylerden farklı değildi. Elektrik kısıtlı kısıtlıydı, her mahallede ancak bir çeşme vardı ve kovalarla eve su tanışırdı.” diye bunları tarihe not düşüyor…

Ceyhan Saldanlı, demek ki; küçük yaşlarda enerjiyi insanoğlunun nasıl disipline edeceğini ve üretimi çoğaltacağını kafasına koymuş… İTÜ’den Elektrik Mühendisi olarak mezun olmuş... 1980 yılında başladığı iş yaşamında 40’a yakın firmanın faal olmasına imza atmıştır… 20 HES, 3 RES, JES 1 ve 1 Çöp Gazı Enerji Santralleri, ADM ve GDZ Dağıtım, Aydem ve Gediz Perakende Şirketleri ile Aydın, Denizli,  Muğla, İzmir ve Manisa’nın elektrik dağıtımı ve perakende hizmetini veren dev bir organizasyonda imzası bulunuyor.

Ceyhan Saldanlı, 1980 yılında 12 çalışanla başladığı iş hayatına bugün AYDEM Holding çatısı altında 12 şirketi ve 12 bin çalışanıyla sektörün zirvesinde zirvede oturuyor…

İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in Türkiye ziyaretine davet edilen Ceyhan Sandallı’yı, Türk halkına enerji veren adam olarak alkışlamak gerekiyor. Türkiye’nin daha da kalkınması için belki de Anadolu’nun her kentinde yeni Ceyhan Saldanlıların yetişmesi gerekiyor. Ve, Saldanlı’nın kitabından bir kaç özdeyişiyle yazımızı noktalayalım…

-              Hayat değerli bir kumaş gibidir iyi kullanılmalıdır.

-              Değişimin ihtiyacı enerjidir.

-              Çözümsüz sorun yoktur, yeter ki arayın…

-              İyilik yapın, ektiğinizi biçersiniz…

-              Bilime dayanmayan hiçbir başarı sürdürülemez.

-              Mutlu hayat yoktu, mutlu anlar vardır…

ATATÜRKÜN YAVERİNDEN BİR ANI

Sosyal medyada gün geçmiyor ki, Atatürk’le ilgili anılar paylaşıyor.. Bu anılar elbette ders niteliğinde anılar… Bu anıları kaleme alan ve gelecek kuşaklara aktaranlara selam olsun diyoruz. Atatürk’ün yaverinin anlattıklarını birlikte okuyalım.

“Gazi Mustafa Kemal, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.

- Merhaba nine.

Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

- Merhaba dedi.

- Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Kadın şöyle bir duralayıp;

- Neden sordun ki, dedi. Buraların sahabisi misin? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

Kadın başını salladı.

- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindenim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum da gavur

harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip muhtara anlatınca, o da bana bilet aliverip saldi Angara'ya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.

- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoz. Sunun bunun gâvurun köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşa'yı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;

- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu dedi.

Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata'nın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;

- Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

-'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.

Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.”

Bu anıyı okuyunca insan etkileniyor. Kurtuluş Savaşı’nın yaşayan ninelerimiz ve dedelerimizin anlattıklarını yaşamamız dileğimizdir…

Onlar zaten biz yaşamayalım diye göğüslerini siper ettiler…

Kurtuluş Savaşı’nda bağımsızlık uğruna gözlerini kırpmadan ilerleyen şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyoruz…

GÜLE GÜLE 2020, HOŞGELDİN 2021 YILI

2020 yılı pandemiyle mücadeleyle geçti. Korona virüsle 2021 yılında devam edeceğe benziyoruz. 2020 yılından HES’le tanıştık. Corona virüse yakalananların sayıları açıklandıkça HAYAT EVE SIĞDI. Toplu ulaşım otobüslerine binişler azaldı. Toplu ulaşım otobüsleriyle kenti baştan sona gezenlerin önüne geçilmiş oldu. Denizli’de korona virüs hastane yatışlarında büyük bir oranda azalma oldu.

2021 yılının sağlık, mutluluk getirmesini dilerim…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2130’UNCU GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

ÇARŞAMBA’NIN SÖZÜ:

"Biz Türkler tarih boyunca özgürlük ve bağımsızlığa örnek olmuş bir ulusuz."

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE