CHP’DE ‘AŞIRI ISINMA’ YAŞANIYOR…

“CHP’de aşırı ısınma yaşanıyor” başlığını atarken, ekonomik bir terimden yola çıkarak CHP’de son yaşananlarla eşlemek istedim. “Ekonominin ısınması” ve “CHP’nin ısınması” derken bu kavramı da açıklamak gerekiyor.

Peki, ekonomide "ısınma" ne manaya gelmektedir?

Genel olarak, "ısınma" kavramı, iç talep büyümesinin hızlanmasıyla sağlanan ekonomik büyümenin bir aşamada sürdürülebilir olmaktan çıkması riskinin artması olarak tanımlanır. İç talep büyümesi, enflasyonist baskıları artırabilir. Fiyat istikrarı tehdit altında olabilir. Birçok merkez bankası da bu olguyu "ısınma" olarak görmektedir.

Isınmayı yalnızca fiyat istikrarının tehdit edildiği ortam olarak tanımlamak da doğru değildir. Ekonomik büyüme hızlandığı halde, herhangi bir sebeple sürdürülebilir olmaktan çıkması da "ısınma" olarak tanımlanır. Fiyat istikrarının bozulma tehdidi, bu olgulardan biri olabilir. Dış açıkların hızla artması da "ısınma" olgusunun bir başka boyutunu teşkil eder.

Ekonomik manada “ısınma”yı bu şekilde tanımlayabiliriz. Öte yandan, uzun zamandır ekonominin ısınmasından dem vuruluyor. Uzmanlara göre; ekonomide bırakın ısınmayı, bir yanma söz konusu. Ekonomistler ve yazarlar bu konuya sıkça değiniyorlar. Bu ayrı bir yazının konusu ama CHP’nin “ısınması” şu an öncelikli maddemiz. CHP’nin içinde bulunduğu “ahval ve şeraite” yine bu pencereden bir göz atalım.

ASAL SORUNSALLAR IŞIĞINDA BAŞAT ÖNÜTLER (!)
Birçok problemin çözümü, “sorun” kelimesiyle anlam kazanır. Çözüm, ancak bir problemle varlığını gösterir. Sonrasında çözüm yolları aranır ve nihayetinde neticelendirilir. Ancak, “sorunsal” dediğinizde, “çözümü belli olmayan” yapısal problemler bütününden bahsediyorsunuz demektir. Bizim “başat” önceliğimiz de “önüt” alıp bu yapısal sorunlar üzerinden bir tahlil yapmak.

Dipnot: CHP’ye dair bu analiz yazımı ve tespitlerimi, birçok üst düzey CHP’li yönetici, partili ve partide söz sahibi olan kişilerden yola çıkarak kaleme alıyorum. CHP’nin birçok kademesinde görev yapmış eski partililer ve hâlihazırda görevde olan CHP’liler ile yapmış olduğum söyleşiler, televizyon programları ve özel röportajlar bu yazımızın temelini oluşturmaktadır.

KURULTAY ATEŞİ YAKILDI…
Malumunuzdur ki; 24 Haziran seçim sonuçlarından memnun olmayan CHP’liler, “seçimli kurultay” talebini yüksek sesle dile getiriyorlar. Bir Muharrem İnce hareketinden mi bahsediyoruz? Bizce evet… Fakat İnce’yi destekleyenlere sorduğumuzda, “hayır, bu bir taban hareketidir” cevabını ve iddiasını duyuyoruz. Kurultay sesleri bir protesto niteliği taşıyor âdeta ve “artık kurultayın yapılması gerektiğine inanıyoruz” diye de ekliyor CHP tabanı…

24 Haziran seçim sonuçlarına baktığımızda, CHP’de bir önceki seçime göre oy düşüşü olduğu âşikâr... Dolayısıyla bunun sorgulanması, yargılanması, CHP’nin bu denli oy kaybının sebepleri ve ‘başarı sağlayamamasının nedenlerinin araştırılması gerekir’ denilerek tabanda bir hareketlenme başladı. Taban, bu isteğin artık bir kurultayda konuşulup görüşülüp CHP’nin yeniden bir yol haritası çizmesi gerektiğini; taban örgütlerine, ilçe başkanlarına, il başkanlıklarına iletti. Muharrem İnce ile ‘bir umut’ yakalayan CHP, 24 Haziran akşamından itibaren yavaş yavaş bu umuttan uzaklaşan bir parti konumuna geldi. Yani, güncel basit değişikliklerle sadece seçim dönemlerinde üç beş isim değiştirerek listelerde başarı sağlamamın mümkün olmadığı görüldü. Kurultay isteği sonrası imzayla değil de, Genel Merkez ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından çağrı yapılması bu ateşi söndürebilirdi. Ancak olmadı... Hatta 129 milletvekili “kurultaya hayır” açıklaması yaptı. Değişim ve Umut kanadı ise, 600’e yakın imza topladığını ifade ediyor. CHP’nin kişiye odaklı bir parti olmadığı söylense de özellikle son dönemlerde kişi endeksli bir parti konumuma geldiğini söyleyebiliriz.

EYLEM, SÖYLEM VE ORTAK DİL SORUNU…
Diğer yandan, CHP’de bir söylem ve eylem ayrışması su yüzüne çıkıyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu dahî, “kontrollü darbe” dediği 15 Temmuz Hain Darbe Teşebbüsünün yıldönümünde Twitter’dan tam tersi bir mesaj yayımlayarak; “15 Temmuz Hain Darbe Girişimi'nin ikinci yıldönümünde demokrasi şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Darbeye göğüs geren Yüce Meclis'in bir üyesi, bu dirayetli ulusun ferdi olmaktan gurur duyduğumu bir kez daha dile getirmek istiyorum” ifadelerini kullandı. Ayrıca bu mesajı tüm örgütlerin yayımlaması ve 15 Temmuz etkinliklerine katılım sağlanması talimatı verdiğini de edindiğim bilgiler arasında…

Ortak dilin olmaması ve siyaseten sorunlu dil kullanımı bu noktalara gelinmesinde önemli sebepler olarak görülebilir. Söylem birliği CHP’de henüz sağlanabilmiş değil. Politikalar; bölgelere, illere, kişilere, bağlamlara göre yürütüldü/yürütülüyor. Dolayısıyla CHP, kendi ölçeklerinde artırması gereken oyunu, yani beklenen hamlesini 24 Haziran seçimlerinde de yapamadı. Yüzde 27’lik oy oranı; yüzde 22’ye düştü. 5 puanlık bir oy kaybı yaşandı. Kılıçdaroğlu da, “bu seçimim kaybedeni AK Parti’dir” diyerek herkesi şaşırttı. Başarının ölçeği nedir? İktidar olmaktır, birinci parti çıkmaktır. Bu açıklama da irticalen yapılan talihsiz bir beyanattı.

Ek olarak, eski bir CHP’li yönetici de bu meseleden şöyle yakınıyor: “Ama biz ne yapıyoruz? Televizyona iki dakikalık bir açıklama. Evet, halk bizi anlamadı. Aslında biz kazandık. AK Parti 16 yıldır iktidar partisi. Ben muhalefet partisiyim. Ben oy kaybetmemeliyim. Biz kendi oyumuzu kaybediyorsak, bunun bir araştırılması gerekir. Yargılanması sorgulanması gerekir. Sayın Erdoğan yüzde 52 oy alıyor. ‘Neden yüzde 55 alamadık? Bunun sorumlusu kimdir?’ diye soruyor. Biz niye yapmıyoruz? Biz niye geçiştiriyoruz? ‘Biz kazandık, biz başardık’ demekle mümkün mü? Milletvekili sayımız arttı zaten. Dolayısıyla bunlar bir gösterge olmamalı…”

TARTIŞMA YERİ KURULTAYDIR, MEDYA DEĞİL…
CHP; bu oy kaybını sadece “İyi Parti’ye, HDP’ye gitti” diyerek ötelemeye çalışırsa, bunun önünü ardını araştırmaz ve gerçekleri görmezse; yaklaşık 8 ay sonraki yerel seçimlerde daha ciddi problemler yaşaması sürpriz olmayacaktır. Şayet politikalarında ve halkla temasında eksiklikler varsa, bunun tartışma yeri de “Kurultay” olmalıdır. 24 Haziran’dan bu yana, medya; CHP’nin içinde bulunduğu ahvâli ana gündem maddesi yaptı. Sokakta bireysel konuşmalarla, medya aracılığıyla bunları konuşmak bir çözüm getirmeyecektir. Geçici tedbirler CHP’yi daha hantal bir yapıya itecektir.

CHP’liler, geçici politikalar yapılmasından yakınıyor ve ekliyorlar: “Bugün farklı bir politika ertesi gün farklı bir politika… Vatandaşın da kafası karışıyor. O nedenle biz artık yaklaşık 90 yıllık süre içerisinde kurumsal bir hale gelememiş, hala kurumsallaşamamış CHP olarak daha net politikalarla, daha anlaşılır bir dille halka inmemizde fayda var. Bunun da yolu kurultaydır…”

CHP YÖNETİCİLERİ ÖRGÜTLERİNİ TANIMIYOR…
CHP Genel Merkezi’nin ve yöneticilerinin örgütü bilmediği de yapılan en sert eleştiriler arasında yer alıyor. CHP’nin genel merkez yöneticilerinin ilçe başkanlarını ve hatta bazen il başkanlarını bile tanımadığı büyük bir soru işareti olarak ortada duruyor. Terkedilmiş örgüt yapıları içinde, bu örgütteki partililerin eleştirileri de iyiden iyiye gün yüzüne çıktı. CHP’de şu anda 17 Genel Başkan Yardımcısı mevcut. Hepsinin de üç veya dört sekreteri var. Ancak bu kademedeki kişilere herhangi bir ilçenin herhangi bir başkanını sorsak, kaçı ilçe başkanının ismini bilecektir? Örgütler, dikkate alındıklarını hissetmek ve bilmek istiyor.

CHP’li eski bir milletvekili bu durumu şöyle özetliyor: “Biz ne zaman aranıyoruz? Kurultay sesleri yükselmeye başladığından beri… 30 sefer aradığımızda Genel Başkan Yardımcısı çıkmazdı. Şimdi onlar bizi arıyor. Yarın kurultay olur veya olmaz. Bir daha hiç aranmaz. Bu anlayış doğru bir anlayış değildir. CHP’nin Genel Başkan düzeyinde örgütün tüm birimleriyle ilgili ilişkili olması gerektiğine inanıyorum…”

Şayet kurultay olursa, iletişim müessesesini işletmek ve örgütünü tanımak değişimin ana maddeleri olacaktır. Diğer yandan seçim sonuçlarına bakıldığında, Genel Merkez’in hayatından memnun olduğu görülüyor. Diğer yandan, hiçbir beklentisi olmadan gidip sandık başında bekleyen CHP’ye oy vermiş kişiler, 24 Haziran akşamı saat 21:30’dan sonra yine hüsrana uğradı.

CHP, GENÇLERİ ÖNEMSEMİYOR (MU?)
Peki, CHP gençleri ihmal mi ediyor? Pek öyle diyemeyiz ama önemsemediği partililer tarafından dile getiriliyor. Önemsememek derken; dikkate almamak, söylediklerini bir kenara yazmamak, düşüncelerini anlamak için çaba sarf etmemek diyebiliriz. CHP’nin gençler için bir söylem geliştirememesi de belki bunda etkilidir. CHP’ye oy vermiş onca genç, 24 Haziran akşamı bir muhatap bile bulamadı. Hatta gençler CHP Genel Merkezi’nde oturma eylemi yaptı.

LİDERE BAĞLILIK YOKTUR…
Sosyal demokrat partilerde yapı gereği lidere bağlılık söz konusu değildir. Öte yandan, CHP; sosyal demokrat bir parti ise, evet; lidere bir bağlılık olmaması gerekir. Liderin söylediğini aynen kabul etme kültürü de yoktur bu yapıda. Tüzük programının çerçevesine bağlı kalınır. Lider sadece bir sözcü konumundadır. Sosyal demokrat partilerde herkes tüzük çerçevesi içerisinde düşüncesini özgürce ifade edebilir, konuşabilir. Ayrıca genel sekreterlik müessesesi de sosyal demokrat yapıların olmazsa olmazlarındandır. Fakat Avrupa’daki birçok sosyal demokrat oluşumlara baktığımızda dahî, genel sekreterlik makamının ortadan kalktığını görmekteyiz. Bir kurultay söz konusu olursa, Avrupa’daki örneklerine bakmadan, genel sekreterlik müessesesinin tartışılmaya açılması partiye ayrı bir dinamizm katabilir.

DERİN DEVLET DEĞİL, DERİN TABAN!..
Evet, CHP’de bir taban hareketi söz konusu…  Ancak bu tabanın ittirici gücü; öznesi, Muharrem İnce’dir. Yani, ‘İnce’den ‘İnce’ye bir hareketten bahsediyoruz… Taban, özetle şöyle diyor: “Kendinize çeki düzen verin. Siz seçimlere giriyorsunuz, biz gece gündüz çalışıyoruz. Ama hüsranı, üzgünlüğü, gözyaşını biz döküyoruz. Artık bu seçimlerde biz de mutlu olmak istiyoruz. O yüzden kendinize çeki düzen verin. Eğer değişim gerekiyorsa değişim yapın. Ne yapacaksanız yapın ama CHP yerel seçimlere giderken bütün problemlerinden arınmış olarak yoluna devam etsin…”

Tüm CHP’lileri ortak bir söylemi var: CHP; isimleri değil, fikirleri ve ideolojileri konuşur. Ancak 24 Haziran sonrası dönemde karşılıklı bir güç mücadelesi gözümüzün önünde cereyan ediyor. Fikirler ve ideolojiler yine arka planda yer alıyor.

Muharrem İnce, 26 Temmuz 2018 Perşembe günkü tweetinde; “Partimdeki gelişmeleri ibretle ve üzülerek izliyorum. Koltuğa yapışanlar kalkmamak için her yolu deniyor, her yola başvuruyor. Herşeye rağmen umut galip gelecek, değişim çok yakında” diyerek tartışmanın dozunu artırsa da,

Kemal Kılıçdaroğlu, "Çok büyük bir kumpas var. Muharrem İnce’yi partinin başına getirmek isteyen derin devlet" dediği iddia edilse de, görünen köy kılavuz çoğu zaman kılavuz istemiyor.

Derin CHP, yani “taban”, bir değişim ve dönüşüm talep ediyor. Bu kişi olur, tüzük olur. Ama yapısal problemlere çözüm olacak bir değişim ve dönüşüm yüksek sesle dile getiriliyor…

Güncellenen siyasi yapılar ve liberalleşen siyasi hayat ortamında; birçok partinin/yapının kendini yeni sistem/sistemlere uyumlu hale getirmesi kaçınılmazdır. Yenilenen sisteme uyumlu hale gelmeyen yapılar, hep aynı problemlerle karşılaşacaktır. Eski kodlar ile yeni sistemi okumak her zaman hatalı sonuçlar verecektir.

Yazımı; her zaman dile getirdiğim bir sözümle bitirmek istiyorum:

Değişmeyen tek şey değişim ise bu dünyada,
İnsan da değişmeli Kozmos ile bir arada…

YORUM EKLE

banner187

banner186