ÇOCUK HAKLARI-1

Dünyaya gelmek için dilekçe veren çocuk gördünüz mü hiç?

İçine doğacağı ortamı, ülkeyi ya da anne babasını seçebileni…

Yaşam koşullarını belirleyebileni…

Kendini kendi kendine koruyabileni…

Etrafımıza baktığımızda çocukların her türlü şiddete, ihmale ve istismara maruz kaldığını görüyoruz. Aile içinde maruz ya da seyirci kaldığı şiddetten tutun da okulda ya da toplum içinde yaşadıklarına kadar bedenlerinde ve zihinlerinde inanılmaz izler bırakan şeyler yaşıyorlar.

Anne babalarıyla birlikte savaştan kaçan mülteci çocukların kıyıya vuran cansız bedenlerinin, botlarla soğuk denizlere açılan çocukların görüntüleri bireysel ve toplumsal hafızamızda silinmez izler bırakıyor. Yaşadıkları (ya da yaşayamadıkları!) hayat onların suçu değil oysa… Üstelik şu yaşadığımız dünyada yarın o çocuğun sizin çocuğunuz olmayacağının da garantisi yok…

Araştırmalar şiddetin şiddet doğurduğunu gösteriyor. Özellikle çocukluk çağında maruz kalınan şiddet, ihmal ve istismarın derin izler bıraktığı, kişinin akıl ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü çocuğun sağlığını, fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da ülkesi tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışları çocuk istismarı olarak kabul ediyor.

Bu husus, ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme hükümlerinde mevcut.

Çocukların 18 yaşına gelene kadar fiziksel ya da duygusal şiddet ya da istismardan, cinsel taciz dahil her türlü kötü muameleden, insanlık dışı işkence ya da aşağılamalardan korunması başta aileler olmak üzere tüm toplumun ve taraf olduğu Çocuk Haklarına dair Sözleşme’ye göre de devletin görevi.

Fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak sağlıklı bir toplum yaratmanın temelleri çocuklukta yatıyor. Şiddetten uzak, insan haklarına saygılı, ötekiyle empati yapabilen, yaşadığı topluma ve insanlığa faydalı olabilecek nesiller yetiştirmek ancak böyle mümkün olabilecektir.

Çocukluk travmalarına sahip yöneticilerin dünyayı getirdikleri nokta ortada...

Aslında bu konuda söylenecek, yazılacak o kadar çok şey var ki… Bir makaleye sığdırmak mümkün değil. Bu konuda yazmaya devam edeceğim.

Bu haftaki yazımı bir Afrika kabilesinden alıntı yaparak bitirmek istiyorum:

KÖYÜ TARAFINDAN SEVİLMEYEN ÇOCUK, SONUNDA O SEVGİ SICAKLIĞINI HİSSETMEK İÇİN KÖYÜ YAKAR!

YORUM EKLE