ÇOCUKLARIMIZLA DOĞRU İLETİŞİM

Türkiye’de ya da bütün dünyada hemen her şeyin bir okulu ve sınavı var. Oysa kazanılması gerekli en önemli becerinin okulu yok; anne ve babalığın! İsteyen herkes eğer sağlığı yerinde ise, anne ve baba olabiliyor. Oysa ebeveyn (anne- baba) olmak gerçekten sorumluluk isteyen ve mücadele gerektiren bir iştir. Eğer bu işi doğru dürüst yapmayı düşünüyorsanız bunları önceden kabul etmek zorundasınız. Doğrudur, bir çocuk doğduktan sonra bir şekilde büyüyüp gitmektedir. Bu geçmiş dönemlerde; özellikle teknolojinin henüz tam gelişmediği dönemlerde, dünyamız henüz küçükken belki böyleydi.

Globalleşmenin had safhaya ulaştığı günümüz dünyasında artık çocuklar dar bir çerçevenin içerisinde kısıtlı imkanlarla yaşamayı değil, daha konforlu ve yüksek kalitede bir yaşantıyı düşlemektedirler. Ancak bu sadece maddi açıdan zenginliği değil, sevginin ve ilginin paylaşıldığı, aile içi iletişimin sağlandığı çekirdek aile modellerine doğru bir evrilmeyi gerektirmektedir.

Olayı büsbütün olumsuz perspektiften ele almak doğru olmaz. Çeşitli kuruluşların önderliğinde açılan ana- baba okullarını (kurslar) görmezden gelemeyiz. Bu kurslarda gerçekten yararlı çalışmalar yapılıyor. Ancak buraların birer laboratuar olduğu unutulmamalıdır, kurslarda öğrenilenleri sosyal hayatta uygulamadığınız ve alışkanlık haline getirmediğiniz takdirde hiçbir işe yaramayacaklardır.

Ülkemiz özelinde adına kadercilik denen bir olgu var; “ne yani bizim sizleri yetiştirdiğimiz dönemde ana- baba okulları mı vardı, sizin yetişmenizde bir sorun mu var?” diyen büyüklere rastlamak mümkün. “Çocuk olur, düşe kalka büyür” felsefesinin hakim olduğu aileler henüz bu düşüncelerinden uzaklaşmış değiller. Kafamızı kuma gömmenin bize bir yararı olmayacak; suç oranlarının arttığı, birbirine saygının yok olduğu, cebi zenginleşen ama gönlü yozlaşan insanlar topluluğu haline gelmekte olduğumuzu da görmemiz lazım. Her geçen gün sayıları hızla artan psikolojik sorunlu gençler, gelecekte varlığımızı emanet edeceğimiz büyükler olacaklar.

Çocuklarımızın ne istediğini çok iyi bilmeliyiz. Onların ceplerini dolduruyor olmamız gerçekten yeterli mi? Bir dediğini iki etmemek gösterilecek en ufak sevginin yerini tutabilir mi?. Türk aile sisteminin yanlışlarından biri de bu maalesef; baba dış işlere bakar, çocuğu anne yetiştirir, verirse sevgiyi anne verir. Oysa aile içerisinde herkesin sevgisi ayrıdır ve değerlidir. Anne kadar baba da çocuklarıyla sadece parasal konularda değil, hemen her konuda ilgilenmelidir. Belirli yaşlarda erkek çocuk için, yine belirli yaşlarda kız çocuk için babanın sevgisini hissetmek psikolojik gelişimleri için son derece önemlidir. Gecenin bir yarısında yatağından kızlarını, onlar uyurken sevmek için kalkan danışanımı hatırlıyorum. Bunu bana göz yaşları içerisinde anlatmış, “böyle olacağını bilseydim onlara o derin sevgimi açıkça göstermez miydim” demişti. Ama töreleri gereği baba kızlarına gerçek sevgisini gösteremiyordu…

Yine bizde rastlanan bir başka yanlış davranış; sevilen çocuğun “şımarma” meselesidir. Neymiş sevilen çocuk şımarırmış. Çocuklarımız bizim kristal aynalarımızdır. Eğer onlar üzerinde hoşlanmadığımız bir şeylere rastlarsak bilin ki bunda en az onlar kadar bizim de sorumluluğumuz vardır. Çocuk şımarıyor ise bizim tutarsız davranışlarımızdandır. İstikrarlı ve gerçek bir sevgiyi tadan çocuk şımarmaz. Elbette çocukluğu ve enerjisi gereği bazı yaramazlıklarda bulunacaktır. Siz istikrarlı olursanız o doğru davranışa yönelecektir. Sevilen çocuk şımarmaz, aksine sevmeyi saymayı ve olgunlaşmayı öğrenir.

Özetle, doğru olan, çocuklarımızın bir dediğini iki etmemek değil, onlara gerçek sevgiyi içtenlikle ve istikrarlı bir şekilde vermektir. Bana bulaşmasın, kendi halinde yaşasın ben cebini doldurayım yeter dediğinizde çocuğunuz sizi para olarak görecek, para ya da istediği olduğunda size saygı gösterecek (ve belki sevecek) yoksa, kendi kapalı dünyasındaki yaşantısına kendi değerleri doğrultusunda devam edecektir.

YORUM EKLE

banner187

banner186