ÇOCUKLUK, SOKAKLAR VE OYUN

90'lı yılları sokakta geçirmiş bir çocuk olarak sokakta oynamanın ne demek olduğunu bilen son kuşağı kaçırmadığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Çok az oyuncağımız vardı. Ebeveynlerimiz öyle üstümüze titremezdi. Her dakika ne yapmamız gerektiğini söylemezlerdi çünkü çoğunlukla yanlarında olmazdık. Sabah erken saatte okula, okul bitince -bazen okul formamızı bile çıkarmadan- sokağa koşardık. Yazın güneş tepemizde, kışın soğuktan ellerimiz donmuş... Yine de sokaktan vazgeçemezdik.
Akşam olup da hava kararmaya başlayınca farkederdik açlığımızı, yorgunluğumuzu. Aç olmama rağmen eve girmek istemediğim o kadar çok zaman oldu ki. Oyun her şeyden daha tatlı gelirdi.

***

Tabi o sıralar oynadığımız oyunların bize kazandırdıklarını da bugünkü gibi sorgulamak yoktu. "Oyun oyundu." Keyifliydi.
Keyifli olmanın yanında bize neler kazandırdığını mesleğim gereği öğrendiğimde bugünün çocukları için üzüldüm açıkçası. Çocukları gelişsin diye ektra zaman ve emek harcayan (ben de dahil) tüm ebeveynler için de...
Çocukluğumda en çok oynadığım sokak oyunlarına bugün uzman gözüyle baktığımda fiziksel, ruhsal ve sosyal alanda ne kadar geliştirici olduklarını gördüm.
Sek sek mesela denge duyumuzu, refleksif yeteneğimizi gelistiriyor ve matematikle tanıştırıyor.

***

Bakkaldan aldığımız bilyelerle kurduğumuz oyunların; stratejik düşünebilme, alan kavramı oluşturma, hedefe odaklanma gibi kazanımları var.
Üç taş, en sevdiğim... Zihinsel gelişimi ve stratejik düşünebilmeyi destekliyor.
Köşe kapmaca, hızlı olabilmeyi gerektirirken yine alanla ilgili olarak geometri kavramıyla fark etmeden tanıştırıyor bizi.
İp atlarken hem fiziksel olarak aktifiz hem de tekerleme söyleyerek zihnimizi geliştiriyoruz.
Yakar topta başarılı olabilmek için refleksimizi iyi kullanmamız gerekirken bize gelen topa değememek için alanımızın bütününü de görmeye çalışmak alan ve strateji çalışması yapmayı gerektiriyor.

***

Simiiiiit diye bağırarak kaçtığımız bir oyun daha vardı hatırladıklarımdan. Aslında nefes çalışması yaptığımızdan haberimiz yoktu ama çok eğlenirdik.
Zihinsel, fiziksel ve sosyal olarak gelişiyormuşuz durmadan yorulmadan. Kazanma duygusunu kaybetmeyi, arkadaşlığı, atak ve girişken olmayı bu oyunlar sayesinde öğrenmişiz.
Kumla, çamurla oynarken duyu bütünleme yapmışız da kimsenin haberi yokmuş ve yine oynadığımız kumlar, sular, çamurlar bizim ruhumuza iyi geliyormuş, psikolojik sorunlarımıza çözüm oluyormuş kendi kendine...
Çoğumuzun hatırladığı bu sokak oyunlarını çocukken sadece eğlenmek için oynardık. Bugün çocuklarımız bu oyunları oynamadıkları için okuldan sonra fiziksel ve zihinsel alanda gelişimi desteklensin diye o aktivite senin bu aktivite benim koşuyoruz durmadan.
Ben görüştüğüm ailelere sık sık "çocuklarınıza zaman bırakın" diyorum. "Yaşıtlarıyla bir araya gelmesini sağlayın." Belki bizim çocukluğumuzdaki gibi sokaklarda doyasıya oynama şansları yok ama sokakta oynamanın ne demek olduğunu bilen anne ve babalara sahipler. Bir nesil sonra unutulacak olan oyunları çocuklarınızla evde, piknikte, parkta beraber oynayın. "Uygun ortamı yakaladığınızda çocuklarınıza öğretin hatta siz de oynayın" diyorum.
Dünyanın derdi tasası bitmez. Siz de çocuğunuzla beraber özlediğiniz çocukluk günlerine 10 dakikalığına da olsa dönüş yapın. Çok çok çok iyi gelecek...

Sevgi ve oyunla kalın.

YORUM EKLE

banner21

banner124