ÇOK GÜZELDİ 2018 SONBAHARI

78'inci yaşımı dolduralı çok olmadı. Bir o kadar da sonbaharım oldu geçirdiğim. Bunlardan nasıl olduklarını hatırladığım ama çok değil.

50 yaşına gelene kadar mevsimlerimin kıymetini iyi bildiğimi söyleyemem. Baharlar, yazlar, güzler ve -pek hoşlanmadığım- kışlar öylemesine gelip geçtiler ki önceleri. O zamanlar öyle sıradan aylar ve günlerdi onlar. Arada birçok özel günlerim elbette oldu. Okulları bitirdiğim günleri, evlendiğim bir 31 Ağustosunu, kızımızın doğduğu bir 17 Nisanı daha dün gibi hatırlarım. Ömrümün pırıl pırıl anlarıydı onlar.

Şöyle geriye bakmışken detaylarını hatırlamaya çalıştığım kötü günleri düşündüm. Detay falan kalmamış, silmiş onları benim bilinçaltım. Annemi kaybetmek hala acısı dinmeyen en acımasızıydı o kötü günlerin. Durup durup canlanan da onun hatırasıdır hep.

Sonbaharları çoğunlukla hüzünlü anlarımızla örtüştürür ve güzlerin sanki acı dolu anlarımızın mevsimi olduğunu düşünürüz.

Geçen güzel sonbaharlara -hele bu 2018 yılınkine- yapılan bu betimleme büyük haksızlık...

Sonbahar Eylülde başlıyorsa eğer, bahçemdeki ürünlerin en bol olduğu mevsimdir o. Elmalar, incirler, armutlar, üzümler hep salkım saçak. Hüzün bunun neresinde ola ki?

Ekim ayı bizde bir başka bolluklarla dolu ay. İki torunum ve ben o ayda doğduk. Doğum günlerimizin nefis pastalarını dillere destan yapan ise eşimin bu konudaki inanılmaz mutfak sanatı. Her pastası usta işi ve her tatlısı dünya şampiyonlarını sollar türden.

Ege'nin mevsimleri öyle çok yerde olduğu gibi iki veya üç adet değildir. Doğru düzgün ilkbaharı vardır, yazı ve güzü de adam gibidir. Kış dönemini vurgulamak içimden gelmez. Sulu, fırtınalı, tipili, serin ama üşütücü günlerinin arasında güzel güneşli günlerin sayısı değişkendir. Ayakkabısı sağlam, kazağı kalın olan korkmaz bu kış günlerinden Ege'de.

Sizin iki baharınız var demişti Kuzey Ege'yi bilen bir Alman meslektaşım: İlki "ilk" diğeri ise "son". Sonbaharımızı hiç böyle düşünmemiştim. Ama Dieter haklı! İlk güz yağmurları düşmeye görsün, çimen çıkar ve kırların her yanı yeşillenir. Ekim ayında doğmaya başlayan kuzulara ve analarına yetişir bu taze yeşillik.

Zeytin ağaçları aylardır bu ilk yağmurları beklediler. Onların biyolojik aktiviteleri sanki hiç durmaz yaz ve kış. Bu ilk sonbahar yağmurları olmazsa cılız zeytin daneleri yağlanamaz, büyüyemez...

Bahçeme bakıyorum: Gümüş renkli zeytinlerimin arasında incirler, narlar, elmalar, armutlar, cevizler eskiyen yapraklarını atıyorlar. Yaprağını döken daha başkaları da var: Kestaneler, fındıklar, dutlar... Onlara karşı defneler ve yaban mersinleri yıl boyu yeşil mi yeşil.

78 yaşından dem vurmuştum başta. İçinde bulunduğum bu 2018 güzünü doyasıya yaşamak çok hoştu. Şimdi mevsimler daha kıymetli.

Güz esintilerinin bu yıl niçin önce yumuşak başladığını ve ta en sonunda hırçınlaştığını anladım. Sararmaya başlayan çınarım, dişbudağım ve narlarım yapraklarını kahverengine ve sarmaşığım kırmızıya dönmeden dökmemeleri içinmiş o program. Rüzgarın parmakları çalıyor bahçemdeki güz melodisini, yoksa rapsodisini mi desem. Uçuşan yapraklara bakıyorum kelebekleri avlayan sinekkapanlar mı diye. Baştankaralar ve hatta serçeler bile av peşinde seyrelen dallar arasında. Arıcı kuşları, sarıasmalar, ibibikler ve kırlangıçlar yok artık, göçmüşler.

1 Nisan günü gelmiştim Denizli'den Behram'a. 10 Kasım günü dönüyorum Behramkale'den Pamukkale'ye. Gözlerim arkada bıraktığım Denizlili dostlara doğru yola çıkıyorum gözlerim arkada... İzmir benim yarı yolum. Oraya kadar bahçemi, doğum yerim Behram'ı, adını Antik Liman koydukları İskelemi, Ayvacık pazarını ve kardeşlerimi, yeğenlerimi ve ayrılması zor olan dostları düşüneceğim. İzmir-Aydın otoyoluna çıktığımda gündem Denizli oldu hep geçen yıllarda da.

Hızla Aydın'a ulaşma gerekçem var, özlediğim kumdarı bozası Vardar Pastanesinde.

Ondan sonrası goley dostlarım: Hilmi Yağcıoğlu, Atilla Sezener, İbrahim Sücüllü, Mehmet Kulaboğa, Cemal Meran, Mehmet Acar, dünürlerim ve daha niceleri... Geliyorum, geldim işte!

YORUM EKLE