CUMHURİYETSİZ DEMOKRASİ MASALI - 4 (CUMHURİYET ORTAK PAYDAMIZ)

"Benim iki büyük eserim var; Biri TÜRKİYE CUMHURİYETİ diğeri CUMHURİYET HALK PARTİSİ" diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Bu iki büyük eserin ortak paydası CUMHURİYET. Peki nedir CUMHURİYET?

Kimsesizlerin kimsesi olan CUMHURİYET; DEVLET TÜZEL KİŞİLİĞİNİN PADİŞAH YERİNE, MİLLETİN VEKİLLERİ İLE TEMSİL EDİLMESİDİR.

Bazı Arap ülkelerinde görülen CEMAHİRİYE kavramı, CUMHURİYETİN MUADİLİ DEĞİLDİR.

Zira cemahiriye'de devleti yöneten ya bir hanedan, ya bir diktatör ya da cuntadır.

Cemahiriye'de yönetime katılma şekli ya mezhepsel ya da etnik ayrımcılık üzerine kuruludur.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ, sadece Osmanlı’nın değil, taa İskitlerden beri belgeli olarak bilinen yaklaşık 3000 yıllık Türk Devlet Geleneğinin ve devlet tecrübesinin ürünüdür.

Bu arada özellikle belirtmek gerekiyor...

TÜRKLERİN kurduğu devlet anlamına gelen 'TÜRKİYE' ADI da, Prof. Dr. Sayın İlber Ortaylı'nın "Türkiye yahut Türmeniya ismini dünyanın en zeki, en bilgili insanları vermiştir.

İtalyanlar, Cenovalılar ve Venedikliler tarafından verilmiştir." iddiasının aksine, Arapların "Memlûk" dediği, bizlerin de düşünmeden, "Kölemenler" diye öğrenip, sorgulamadan kabullendiğimiz, bilim ve sanatın beşiği olmuş, resmi adı ED DEVLETÜ'T TÜRKİYYE olan, devletin isminden GELİR.

Bu devletin kurucusu, adı ‘İncilerin Ağacı’ anlamına gelen ŞECERÜDDÛR (Şecer ud-Durr olarak da yazılır), Eyyubî Hanedanı Melik Salih Eyyûb Necmeddin'in haremine alınmış Türk bir cariyedir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesinin, din algısı, anlayışı ve en önemli dini müessesesi olan Diyanet İşleri Başkanılığı da, Devletimizin adı olan “Türkiye” gibi Ed-Devletü't Türkiyye'den mirastır.

Ed-Devletü't Türkiyye'deki Halifelik müessesesinin tam karşılığı bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’dır.

Çünkü Ed-Devletü't Türkiyye'de, hükümdarlar aynı zamanda Halife değildiler.

Hükümdar ayrı, Halife ayrıydı; tıpkı bugünkü Türkiye’deki gibi.

* HALK FIRKASI, NEDEN CÜMHURİYET HALK FIRKASI OLDU?

1924 yılı 10 Kasım’ına kadar "Halk Fırkası"nın başında ‘‘Cümhuriyet’’ bulunmuyordu.

Hüseyin Cahit; İttihad ve Terakki Fırkası'nın sözcüsü olan Tanin Gazatesi'nin başyazarıydı.

Koyu bir itthadçı olan başyazar, iplerin Gazi Mustafa Kemâl'in eline geçmesinde rahatsızlık duyanların başını çekiyordu.

Başlangıçta CUMHURİYET diye yola çıkan İttihad ve Terakki Fırkası'nın kardroları Cumhuriyet karşıtı tutum takınmaya başlamıştı.

* İTTİHATÇILAR ÖNCE SALTANAT, SALTANAT KALDIRILINCA HİLAFET, HİLAFET KALDIRILINCA ŞERİAT SAVUNUCUSU OLDULAR.

Bu sebeple, Cumhuriyetin ilanından sonra Akşam Gazetesi yazarı Necmeddin Sadak: “En eski cumhuriyetçi olduğunu söylemekle övünenler şeriat ve hanedan savunuculuğuna çıkıyor. Cumhuriyet fikrine en büyük ihanet budur.” diyerek Hüseyin Cahit’i suçluyordu.

Bu suçlama üzerine, Hüseyin Cahit de Tanin Gazetesi'ndeki yazılarında;

"Cumhuriyetten yana olanlar, tabii bir hanedan hükümetinden yana olmazlar.

Biz meseleyi yalnız hilafet açısından düşünmüş ve savunmuştuk.

Fakat şeriatı bu konuya karıştırmanın ne manası var?

Uluorta söylenen bu münasebetsiz sözler halkın fikrine cumhuriyetle şeriatın bağdaşmayacağı korkusunu vermez mi?

Cumhuriyetçi bir adam neden şeriatın savunucusu kesilmekle siteme uğrasın?(...)”

“Yapılan inkılapta güdülen amaçlardan biri laik, modern bir devletin kurulmasıydı.

Saltanatla hilafetin ayrılması, bu açıdan memleket hakkında büyük bir yarar sağlayacaktı.(...)

Bu iyi adım atıldıktan sonra artık zihinleri karıştıracak ve cumhuriyet taraftarlığı şeriat taraftarlığına engelmiş gibi bir sanı vererek herkesi şimdiki idare şeklinden soğutacak sözler söylemekten kesinlikle sakınmak gerekir.

Ne gerilemek, ne sınırı aşmak.

Kazanılmış durumu korumak, sağlam, fakat ılımlılıkla devam...

İşte dört-beş kelime içinde koca bir program....”

“Şu izahattan sonra bizim şeriat savunuculuğumuz pek kolay anlaşılabilir.

Şeriatın savunucusuyuz.

Çünkü şeriate saldırılmasını memlekete zararlı görüyoruz.

Zaten mesele şeriat savunması şeklinde hiçbir zaman sözkonusu olmadı.

Bilinen ağır saldırılar hilafet hanedanına dokunduğu için bunu sırf dünyevi açıdan muhakeme ederek ve düşünerek vereceği zararı düşündük ve protesto ettik.”

diyerek önceleri saltanatı, saltanat kaldırılınca hilafeti, hilafet kaldırılınca da şeriatı savunmaya başlamıştı.

En sonunda cumhuriyet ile şeriatın birbiriyle bağdaşmaz şeyler olmadığını kanıtlamaya çalışmıştı.

Bunun sebebi, 1922 yılında halkçılık esasına dayalı olarak Gazi Mustafa Kemal'in kurduğu Halk Fırkasının giderek güçlenmesi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi "Cumhuriyet" diye yola çıkan İttihad ve Terakki Cemiyeti mensuplarının etkisizleşmesidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sonuçsuz kalan İzmir Suikast girişimi sonrası bu konuda şöyle diyor: "Bir İttihatçı iyi bir dosttur, iki İttihatçı bir araya gelince dikkat etmek gerekir, üç İttihatçı olurlarsa mutlaka ihtilâl planları yapmaya başlarlar." (6)

Bu tespitin hala geçerliliğini koruduğunu, İttihad ve Terakki'nin Osmanlı’dan günümüze Türkiye’nin siyasi yaşamında hâlâ etkilerini sürdürdüğünü, özellikle de şu anki Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarının zihniyetini belirleyen en önemli parti olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.

Cumhuriyetin ilanını anlamsızlaştırma, cumhuriyet kavramının içeriğini boşaltmaya çabalayanlar karşısında Gazi Mustafa Kemal de, boş durmadı.

İsmet İnönü'nün başında bulunduğu 1. Cumhuriyet Hükümeti'ne karşı verilen güvensizlik önergesi 8 Kasım 1924 tarihinde yapılan oylamada, 148’e karşı 18 oyla reddedildi ve 41 kişi oy kullanmadı.

Hükümete güvensizlik oyu verenlerin tam listesi ertesi günkü gazetelerde listeler halinde ilan edilirken, bunların ya istifa edecekleri veya partiden ihraç edilecekleri yazılıyordu.

10 Kasım 1924 tarihli Tanin ve Tevhid-î Efkar Gazetelerinde, İstanbul ve Erzurum mebuslarının Halk Fırkası’ndan istifa ettikleri ve Cumhuriyet Fırkasını kuracakları haberleri yayınlanmıştı.

Recep (Peker) Bey, Gazi Mustafa Kemal'in oluruyla, partiden ayrılanların kurmak niyetinde oldukları partinin “Cumhuriyet” ismini taşıyacağı rivayetine karşılık, 10 Kasım 1924 tarihinde Halk Fırkası’nın isminin başına “Cumhuriyet” kelimesinin ilave edilmesini teklif eder.

Bu teklif, grup toplantısında bazı itirazlara rağmen kabul edilmiş ve partinin adı CÜMHURİYET HALK FIRKASI olarak değiştirilmiştir.

Böylece oluşmakta olan muhalefete karşı ilk taarruzu, Gazi Mustafa Kemal'in oluruyla Recep (Peker) Bey başlatmış oluyordu.

Halk Fırkası’nın ismine "CÜMHURİYET" kelimesinin

eklenmesi, yeni kurulacak olan muhalif fırkanın elinden bu kozun alınması yanında, başka bir açından daha önemlidir.

“Cümhuriyet” kelimesinin eklenmesi ile halka

tamamlanarak, Cumhuriyet Halk Fırkası, hem bütün halkı, hem de yeni rejimi ve devleti sembolik

olarak da temsil eden bir parti oluyordu.

Gazi Mustafa Kemal'in onayı ve Recep Peker'in teklifi neticesinde 10 Kasım 1924 tarihinde Halk Fırkası Nizamnamesi'nin 87. Maddesine dayanılarak yapılan grup toplantısında Fırkanın başına "Cümhuriyet" kelimesinin eklenmesini takiben Halk Fırkası’ndan istifa edenlerin sayısı birkaç gün içinde 40’ı geçmişti.

17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) kurulmuş, Kazım Kararbekir 26 Kasım’da bu Partinin başına getirilmiştir.

Bu durum hakkında, Nutuk'ta Gazi Mustafa Kemal «Cumhuriyet» kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyet’i doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye «Cumhuriyet» ve hem de «Terakkiperver Cumhuriyet» adını vermiş olmaları, nasıl ciddîye alınabilir ve ne dereceye kadar samimî sayılabilir.

Rauf Bey ve arkadaşlarının kurdukları bu parti «Muhafazakâr» adı altında ortaya çıkmış olsaydı, belki bir anlamı olurdu.

Fakat bizden daha çok cumhuriyetçi ve bizden daha çok ilerici olduklarını iddiaya kalkışmaları elbette doğru değildi." diyor.

Cumhuriyeti anlamsızlaştırma, cumhuriyet kavramının içeriğini boşaltma çabaları karşısında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün izlediği stratejiyi bugün bile tam olarak anlayamadığımız için, Cumhuriyet karşıtlarının çabaları başarılı oldu ne yazık ki.

YARIN; CUMHUR'U HALK ZANNEDENLER SAYESİNDE CUMHURİYETSİZ DEMOKRASİ MASALI İLE UYUTULDUK, UYUTULUYORUZ...

YORUM EKLE