DAR ZAMAN: BİR DÜĞÜN GECESİ

Dar Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabı olan Bir Düğün Gecesi; toplumsal, siyasal, politik ve tarihsel olaylar eşiğinde dönemin insanlarını anlatan; bu insanların yaşadığı kimlik çatışmasını bizlere gösteren bir romandır.

“Bir Düğün Gecesi, genel anlamda baktığımızda, 12 Mart romanları arasında yer alırken, gerçekçi romandan modernist romana kayışıyla da, daha sonra gerçekçi yöntemden büsbütün uzaklaşan 1980’li yılların romanına bağlanır. Ayrıca hayal kırıklığına uğramış ve politikaya küsmüş devrimci küçük burjuva aydınının çıkmazına ve içine düştüğü bunalıma eğildiği için de 1980 sonrası depolitize romana geçiş niteliğinde olduğu söylenebilir.*”

Roman, bir edebi tür olarak karşımıza hem araç hem de amaç ya da bunlardan birisi tek başına kullanılarak da yazar tarafından kaleme alınabilir. Bu tamamen yazarın tercihine kalmış bir durumdur. 1980’den önceki 12 Mart romanları Türkiye’de toplumcu gerçekliğin egemen olduğu bir dönemin ürünleridir. Yazarlar, haksız düzen, sağ-sol çatışması, polis baskısı ve işkence gibi konuları işlerken, dile getirmek istedikleri toplumsal gerçekleri ön plana almış, romanı bu yolda bir araç olarak görmüşlerdi. Anlatı teknikleri, biçim sorunları yani romanın sanat yönü ikinci plana itilmişti diyebiliriz. Bunu dönemin tüm yazarları için söylememiz tabii ki de doğru olmayacaktır. Zira Bilge Karasu, Latife Tekin gibi yazarlar romanda biçime de eğilmişlerdir. Adalet Ağaoğlu ise Bir Düğün Gecesi adlı romanında, bu yazınsal türü hem bir araç hem de bir amaç olarak görmüştür. Bir Düğün Gecesi, anlattığı dönemi eleştirdiği gibi (ki bu eleştiri alttan alta yapılmıştır), anlatım biçimi olarak farklı bir tarzı edebiyatımıza kazandırmıştır.

“12 Mart döneminin yapıtlarına baktığımız zaman bunların Anadolu romanı ile temelde aynı sorunsalı paylaştıkları ve aralarında bu bakımdan bir süreklilik olduğu söylenebilir. Çünkü Anadolu romanını hazırlayan sosyal ve siyasal koşullar zamanla kırsal kesimin sınırlarını aşmış, kentlere atlamış ve toplumsal bir patlamayla sonuçlanmıştır. Başka bir deyişle Anadolu romanında gördüğümüz haksız düzene isyan, sömürüye başkaldırı 1960 ve 70’lerin kargaşalı büyük kentlerinde gerçekten yaşanmış ama yapılan eylemlerin, başkaldırı hareketlerinin kendileri değil yenilgiden sonraki aşama yansıtılmıştır romana.*” Bir Düğün Gecesi’nde tam olarak bunları göreceğiz. Yenilgiye uğramış devrimci, keskinleşen sınıf ayrımları, ezilen sınıfların bilinçlenmesi, insanların tutuklanması, işkencelerde ölen insanlar, hapse atılan gençler, ilerici ve gerici diye ayırabileceğimiz bir toplum ve bu romana özgü diyebileceğimiz kendi iç dünyalarında yaşanan sarsıntılar; çarpıcı ve dramatik bir şekilde kaleme alınmıştır.

Kitabın adından da anlaşılacağı üzere roman, Bir Düğün Gecesi’nde geçmektedir. Ölmeye Yatmak, romanında da gördüğümüz gibi dar bir zamanda yaşanan, yaşanılan olaylar panoramik olarak okura sunulur bu romanda da. Mekân, ilk romanda olduğu gibi yine Ankara’dır, Ankara’daki Anadolu Kulübü’nde toplanmıştır karakterler. Adalet Ağaoğlu tarihi de net olarak vermektedir okura: 26 Kasım 1972.

Otel odasında, yalnızlıkların en katmerlisi ölümle cebelleşen Aysel, yalnızlığını, Bir Düğün Gecesi’ne (de) taşıdı. ‘38’den ‘68’e doğru yürüyen dalga, onu bir otel odasına atmıştı. Bu kez, aynı dalga, ‘68’den düğün gecesi 26 Kasım 1972’ye, ‘güç taşra yıllarını geride bırakıp’ mürüvvet görmeye soyunanları –mutlu bir zaman parçası olarak- Anadolu Kulübü’nün beşinci katına taşımışken; Aysel’i, bir başına evine atmıştır. Düğünde erkek ve kız tarafı ve aileleri bulunmaktadır. Bununla birlikte devrimciler, ordudan kişiler, polisler, iş çevrelerinden önemli kişiler de düğünde yer almışlardır. Tüm bunların yanında siyasal açıdan ilgisiz kadınlar da göz önüne gelmektedir. “Bütün bu insanların kişiliklerini belirleyen sosyo-ekonomik koşullar olduğu gibi bunlar o dönem Türkiye’sinin tipik kişileridir. Yalnız kişiler değil tipik olan, durumlar da öyle. Ercan ve Ayşen’in nikahı asker ile burjuva işbirliğinin göstergesi; düğünde kişilerin sağ ve sol olarak ayrılması, aile içinde politik nedenlerle bölünme ve bu yüzden beliren düşmanlık o döneme özgü durumlar.*”

“Adalet Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak’ta uyguladığı iç konuşma tekniğini bu romanda da kullanmıştır. Tezel, Ömer, Ayşen gibi yıkılmış insanların iç dünyalarını bize açmak ve dolayısıyla yazarın mesajını iletmek bakımından kuşkusuz isabetli bir seçim.”* İç konuşma tekniği ile karşımıza çıkan şey bir noktada karakterlerin yaşadığı iletişimsizlik sorununu görmekteyiz. Konuşamıyorlar birbirleriyle. Tezel, kardeşi Aysel ile ‘’şöyle bir açılıp dökülemedik’’lerinden yakınır ve ekler: ‘’Kaç yıldır böyle bir istek de kalmadı zaten. Bitti. Kökünden.**’’ Ömer karısı Aysel’e dokunmak istemez. Hapisten çıktıktan sonra Aysel’in tutumuna gücenmiş ve ondan uzaklaşmıştır, ama Aysel nedenini sormaz. Ayşen ile annesi Müjgan ayrı dillerde konuşan iki yabancı gibidirler. Ve yine Ayşen, Ömer’e anlatmak istediklerini ancak iç konuşmasında anlatır. Sınıfta hocaları Ömer’i korkaklıkla itham eden ve aşağılayan öğrencilerin başında gelen, ama sonra zengin bir kızla evlenerek İsviçre’de doktora yapmaya giden Tuncer de öyle. Ömer’e geçmişteki davranışını ve daha sonraki evliliğini mazur göstermek, nedenlerini açıklamak için düğünde Ömer’le konuşmak ister ama sonunda o da ancak sessiz, içinden konuşur Ömer’le.

Adalet Ağaoğlu’nun romanlarında bireysellik ne kadar ön planda olursa olsun, bireyin toplumdaki konumunu, tarihsel ve toplumsal süreçlerin ışığında, insanların çıkmazlarıyla, hem topluma hem kendilerine yabancılaşmalarıyla, o kimlik arayışlarıyla üzerlerine yüklenen sorumluluk ve görevlerin de getirdiği baskı (ki burada da devletin uyguladığı psikolojik, sosyo-politik baskılar da vardır.) ile görmekteyiz karakterleri.

“Ağaoğlu 12 Mart döneminde topluma bir hastalık gibi yayılan ‘’kuşku ve güvensizliğin’’ yarattığı durumların ve kişilerin tablosunu çizdikten sonra romanın son sayfasında Ömer’in ağzından umut verici belirtilerden söz eder. Ne ki bu iyimserlik politik sorunlara değil, bireysel sorunlara ilişkin bir iyimserliktir. Ölüme hazır olan Tezel’in bile yaşamak istediğini, onuruna yeniden sahip çıkacağını anlıyor, bir boşlukta kızgın ve yorgun sürüklenen Ömer’in yeniden can bulduğunu görüyoruz.*”

*Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3 Sevgi Soysal’dan Bilge Karasu’ya, 13.Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2009.

**Adalet Ağaoğlu, Bir Düğün Gecesi

YORUM EKLE