DARÜLFÜNUN DENEYİMLERİ-1

Osmanlıda son zamanlara kadar okul eğitimi sadece dini konuları kapsamaktaydı. Eğitimin amacı da zaten İslam dinini öğretmek, Kuranı yorumlamak ve ibadetin nasıl yapılacağını öğretmekti. Okur-yazar insan sayısı son derece azdı, ancak yüzde bir veya iki gibiydi.

Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında dahi tüm ülkedeki okuma-yazma oranı sadece %4 civarındaydı ve bunun yarısını gayrimüslim kesim oluşturuyordu.

Padişahın halkın sağlığıyla veya eğitimiyle ilgilendiği söylenemezdi. Son zamana gelene kadar ilgili bakanlıkların olduğu dahi meçhuldü. Halk kendi başının çaresini kendinin bulması gerekiyordu. İstanbul ve İzmir gibi merkezlerde gayrimüslim okulları ve özel okullar dışında umuma açık devlet okullarının var olduğu söylenemezdi.

Avrupa’da 800-900 sene öncesinde kurulmaya başlanan üniversiteler sonuç vermiş, ilimde ve sanatta Batı dünyası Osmanlıdan fersah fersah ilerilere varmıştı. Saray, zorunlu olarak zor da olsa sonunda bunun farkına varmış ve hiçbir alt yapısı olmadan bir yüksekokul kurmaya karar vermiştir: Darülfünun!

Ne zaman? 1845 yılına gelindiğinde ancak…

13 Ocak 1863 tarihindeki Kimyager Derviş Paşa’nın verdiği açılıştaki fizik dersini hiç kimse anlayamamış. Hekimbaşı Salih Efendi’nin biyoloji ve Ahmet Vefik Paşa’nın tarih dersini de takip edebilecek çıkmamıştır.

Bir yüksekokul düşünün ki öğrenciler, yani dersi dinleyenler herkes. Halka açık bir medrese… Dersi verenler ise kültür sahibi yüksek devlet memurları.

Bu ilk deneme ancak bir yıl kadar sürebildi ve sonunda kapatıldı. Yapılan yeni binaya da parayı veren Maliye Bakanlığı el koydu.

İkinci yüksekokul denemesi 1864 yılında oldu. Çemberlitaş’taki Nuri Efendi Konağına fizik ve kimya laboratuvarları yaptırıldı ve dersler yine halka açık olarak sürdürüldü. Konağa bir de kütüphane kuruldu. Bu denemenin sonunu da 1865 yılında çıkan ve tüm konağı yok eden bir İstanbul yangını getirdi.

Bu kayıtlı öğrencisi ve düzgün bir öğretim elemanı kadrosu olmayan yüksekokul (darülfünun: fenler evi) işinin böyle yürümeyeceği anlaşılmış oldu ve daha planlı yeni bir girişime karar verildi: Yıl 1869.

Maarif-i Umumiye Nizamnamesi, yani ilk defa eğitim ile ilgili bir yönetmelik çıkarılma gereği duyularak “Genel Eğitim Yönetmeliği” kapsamında “Darülfünun-u Osmani” kurulacağı açıklandı. Bu yüksekokula ait somut bilgiler de yayınlandı: Eğitim dili Türkçe olacak, eğitim üç yıl sürecek ve öğrenciler üç yılın sonunda diploma tezi hazırlayacaklar vs…

Darülfünun-u Osmani, yeni yaptırılan Divanyolu’ndaki bugün Basın Müzesi olan binasında yeniden açıldı. 450 öğrenci alındı. Yurtdışındaki tahsilinden dönmüş olan Hoca Tahsin Efendi okul müdürü olarak atandı.

Bir yandan yüksekokul yani üniversite olsun isteniyor ama “tahsil” olarak akla din eğitiminden başka bir şey gelmediği için bu girişim de “medrese” olmaktan ileri gidemedi. Öğrencilerin hepsi din eğitimi görmüş medrese öğrencileri ve hocalar da ona göre seçilmiş ve atanmışlardı. Devlet ise şeriat devletiydi. Sömestre tatili desen üç aylar (Recep, Şaban Ramazan).

Öğrencilerin tümü “Ramazan Hocası” olarak köylere dağılmış ve harçlıklarını kazanma peşinde olduklarından okul bir müddet başlatılamadı. Buna karşılık Ramazan ayı boyunca geceleri halka açık “konferanslar” verildi.

Resmi açılış görkemli bir törenle 20 Şubat 1870 günü hükümet üyelerinin de katılımıyla gerçekleştirildi. Fen konularındaki öğretim elemanlarının askeri okullardan gelmesi planlandı.

İlk Ramazan ayı bir gece konuşmasında tanınmış fikir ve siyaset adamı Cemaleddin Afgani’nin “peygamberlik bir sanattır” demesi üzerine zaten tutucu çevrelerin hoşlanmadığı İslamın modernizasyonunu ve ümmet birliğini savunan Afgani İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve Müdür Hoca Tahsin de görevden alındı. Bir yıl daha eğitimi zoraki olarak sürdüren Darülfünun 1872’de yine kapatıldı.

(DEVAMI GELECEK)

YORUM EKLE