DARÜLFÜNUN DENEYİMLERİ-2

İslam’ı reforme etme düşüncesinde olan ve bu yüzden de tutucu çevrelerce sevilmeyen Cemaleddin Afgani’nin Darülfünunun bir Ramazan gecesi sohbetinde peygamber yorumundan hoşlanmayanlar Afgani’nin İstanbul’dan kovulmasıyla yetinmemişler Darülfünunun da kapatılmasını sağlamışlardır: Yıl 1872.

Darülfünunun 1863 yılındaki açılışından beri bu üçüncü kapatılmaydı. Her kapatmada tutucu kesimler etkili olmuş ve o kesimler zaten büyük ölçüde dini eğitim veren bu medresenin varlığına bile tahammül göstermede zorlanmışlardır. Ama bu arada Batı’nın 800 yıldır üniversiteyle tanışık olmasının getirdiği fark da Sarayda bir baskı oluşturmaya devam etmiştir.

Nitekim geri kalmışlığı artık yenme isteği İstanbul Darülfünunu dördüncü defa 1874 yılında yine açtırmıştır. Dini çevrelerden çekinen Mehmed Esad Saffet Paşa adı bu sefer “Darülfünun-u Sultani” olan okulu Galatasaray Lisesi (Galatasaray Sultanisi) içinde gizlemeyi daha uygun bulmuştur.

Mehmed Esad Saffet Paşa kendisi II. Abdülhamid döneminde altı defa Hariciye ve üç defa da Maarif Nazırlığı hatta 1878 yılında altı ay sadrazamlık görevinde de bulunmuştur. Maarif Nazırı iken 1868 yılında Galatasaray Sultanisini kurmuştur. 1869 yılına kadar parça parça olan Maarif Nezareti (Bakanlığı) ilk defa onun zamanında “Genel Eğitim Yönetmeliği” (Maarif-i Umumiye Nizamnamesi) ile toparlanmış ve eğitim işi halkın kendine bırakılmaktan kurtarılıp bir devlet görevi haline getirilmiştir.

Darülfünun dördüncü kez açıldı ama koskoca Osmanlı’da Türkçe ders verebilecek bir yüksekokul hocası bulunamadığı için eğitim dili Fransızca olmak zorunda kaldı. Durum böyle olunca öğrenciler de ancak Galatasaray Sultanisi mezunları olabiliyordu.

Okul üç defa mezun vermeyi başardı, ancak 1877’de tasarruf gerekçeleri ve fen kısmına öğrenci bulma sorunu nedeniyle önce Hukuk ve Mühendislik şubesi, son olarak 1880-81 yılında Edebiyat bölümü de kapatıldı.

                                                           ***

II. Abdülhamid’in onayıyla okul “Darülfünun-u Şahane” adıyla 1900 yılında tekrar açıldı. Bu yeni dönemde her şey hükümetin kontrolünde idi ve tüm dersleri emniyet müfettişleri dinlemekteydi.

1909’da ismi “Darülfünun-u Osmani” olarak değiştirildi, eğitim ücretsiz hale getirildi. 1912'de yapılan bir düzenleme ile kuruma bir miktar mali ve idari özerklik verildi; adı “İstanbul Darülfünunu” olarak tekrar değişti. Beyrut ve Bağdat ile Konya Hukuk mektepleri, Dişçilik ve Eczacılık okulları okulun bünyesine katıldı. Mevcut binanın yetersiz kalması üzerine Yerebatan'da kimya, Feyzullah Efendi Konağı'nda jeoloji, İbrahimpaşa Konağı'nda Doğu dilleri ve Saffetpaşa Konağı'nda coğrafya enstitüleri kuruldu.

Öğrencilerin tamamı erkek olan Darülfünun'da kız öğrenciler için de ayrı dersler verildi. Kız öğrencilerin yükseköğrenim görme talebine yanıt vermek için 12 Eylül 1914'te ayrı bir bina içinde kız öğrenciler için “İnas Darülfünunu” hizmete girdi. 1917'de kız öğrenciler Tıp Fakültesi'ne de kabul edilmeye başlandı ve dersleri peçesiz olarak izleyebilme hakkına sahip oldular. 1918 yılında üniversitede kız ve erkek öğrencilerin birlikte takip edebildiği dersler verildi. Bu dönemlerde Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı hüküm sürdüğü de göz önünde bulundurulmalıdır.

Yapılan yeni düzenleme ile dört fakültenin temsilcisinin bir emin (rektör) başkanlığında toplanması ile oluşturulan bir divan (senato) tarafından okulun yönetilmesi kararlaştırıldı. İlk emin (rektör) İsmail Hakkı Bey oldu.

1924 yılında tüzel bir kişilik verilen Darülfünun, 1933 Temmuz ayında çıkarılan 2252 sayılı yasa ile kapatıldı. Yerine İstanbul'da Maarif Vekâletine bağlı yeni bir üniversite kurulması öngörüldü. 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapı ile bugünkü İstanbul Üniversitesi açılmış oldu.

İlk üniversitemiz doğuşunu Darülfünun safhalarında böyle uzun süren açılış-kapanış olaylarıyla geçirmek zorunda kalmıştır. İlköğretim ve ortaöğretim alt yapıları olmadan bir üniversite kurmak bu tür zorlukları da beraberinde getiriyor. Üniversite kurmak bir bina inşa etmekle ve adına “üniversite” demekle bitmiyor. Öğrenci altyapısı yanında öğretim elemanı altyapısı da olmak zorundadır.

Üniversiteleşme sıkıntılarını hala tam anlamıyla aşmış sayılmayız. Rektör atamaları ve öğrenci afları gibi müdahalelerin 2022 yılında dahi devam etmesi yanlışların mevcudiyetlerini sürdürdüğünü gösteriyor.

YORUM EKLE