DEMOKRASİ YÖNETİM ŞEKLİ DEĞİLDİR; YAŞAM BİÇİMİDİR

Demokrasi sözcüğü günlük hayatımızda en çok kullandığımız terimlerden biri. Peki neden böyle;

Öncelikle söylemek gerekir ki, biz demokrasi kavramına uzağız, hasretini çekiyoruz ve bu nedenle de adını sıkça anıyoruz. Ben kendimi bildim bileli, ülkemizde demokrasi talepleri ve demokrasi getirdik söylemleri, birbiri içine geçmiş bir şekilde sür gider. Bu cümleden olarak, şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bizim demokrasinin tanımı konusunda bir anlaşmazlığımız var. Tanımda anlaşamaz isek demokrasi kavramı demagojinin bir aracı olmaktan öteye gidemez. Aslında tanımda anlaşamıyor olmamız, hem neden demokrasiye uzak olduğumuzu, hem de neden uzak kalacağımızı anlatır gibidir.

Benim tanımlamalardan bağımsız bir iddiam var. Demokrasinin bir yönetim biçimi olmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu düşünüyorum. Demokrasinin, seçim sandığı ve kurallar silsilesi vasıtası ile, demokrat bir topluma ulaşma yolculuğu olduğunu düşünmüyorum. Demokrasiyi, tanımı her ne ise o tanıma uygun hareket eden bireyler ve bu bireylerden oluşan toplum olarak düşünüyorum. Bir topluma demokratik diyebilmemiz için, o toplumun yönetim şekli ne olursa olsun, demokrat bireylerden oluşması gerekir. Yani eni konu, demokrasi bireylerin demokrat yaşantılarının kümülatif bir sonucudur. Bireylerin aile yaşantısında, toplum yaşantısında, iş yaşantısında demokratik bir anlayış hakim ise ve bu bireyler toplumun ezici çoğunluğunu oluşturuyorsa, o toplum demokratik toplumdur diyebiliriz.

Seçim sandıkları ile, toplumun daha önceden mutabık kaldığı kurallar çerçevesinde, toplumu kimin yöneteceğini belirlemek, yani yetki devretmenin demokratik toplum ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını düşünüyorum. Hatta sandıktan % 1 fark ile çoğunluğu elde eden tarafın azınlığa nasıl tahakküm edebileceğinin örneklerini görüyoruz.

Bu nedenle modern demokrasiler demokratik toplum inşasını ve idamesini sandığa indirgenmesini engellemek için bireylerin ve sivil toplum örgütlerinin yönetime katılımını ve katkısını sağlayan kurumsal kurallar ortaya koymuşlar ve bunu desteklemişlerdir. Tam da bu noktada meramımın ne olduğunu bir kere daha tekrar edeyim. Hangi kurumları kurarsanız kurun, hangi kuralları getirirseniz getirin demokrasiye ulaşamazsınız. Demokrasi inşa edilen bir süreç değildir, bir toplumdaki bireylerin sorumluluk ve sınırlılıkları bakımından bilinç ve hareket seviyesinde kendini bulan ve toplumun geneline yansıyan bir yaşam biçimi, yani bir neticedir.

                                                                              ***

Demokrasiyi tarihin derinliklerinde bir köke bağlamak istediğimiz zaman Atina şehir devletinde ortaya konulan sandığa ulaşıyoruz. Hani kölelerin ve kadınların oy kullanamadığı sandık. Modern kölelerin ve kadınların oy hakkını teslim ettiğinizde alın size modern demokrasi. Demokrasinin tarihi Atina seçim sandığından başlatıldığı ve sandık esas alındığı sürece demokrasi tanımında anlaşmamız mümkün değil.

Sandık tabii ki olsun, anayasalarımıza ve kanunlarımıza bağlı olarak bizi yönetecek olanları tabii ki seçelim. Ama demokratik toplumun başka bir kavram olduğu bilincinden hareketle, benim indimde demokrasi isteriz veya demokrasi getirdik söylemlerinin bir kıymetinin olmadığını ifade etmek isterim. Bir örnek ile ne demek istediğimi somutlaştırmak isterim.

Türkiye’nin belirli bir coğrafyasında kadının söz hakkı olmadığı; insanın birey olarak tanınmadığı; aşiret ilişkilerinin birey kimliğin oluşmasını engellediği; çocuk gelinlerin olduğu; çocukların eline silah verildiği; büyüğe hürmet geleneği ile akıl ve meşveretin ikinci plana atıldığı halde; en çok demokrasi talebi bu coğrafyadan geliyor. Demokrasiden kasıt yukarıda saydığım sorunları çözmek olaydı, toplum kendi ulaşabildiği sorunlara öncelik verirdi. Örneğin çocukları evlendirmez, ellerine silah vermezdi. Demek ki buradaki demokrasi talebinde bir tanım farklılığı ve samimiyet sorunu var.

Demem o ki demokrasi ne talep edilen, ne elde edilen, ne de verilen bir kavramdır. Bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimi için, eğitim ve toplumun geniş kesimlerinin refahını sağlayan bir seviyede gelir şarttır, ancak netice garantili değildir. Ekonomik gelişim ve refah ne kadar artarsa artsın, bu defa ekonomik gücü elinde bulunduranların elde etme, kuşatma ve yönetme hırsı toplumun ve bireyin demokratik katılım isteğini görmeyecektir. Eğitimin ayrışma, ayrıştırma ve iktidarı kutsama yönünde olduğu, milli gelirin düşük, paylaşım kavgalarının büyük olduğu toplumlarda ise demokrasi sandık fetişizminden ibarettir.

YORUM EKLE