DENİZLİ'DE DEPREM

20 Mart Çarşamba günü saat 9.34’de çok şiddetli bir deprem oldu. Oturma odasında bulunan sandalyenin üzerinde uyuyan kedi, birden fırladı koltuğun arkasına saklandı. Ne yapacağını şaşırmış, korkulu gözlerle bakıyordu.

Çabucak hazırlanıp evden çıkmaya çalıştık. Kediyi de kafesin içine koyup, yakınımızda bulunan parka gittik. Parkta iki saate yakın oturduktan sonra eve döndük. Bu süre içinde kedinin korkudan sesi bile çıkmadı. Tabiî bizde aynı şekilde korkuyu içimizde taşıyorduk. Gördüğümüz insanların korkudan beti benzi atmıştı.

Sarsıntı gerçekten şimdiye kadar olanlardan daha korkunçtu. Bu durum beni aldı 1971’e kadar götürdü. Deprem anıları yeniden canlanıp gözümün önüne geldi. Burdur Depremi'nde büyük hasar vardı, can kayıplarına da neden olmuştu. Gediz Depremi'nden sonra Türkiye'deki en şiddetli depremlerden biriydi.

Burdur Depremi olduğunda Güney İlkokulu üçüncü sınıfındaydım. Okulumuz tek katlı, sağlam ve kale gibi bir yapıydı. Köylüler imece usulü kendileri yapmıştı. Okulun taşı, kumu kağnılar ve at arabalarıyla taşındı. Herkes el ele kimi işçiliğini, kimi ustalığını yaparak okulu tamamlamıştı. Duvarların kalınlığı 70-80 santimetre idi. İşte bu yapının yıkılışını gördük, ilkokul çocukları olarak. Yapı tam çökmeden, güç belâ öğretmenin yardımıyla kendimizi dışarı attık. Eğitim-öğretim yine devam etti ama çadırlarda.

Deprem sırasında köyümüzde birçok ev oturulamaz hâle geldi. İlk defa böyle bir doğa olayıyla karşılaştığımız için işin daha ayırdında değildik. Sürekli yer sarsılıyordu; hatta depremde evlerin paldır küldür yıkılışını izliyorduk. Geniş alanlara, avlulara herkes kendi olanaklarıyla çadırlar kurdu. Depremden sonra sürekli yağmurlar yağmaya başladı. Çadırlar hepimize yeterli gelmiyordu, Kızılay'dan gelecek çadırların beklentisi içine girdik. Deprem sırasında öküzlerin, ineklerin, eşeklerin nasıl acı acı bağırdıklarını unutamam. Kızılay'dan gelen çadırlar herkese yetmedi; kamyondan rastgele atılan çadırlar kapanın elinde kalıyordu.

Varlıklı insanlar, tek katlı barakalar yaptılar, kendi çözümlerini buldular. Olanakları elverişli olmayanlar çok sıkıntı çekti. Yiyecek, ısınma, barınma ve hayvanların bakımı...gibi sıkıntılar ortaya çıktı. Kolay değil, bir çadırın içinde dört beş kişi kalıyordunuz. Bu bir süre böyle devam etti.

Daha sonra evleri hasar görenlere evler yapıldı. Köyümüzde bulunan Hacettepe'deki evler, o zamandan kalmadır. Burada da haksızlıklar oldu, kimisine ev çıktı, kimisine ev çıkmadı. Yaşananlar bizim durumda olanların haklı öfkesine neden oldu. Deprem gibi doğa olaylarında bile kayırma olabiliyor. Bunu yaşadığınız zaman çok öfkeleniyorsunuz.

Hani diyorlar ya, "deprem öldürmüyor, çürük yapı öldürüyor." Bunlar doğru da , insanların çoğu yıkılan evlerinin yenisini nasıl yapacak? Gıdım gıdım biriktirdikleriyle yaptığı evi, yeniden yapamayacak duruma geliyor. Çünkü o zaman da ev maliyetleri çok yüksekti. Biz de bin bir güçlükle, türlü sıkıntılara katlanarak, biriket ve tuğladan bir ev yaptık; şimdi ara ara orada oturuyoruz.

Depremler insanlara çok zorlu anlar yaşatıyor. Yıkılan evler, kaybedilen canlar, yaralananlar, psikolojisi bozulanlar...birçok sıkıntı arka arkaya geliyor. Deprem gibi doğa olaylarından en az zararla kurtulan ülkeler yok değil. Onlar depremden önce gerekli önlemleri alıyor. İnsanlar da deprem ülkesi oldukları bilinciyle hareket ediyor. Oralarda depreme dayanıklı yapılar inşa ediyorlar.

Tüm Türkiye insanı buranın bir deprem ülkesi olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Boş verici bir anlayıştan kurtulmalıyız. Bu şekilde davranmazsak, bilinçli olmazsak acılar çoğalıyor. Depremin verdiği zarar hepimizi derinden sarsıyor. Deprem sırasında ne yapacağını bilememenin çaresizliğini yaşıyoruz; zaten bir anlık bir şey. Sadece deprem anında değil, deprem olmadığı zaman da önlemlerimizi eksik etmemeliyiz. Bunu dünyada başarabilen tek ülke Japonya; depremle nasıl yaşanacağını öğrenmişler. Eğitimini alan Japon insanı, bu bilinçle hareket ediyor, önlemlerini bir an olsun tavsatmıyor. Onlar için deprem, diğer doğa olaylarından farksız.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüsamettin Alan
Hüsamettin Alan - 3 ay Önce

O günleri yaşayan biri olarak bu devremi geçiren insanları anlayabiliyorum Büyük géçmiş olsun.Yazında belirttiğim konuları aynen katılıyorum.Kalemine ve düşüncelerine sağlïk çok güzel...

Hasan Kayan
Hasan Kayan - 3 ay Önce

Anlatılabilecek ne kadar duygu duygu varsa yazmışsın kalemine sağlık

Hüsniye Karatağ
Hüsniye Karatağ - 3 ay Önce

Evet hocam çok güzel anlatmışsınız. Bende Pülümür depreminde yaşamıştım o korkuyu, şimdi küçük sarsıntılarda bile çok fazla panikliyorum. Çok geçmiş olsun.

Hasan Hüseyin Yılmaz
Hasan Hüseyin Yılmaz - 3 ay Önce

Bir olayı tüm çıplaklığıyla anlatabilmek için yaşamak; yazabilmek için de donanımlı; algı,düşünce, imge ve duyguda da açık ve samimi olmak gerekir. Eline ve aklına sağlık.

Cengiz pekdüz
Cengiz pekdüz - 3 ay Önce

Aynen o günlerin aynısını bende Yaşadım Eski günler gözümün önünden film şeridi gibi geçti güzel yazmışın tebrikler

banner21

banner124