DENİZLİ VALİLİĞİ DGC’Yİ BY-PAS YAPMIŞ

Denizli Valiliği tarafından oluşturulan “Denizli İl İnsan Hakları Kurulu” üyeliği seçiminde, yıllardır görev Denizli Gazeteciler Cemiyeti by-pass edilmiştir… Kurula Denizli basınını temsilen Basın Yayın Birliği Temsilcisi Başkanı Salih Ergül alınmıştır. Bu nasıl oldu, neden by-pass edildik? diye yaptığımız kısa soruşturma da, Denizli Valisi Ali Fuat Atik ve Basın Halkla İlişkiler Sorumlusu Fatmana Metin’in izinli olduğu için gerekli bilgilere ulaşamadık…

Denizli Valiliği “Denizli İl İnsan Hakları Kurulu” üyelerini oluşturan Vali Yardımcıları tabii ki; DGC’yi tanımaz… Çünkü bizde onları tanımıyoruz… Hiç onların acı bir kahvesini veya çayını içmedik… Basın Yayın Birliği Temsilcisi Başkanı ve mehterancı başı, emekli imam abimiz Salih Ergül’ün sosyal ilişkileri çok iyidir. Kurulu oluşturan Vali yardımcılarımızı ziyaret etmiştir. Biz o ziyareti yapmadığımızı için, Denizli’de basını temsil eden kuruluş olarak Başkan Salih Ergül hocamız akla gelmiştir. Basın Yayın Birliği Temsilciliği’nde kaç tane Denizli’de aktif görev yapan gazeteci vardır. Olduğunu sanmıyorum… Denizli Gazeteciler Cemiyeti’nin 230 aktif üyesi vardır… Gazete, televizyon ve internet haber sitelerinde her gün mesai kavramı olmaksızın çalışmakta ve Denizli halkını haberdar etmektedir…

Bu tabloyu görünce başımdan sıcak sular döküldü. O saatte kime yazabilirim diye düşündüm… Yazdığım Valilik Basın Halkla İlişkiler Müdürü Fatmana Metin’de şaşırdı…

Denizli Valiliği’nce, “Denizli İl İnsan Hakları Kurulu’ndaki yanlış düzeltilmezse Denizli Valiliği Protokol Listesi’nden de Denizli Gazeteciler Cemiyeti’nin çıkartılmasını istiyoruz…

ALMAN EKONOMİ PROFESÖRÜNDEN YERLİ MALI DERSİ…

Sosyal medya dolaşan yerli malı kullanılmalı hikayelerine bir örnek. Bizde bu hikayeden dersler almalıyız. Ama ne kadar çok ders aldığımız tartışılır.

İşte sosyal medyada dolaşan hikaye:

“Bir alman ekonomi profesörün kızı bebek arabası alacak, Almanya'da 700 EURO, internette ÇİN Malı muadili 250 Euro ..

Babasına soruyor ne yapıyım diye.

Babası hiçbir şey söylemiyor..

Kız gidiyor Alman malı arabayı 700 Euro'ya alıyor..

Babası soruyor neden pahalı Alman ürününü seçtin diye..

Kızı, ben Çin malını alsaydım;

-O para DIŞARI gidecekti..

-Alman ürünü satılmayınca, fabrikalar İŞÇİ çıkaracaktı..

-İşsiz insanlar HARCAMA YAPAMAYACAKLARI için devletin geliri düşecekti..

-Devletin geliri düştüğü için benim çocuğuma iyi bir EĞİTİM veremiyecekti..

-GÜVENLİĞİNİ iyi sağlayamayacaktı.

-Yeterli SAĞLIK hizmeti veremeyecekti..

Ben Alman malı almakla ‘Çocuğumun GELECEĞİNİ GARANTİ ALTINA aldım’ demiş..

Babada gururlanarak içinden, ben görevimi iyi yapmışım demiş.”

Yerli Malı Haftası’nı çocukluğumuzda coşkuyla kutlardık…

Kendi yetiştirdiğimiz meyve ve sebzelerimizi paylaşırdık….

Şarkılar, türküler söylerdik…

Ve biz yerli malı kullanmayarak, paralarımız uçup gidiyor…

İŞTE; SOSYAL MEDYANIN BEĞENİLENLERİ

Sosyal medyada bilgiler çok hızlı tüketiliyor. Okuduğu şiir kitabından alıntıları sosyal medyadan paylaşanlar, büyük ilgi görüyor.  Şair Ataol Behramoğlu ve Jorge Luis Borges’den en fazla ilgi çeken şiirleri sizinle paylaşıyorum.  

“YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana” (Ataol Behramoğlu)

Ataol Behramoğlu, ne kadar çok haklı…

Hayat hepimize sunulmuş bir armağandır.

Bu hayatı bir birimizi kırmadan sevgiyle yaşayamaz mıyız.?

Yaşayabiliriz…

Ama neden hep bir silahlanmaya ayrılan bütçeler, büyük pay alıyor…

Sevgiye ve barışa ayırsak iyi olmaz mı? 

İŞTE DÜNYANIN EN ÇOK OKUNAN ŞİİRİ

“ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde, daha çok hata yapardım.

Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.

Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,

Çok az şeyi

Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.

Daha çok riske girerdim.

Seyahat ederdim daha fazla.

Daha çok güneş doğuşu izler,

Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.

Görmediğim bir çok yere giderdim.

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.

Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.

Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,

Gitmeyen insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Eğer yeniden başlayabilseydim,

İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.

Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,

Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.

Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…

ÖLÜYORUM…” (Jorge Luis BORGES)

Çocukluğumuzda yaşadıklarımız bazen film şeridi gibi gözümüzün önünde geçer gider… Ne kadar mutlu olduğumuzu hatırlasın… Gülümsersin… Hayatımız ilerlediğinde ve sorumluluk üstlendiğimizde, çocukluğumuzun mutlulukların bir önemi kalmıyor…

Keşke hep çocuk kalsaydık dediğimiz zamanlar oluyor.

BİR ŞİİR DE TAMER ŞARKAYA’DAN

Denizli Tiyatrosu kurucusu Tamer Şarkaya, bloğuna yazdığı bir şiirini paylaştı. “Yaseminli Denizli Yaz Akşamlı” şiirini sizinle paylaşıyorum. Tamer Şarkaya’ya kaleminin akıcı, şiir perisinin sıkça ziyaret etmesini isterim.

“YASEMİNLİ, DENİZLİ, YAZ AKŞAMLI

Şıkır şıkırdır şimdi

Ay ışığında denizi Ege’nin

Davullar, zurnalar

Halaylar, horonlar eşliğinde

Yasemin kokuları geliyordur

***

Yüreklere

Derin yaz akşamlarında

Ortasındayız yazın

Yasemin yağıyor, yasemin

Kar kar yasemin

Kar yağıyor yüreklere

Yaz ortasında kış yaşıyordur

***

Yürekler

Şimdi telli duvaklı olur Ege’de

Ay vurduğunda

Karşı kıyıdaki yaseminler

***

Nefes nefes

Hicaz taksim iniyordur

Yüreklere… (Tamer ŞARKAYA)

Tamer Şarkaya’a teşekkür deriz…

Bizi sıcak yaz günlerinde bir nebze olsun serinletti..

BABASININ İZİNDEN YÜRÜYEN DR. ALİ YÜKSEL’E BAŞARILAR DİLERİZ...

Denizli’de yıllardır özel muayenehanesinde hastalarına şifa dağıtan baba Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Turgut Yüksel’in oğlu, Dr. Ali Yüksel, babasının izinden giderek doktor oldu.  Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan KBB uzmanı Dr. Ali Yüksel, Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu babası KBB Uzmanı Dr. Turgut Yüksel’in Doktorlar Caddesi üzerindeki yıllardır kullandığı muayenehanesinde birlikte çalışmaya başladı.

Meslek yaşamımda babasının mesleğini seçenlere az rastlamışımdır. Babasının yolundan gidenler, yaşamlarında hep başarılı olmuştur. Çünkü; oğullar, babasının edindiği tecrübeleri yaşamında kolayca kullandığı için sıfır hata yapabilmektedir…

Denizli’nin sevilen hekimlerinden olan Doktor Turgut Yüksel’i, oğlu Ali Yüksel’le birlikte  YÜKSEL KULAK-BURUN-BOĞAZ KLİNİĞİ’nde Denizlililere hizmet vermekten mutlu olduğunu düşünüyorum….

Baba Turgut Yüksel ve oğlu Ali Yüksel’e nice yıllar şifa dağıtmalarını diliyorum… 

NAİLE ÇAĞLAYAN ABLA ÇOK MUTLU

Denizli siyasetinin “Naile Abla’sı, Naile Çağlayan torunu Sebahattin Çağlayan’ı rüya gibi bir düğünle evlendirdi. Çağlayan Ailesi’nin mutlu gününe siyaset, iş alemi ve Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan’da katıldı.  Naile Çağlayan abla konuklarıyla yakından ilgilenirken, “Torunumun mutlu gününü paylaşan dostlarıma teşekkür ederim” dedi.

DRT Denizli ve Denizli Gazetesi olarak genç çiftler Azize ve Sebahattin Çağlayan çiftine bir ömür boyu mutluklar diliyorum. Bir yastıkta kocasınlar…

YAŞAMA HEP SINAVLARLA BAŞLIYORUZ

Arkadaşımız Tahsin Eşmeli, çocukluğundan yaşadığı bir anıyı paylaştı. Aslında bu tür mini sınavlarla hepimiz karşılaşmışızdır. “Şu il nerede” sorusu bile hep karşımıza çıkmıştır. İşte Tahsin Eşmeli’nin yazısı…

FOSİL...

Yıllar önce öğretmen bir akrabamız, ailesi ile birlikte bizi ziyarete gelmişti. Onların ziyaretini duyan köyümüzün öğretmeni ve aynı zamanda benim öğretmenim olan eniştem ile ablam da bize geldiler.

Sohbet nereden nereye evrildi bunu bilmiyorum.

Sonuçta gelen konuğumuz olan öğretmenin kızı ile beni çağırıp sınav yapmaya başladılar. İki kişilik bir sınavdı ama ben zayıf tarafı temsil ediyordum. Bazı sorulara başabaş yanıt versek de "Fosil nedir" sorusunda ben takıldım. Konuğumuzun kızı şakır şakır fosilin nasıl oluştuğunu ve ne işe yaradığını anlattı. Bense bize öğretilmediği için şaşkın şekilde onu dinledim. O olaydan sonra konuğumuz olan öğretmen, eniştem olan köyümüzün öğretmenine ders verir nitelikte bir konuşma yaptı. Belki haklıydı, öğretim metodlarında sıkıntı vardı veya bilgiler her ortama istenildiği kadar ulaştırılamıyordu. Ama bunu eleştirmenin bedeli aşağılama olmamalıydı. Elektrik ile aydınlanan bir ortamdan gelip gaz lambası ile aydınlanan bir ortamdaki meslektaşının vermeye çalıştığı eğitimi eleştirmek ne kadar hakkaniyetli olur?

Bu olayın bende bıraktığı etki büyük oldu. ‘Fosil’ sözcüğünü ve anlamını asla unutamadım. Fosilleşmeye yaklaştığımız şu günlerde de bu anı aklıma geldi.”

Sınavlar yaşamımızın her alanında devam ediyor. Son nefesimize kadar öğrenmeye çabalıyoruz… Hep birileri bizi sınavdan geçiriyor. Eğer maharetin yoksa sınavlar hep başarısız geçer… Mutlaka bir hobiniz olsun.. Hobiniz sizi zirveye taşıyacaktır.

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2000’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ

Ateş saatlerce yanar suyu ısıtır da;

Su bir saniyede ateşi söndürür..

Vefasızlık başka türlü tarif edilemez... (Anonim)

YORUM EKLE