DENİZLİ’MİZDE BULUNAN KAYA RESİMLERİ NEDİR; NE DEĞİLDİR?

Geçtiğimiz hafta ulusal basında “Denizli’de tarihi değiştirecek Kaya resimleri bulundu” başlıklı bir haber geçildi. Başlıkların biraz spekülatif ve ilgi çekici olması güzel. Başlığın cezbedici haline merak duyan başlığın altını okur ve haberin aslını öğrenir. İlgilisi bilgilisi haberi analiz ederek gerçekte ne olduğunu da anlayabilir.

Çal Yöresi Derneği İkinci Başkanı ve yöremizde bulunan bu kaya resimlerinin haberinin yapıldığı saha gezisine refakat eden biri olarak, öncelikle ulusal basına çıkmasını sağlayan DHA’dan Ramazan Çetin, İHA’dan Atilla Özer, TRT’den Murat Demirbilek muhabirlere sonsuz teşekkürler. Onların sayesinde bu konu hak ettiği değeri görme konusunda bir merhale daha kat etmiş olacaktır.

Bilinen en eski kaya resmi Fransa’daki bir mağarada. Demek ki kayalara resim çizmek bir milletin olmaktan ziyade insanlığın ortak hasleti. Biz Türkleri bu konuda ayırt eden; bu hasletin yüzyıllarca kesintisiz bir şekilde kullanılmış olması ve sadece birkaç yerde ve mağarada değil Türkistan coğrafyasının hemen her yerinde yaygın bir şekilde bulunuyor olması. Şimdilerde bizleri heyecanlandıran Türkistan kaynaklı kaya resimlerinin İskandinav coğrafyası ve Etrüskler vasıtası ile neredeyse Büyük Okyanus kıyılarına kadar yaygınlık gösterme ihtimali.

Ulusal basında çıkan haberin ve bu yazının konusu ise Anadolu coğrafyasında yaygın olarak bulunan kaya resimleri. Bu resimlerin Türkistan’a yakınlığı nedeniyle doğu Anadolu’da bulunması sürpriz değil. Ancak Denizli’de, yani batı Anadolu’da bulunması biraz izaha muhtaç.

Kaya resimlerinin Türkistan coğrafyasında bazı özel alanlarda yapıldığını, figürlerin yapılış şekli ve konusu olarak birbirini tekrarladığını, bu alanların İslamiyet öncesi inancımız bakımından kutsal olduğunu ve resimlerin belirli ritüeller doğrultusunda yapıldığını biliyoruz. Hele Türk boylarına ait tamgaların, Türkistan’dan Anadolu’ya bu resimlerin arasında görülmesi gerçekten heyecan verici. Göçebe bir toplum olan Türklerin kayalara resim yapma geleneğini beraberlerinde taşımaları beklenen bir durum. Yazının kullanılmaya başlanması ile birlikte bu geleneğin sönüp gitmesi de beklenen bir durum. Şimdi gelelim Denizli’de bulunan kaya resimlerine;

Habere konu olan Kaya Resimleri, Yörüklerin yerleşim yerlerine ve göç yollarına uygun bir coğrafyada. Konularına ve şekillerine ve yıpranmışlıklarına bakınca yüzyıllara yayılmış bir geleneği temsil ediyorlar. Öyle anlaşılıyor ki; İslamiyet öncesi konularla başlamış, İslamiyet sonrası konular ile devam etmiş. Burada ortak olan, belirli bir alanda kayalara resim yapma, yani dünyada bir iz bırakma geleneği.

Bir akademisyen olarak benim septik yönümü ihmal etmemem lazım. Yoksa tüm söylenenler Türkün Türk’e propagandası dışına çıkamıyor. Şimdi sorularımı sıralıyorum. 1. Bu resimler gerçekten Türklere mi ait. 2. Bu resimlerin en eskisi kaç yaşında. Aidiyet ve yaş işini çözebilirsek işte o zaman tarihi yeniden yazmasak bile tarihi anlatımlarda geçen bazı olayları delillendirmiş oluruz. Demek istiyorum ki, Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara inen Türk boylarının Bizans tarafından paralı asker olarak kullanıldığını zaten biliyoruz. Bunların bir kısmının aileleri ile birlikte Anadolu coğrafyasına yerleştirilmiş oldukları sağlam bir iddia. Bahsettiğim tarihler İslamiyet öncesi, yani bu Türkler Hristiyanlığı kabul etmiş olmalılar, Karaman Türkleri gibi.

Şuraya not olarak düşelim ki bu konunun en sorunlu kısmı yaş tayini. Maalesef yaş tayini için kullanılan karbon14 metodu sadece toprak altında kalan yani güneş görmeyen objeler için kullanılabiliyor. Halbuki bu resimler kayaların yüzeyine kazındığından yaş tayini mümkün değil. Bu nedenle de günümüzden 1800 yıl önce gibi bir ifade spekülatif oluyor. Bu tür iddialar daha çok bunların Türkistan coğrafyası ile benzerliklerinden yola çıkılarak yapılıyor.

Her nasıl olur ise olsun; tarihi anlatılar bizim Anadolu coğrafyasında 1071 den önce de var olduğumuzu söylüyor. Kaya resimlerine bu söylemleri delillendirecek buluntular olarak bakabiliriz. Bakmanın ötesinde somut veriye dönüştürmek ise akademinin işi. Bu vesile ile bu konuyu bilimsel metodolojiden taviz vermeden çalışan Sanat tarihi hocamız Prof Mustafa Beyazıt hocamıza teşekkür ederiz. 2021 Kasım ayında düzenlediğimiz Kaya Resimleri panelini üç saat boyunca dinleyen PAÜ rektörümüz Prof Ahmet Kutluhan’a, bu konuda bir merkez kurulması ile ilgili önerilerine ve desteklerine teşekkür ederiz. Mısır arkeolojisi, Roma arkeolojisi derken neden bir Türk Arkeolojisi disiplini olmasın. En büyük teşekkürü de gezgin ve saha araştırmacısı Ümit Şıracı’ya yaparız. Resimleri keşfeden bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ile kendisidir. Bana düşen yörenin bir insanı olarak bu konuyu akademi ile buluşturmak olmuştur. Bu cümleden olarak; bu konu artık spekülasyon konusu olmaktan çıkarılıp gerçek mecrasına oturtulmalıdır.

Kaya resimlerinin ne olduğunu bildiğimizi düşünüyoruz. Ne olmadıklarını da bilirsek bu iş tamam olacaktır.

YORUM EKLE