DENİZLİ’NİN 60 YIL ÖNCEKİ FOTOĞRAFI

Hep geçmiş yılları özleriz… Bu özlemi avukat Atilla Sezener, sosyal medya hesabında paylaştı. Denizli’nin 1959 yılı fotoğrafını önümüze seren Sezener, hava ve çevre kirliği, trafik yoğunluğu olmayan bir Denizli’yi anlatıyor…

Sözü Atila Sezener’e bırakalım…

“DENİZLİ- 1959’DAN NOTLAR

O yıl üniversiteyi bitirip gelmiş bir kaç kişi vardı. Ben, yine avukat stajı yapan rahmetli Yusuf Ziya Küçükuysal, Mimar Ziya Tıkıroğlu ve mimar Alaeddin Özaltın.
Bu mini gurup kız anneleri için çok önemliydi. Detaya girmek istemiyorum.
Hiçbirimizin özel arabası yoktu ve yıllarca da olmayacaktı. Benim mesai dışı en çok takıldığım yer, diş hekimi arkadaşım Muzaffer Deniz’in muayenehanesiydi. Onun işi bitince minik arabası olan Fiat-5 ile gezerdik. Üstü açık ilginç bir taşıttı. Sonraları başkalarında da hiç görmedim.
Bize bir başka katılan edebiyat öğretmeni rahmetli Tayfur Alper’di. Bazı günler Kemal Tartılacı da gelirdi.
Hemen tek gittiğimiz yer İncilipınar lokantasıydı. Orayı yine rahmetli Halit Lengerli işletirdi ve işinde çok titizdi. Çerez ve bir bardak biraya bayılırdım. Zaten cepte para yoktu. Çoğunlukla gelen hesabı Muzaffer karşılardı.
Denizli halkı o zaman da Pamukkale’ye pek gitmezdi. Zaten yolu da problemliydi. Şimdiki yol, yıllar sonra yapıldı. Pamukkale’ye Eskihisar üzerinden faytonla veya bazen yaya gidilirdi.
Bazı akşamlar yine rahmetli olan sınıf arkadaşım Naci Tuğrul’un Lale pastanesine giderdik. Gurubumuza yine rahmetli Seyhan Büyükuysal da katılırdı.
Hürriyet İlkokulunun olduğu bina Denizli’nin ilk öğretmen okulu olarak açılmıştı. İçimizden bazılarının orada sevgilileri vardı. Benim yoktu.
Şimdiki Esnaf Sarayı’nın olduğu yerde Saray lokantası vardı. Ayrıca Belediyenin önünde bulunan Ata Heykelinin yerinde de Majestik adında bir başka içkili lokanta vardı. Bu ikisi şehrin en önemli simgeleriydi.. Denizli’ye gelenlerin götürüldüğü yer bunlardı.
O yıllar ve daha önceleri 5 veya 6 Mayısta kutlanan Hıdırellez şenliklerinin en önemli yeri Çamlık’tı. Otobüsler sabahtan akşama kadar oraya piknikçileri taşırlardı. Olayı gereğinden fazla abartanlar olur ve onlar bir gece önceden Çamlığa gidip gece yatıp kendilerine yer ayırırlardı.
Fazla eğlence olmadığından Şehir Stadındaki 19 Mayıs gösterileri de hayli ilgi
çekerdi. Her seferinde tıklım tıklım dolar ve boş yer kalmazdı.
Denizli Spor kurulmadığından yerel takımlarla ilçe takımlarının maçları oynanır ve hayli ilgi çekerdi. Bunların en ünlüsünün Yeşilspor adındaki takım olduğunu hatırlıyorum.
Denizli Gazetesi şehrin en önemli yerel basınıydı; Erol Özbal tek başına tüm sorumluluğu almıştı. Pazar günleri ve bayramlarda basılmazdı. Diğer günler mutlaka ona yazı verirdim. Köşe yazısının dışında ayrıca günlük küçük fıkralar da yazardım.
Gazeteye hemen her gün uğrar Erol’la ve gazeteye çeşitli nedenlerle gelenlerle sohbet ederdik.
Yazları ise tek eğlence açık hava sinemalarıydı. Televizyon hayatımıza girinceye kadar halkın en önemli eğlencesi onlardı. O yıllarda sanıyorum sayıları oniki kadar olmuştu.
İstanbul baskısı gazetelerin Denizli’ye bir ve bazı hallerde iki gün sonra geldiğini ilave edip, bu konuya son vereyim.”

Denizli 1970’li yıllar sadece Gazi Bulvarı’ndan ibaretti… Akşamları Gazi Bulvarı’nda tabiri yerindeyse volta atılırdı… Ekonomik gücü olanlar, Pamukkale’ye ve İncilipınar’a giderdi…

Atilla Sezener’e teşekkür ederiz, bize geçmişten çok önemli hatıraları aktardı…

TGC KADIN GAZETECİLER KOMİSYONU KADIN CİNAYETİ HABERLERİ KONUSUNDA UYARI YAPIYOR…

Merkezi İstanbul’da bulunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Kadın Gazeteciler Komisyonu son dönemde yaşanan vahşi kadın cinayetlerinin haberleştirilmesinde ciddi sorunlar olduğuna dikkat çekti. Haberleri yazarken, sayfaları tasarlarken cinayet aletinin öne çıkarılmasının ve kurbanlarla özdeşleştirilmesinin, katilin değil, kurbanın fotoğraflarının kullanılmasının olayı pornografik hale getirdiği uyarısı yapıldı.

Açıklamada şu görüşler yer aldı:

“Son dönemde birbiri ardına gelen kadın cinayetlerinin yazılı ve görsel medya tarafından haberleştirilmesi noktasında meslektaşlarımıza büyük görev düşmektedir.

Son olarak bir internet sitesinde cinayet aleti olan kocaman bir bıçak kurbanlarla özdeşleştirilmiş ve konu pornografik bir anlatımla basite indirgenmiştir. Haberlerde katilin cinayet işleme konusundaki iştahını, potansiyel katillere yol gösterecek ve/veya özendirecek biçimde birebir aktarmak, katilin ruh haliyle empati kurmaya çalışmak sorunlu bir yaklaşımdır. Bu nedenle TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu’nun hazırladığı ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu’nda yer alan kadın cinayeti haberlerinde dikkat edilecek noktaları bir kez daha meslektaşlarımızın dikkatine sunuyoruz.

1-) Melodramdan, sansasyon ve pornografiden kaçınılmalı. Cinayetin ayrıntılarını pornografik olarak resmederek şiddetin pornografisi üretilmemeli.

2-) Öldürülen kadının değil, katilin fotoğrafları kullanılmalı.

3-) Haber fail ifadesine dayanarak yazılmamalı, ölen kadının katilin/failin iddialarını yanıtlayacak ve çürütecek durumda olmadığı unutulmamalı.

4-)Haberi yapan kişi psikolog, yargıç, falcı veya öykü yazarı değil, haberci olduğunu unutmamalı.

5-) Cinayetin sorumlusu olarak cinnet, kıskançlık, öfke, namus, iflas, psikolojik sorun vb. gibi “cinayeti haklı gibi gösterecek, cinayeti meşrulaştırmaya çalışan ifadeler kesinlikle kullanılmamalı.”

6-) Bu bahanelerin kadın cinayetlerinde meşrulaştırmanın yanı sıra haksız tahrik indirimi talebiyle mahkemede delil gösterilebildiği unutulmamalı.

7-) Kadınların -varsa- cinayet öncesi koruma talepleri, maktulün -varsa- karakol şikayetleri, hakkında verilmiş savcılık kararı, geçmişte şiddete maruz kalıp kalmadığı, gelenekler, destek olmayan aile vb. gibi etkenler mutlaka haberde yer almalı.

8­-) Fikri takip yapılmalı. Cinayet haberinin ardından failin yakalanma, yargılanma süreçleri de takip edilerek haberleştirilmeli.”

Ülkemizde işlenen kadın cinayetleri sonrasında hepimiz sesimizi yükseltiyoruz… Ama sorunun temeline inmiyoruz… Cinayetler neden işleniyor, bunun temelinde yatan nedir, TBMM bu konuya neden el atmıyor…?

Soruları çoğaltmamız mümkün… Ama sorulara yanıt alamıyoruz…. Yanıtsız kalan sorular, çözülmediği için kar topu gibi büyüyor…

Elbette verilen haberler konusunda duyarlı olmalıyız…

BAŞKAN AKBABA’DAN ŞİİRLİ TEPKİ…

CHP İl Başkanı Mahir Akbaba, İzmir’de Alevi vatandaşların evine kırmızı boya ile “X” işareti yapıp, “Defol Alevi” yazılmasına şiirle tepki gösterdi. Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Mahir Akbaba, “Bana İnsan Demişler” başlıklı şiirini sizinle paylaşıyorum…

“BANA İNSAN DEMİŞLER

Var mı ötesi...

Ben bu toprakların insanıyım.

Anadoluluyum; Asyalıyım.

Trakyalıyım; Avrupalıyım.

Tarihe bakarsanız; Hitit çıkar, Sümer çıkar, Babil çıkar, Asur çıkar, Selçuklu çıkar, Osmanlı çıkar.

Dünyalıyım.

Bununla gurur duyuyorum.

Bana insan diyorlar.

Her kötülüğün üstüne bir çiçek çizerim.

Bundan büyük mutluluk var mı? (Mahir Akbaba-Denizli/Aralık 19/Pazar)

PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1740’INCI GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ

“En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.”

Mustafa Kemal Atatürk

YORUM EKLE

banner206

banner205