DÖRT BİR YANIMIZ

Son zamanlarda etrafımda mutlu insan göremez oldum.

Bu cümleyi şöyle de kurabilirim: Son zamlardan sonra etrafımda mutlu insan göremez oldum.

Sadece bir saatlik yürüyüş sonucunda gördüklerimi sıralıyorum.

Okula gidecek yaşta bir çocuk, okul çıkış saatinde evine doğru gidecek olduğu saatlerde kendisinden katbekat büyük bir arabayı çekmeye çalışıyordu. Çöp arabası değil, ekmek arabası. Tozun toprağın kokuların arasından küçücük yaşta eve ekmek götürmenin ağırlığı sırtında. Akıl alır gibi değil, ilk de değil, ne yazık ki son da olmuyor.

Dört bir yanımız okula gidecek yaştaki çocukların sokakta ekmek parası kazanma derdiyle dolu.

Elli beş altmış yaşlarda olduklarını tahmin ettiğim bir çift. Kadın, adamın koluna girmiş, zarzor yürümeye çalışıyor. Halsiz. Ayaklarını yere sürtmesinden belli. Her ikisi de soluk soluğa. Beni görmüyorlar ya da uzakta olduğum için o yöne baktığımı düşünmüyor da olabilirler. Etraflarına bir kez daha bakıyorlar. Hızla bir araba geçiyor, beklediler. Arabanın ardından çöpün içinden birkaç parça aldılar, bir de çöpün kenarına bırakılmış ekmekler. Bayat ve sert. Kim taze ekmeği bırakır ki çöpe?

Dört bir yanımız ne yazık ki böyle. Eh, haberlerde görmek ile tanık olmak aynı şey değilmiş. Onu da anladım.

Bir dönem dedemin ilaçlarını almak için eczaneye çok sık giderdim. Vefatından sonra eczaneye gitmez olmuştum. Hazır önünden geçiyorken uğrayıp selam vermek, hal hatır sormak istedim. Vaktiyle çok yardımcı olmuşlardı.

Eczane kapısından giren hastalar ile çıkan hastalar bence farklıydı. Bir kişi geliyor, ilaçlarını almak istiyor, bakıyorlar, hesap kitap derken “Şu ilaç kalsın,” cümlesini işitiyorsunuz. On beş dakikada iki kişi ilaçlarını eksik aldı. Son zamanlarda bu durum artmış. Hasta alamadığı için mutsuz, eczacı göz göre göre ilacı veremediği için rahatsız.

Zaman neler gösterecek, dört bir yanımızı neler saracak, yaşayıp görelim. Ufak da olsa umutlu bir yaşam…

YORUM EKLE