DÖRT KİTAP

Kitaplıkta okunmayı bekleyen kitaplarımı incelerken o kitapları neye göre satın aldığımı, hayali okuma listemdeki sıralamayı unutmadığımı fark ettim. Olabildiğince düzenli, disiplini elden bırakmamaya gayret ederek sürdürmeye çalıştığım okuma eylemi kimi zaman yorucu kimi zaman sıkıcı bir hal alabiliyor. Ancak kitap okuma dışındaki hayatın yoğunluğu hiçbir şekilde bahane olamaz. İnsanın neye öncelik verdiği insanın hayatını şekillendirir.

Altı aydır rafta duran İthaki Yayınları’nın Minima Dizisi adı altında çıkardığı üç kitap gözüme çarptı. Kitaplık, Toz ve Cam. Bu üç kitabı aynı anda satın almamın sebebi kitapların arka kapağına yazılmış birkaç cümle. Her okurun yeni kitap, yeni yazar keşfetme evresi elbette farklıdır. Ben çoğu zaman okumayı sevdiğim yazarların önerileri ile takip etmekte olduğum birkaç eleştirmenin önerilerini sıklıkla dikkate alırım.

İthaki Yayınları, bu diziyi şu cümlelerle duyurmuştu: “Bu dizide, gündelik hayatta üzerinde pek durulmadan geçilen, hatta sorgusuz sualsiz kabul edilebilen belirli temaları veya nesneleri ele alarak ince şeylerin hatırını gözetmeye çalışan kitaplara yer vereceğiz.”

Okuru merak içerisinde bırakıyor mu, evet. Dizinin kitapları çıkmaya başladığında arka kapağında yazan cümlelerle birlikte insanı daha da merak içerisinde bırakıyor. Kısa kısa merak etmekte fayda vardır.

Kitaplık’ın arka kapağından:

Antik Roma dünyasından başlayarak Ortaçağ katedrallerindeki zincirli kitaplıklara, 20. yüzyıl başında New York’ta inşa edilen muazzam halk kütüphanesinin devasa raflıklarından günümüzde pek çoğumuzun evine girmiş çeşitli tarzdaki kişisel kitaplıklara kadar uzanan geniş bir sahayı ele alan Pyne, bu anlatısını edebiyattan örnekler ve ilginç anekdotlarla zenginleştiriyor.”

Toz’un arka kapağından:

“Üzerine eğildiği konuyu, tıpkı sınır tanımayan tozun, bu ince şeyin kendisi gibi, çeşitli teoriler arasında köprüler kurarak inceleyen bu disiplinlerarası çalışma, gündelik hayata, sanata ve edebiyata da sıkça göndermede bulunuyor. Bugün varoluş, biraradalık ve adalet hakkında düşünmek istiyorsak, kendimize toz kondurmamamıza neden olan insan-merkezci kibirden sıyrılmamızı sağlayacak tozun bize kimi anahtarlar sunabileceğini gösteriyor.”

Cam’ın arka kapağından:

“Kutsal metinlerden Shakespeare ve Rönensans'a, Azınlık Raporu ve Uzay Yolu gibi popüler bilimkurgu filmlerinden gelişen güncel interaktif teknolojilere uzanan örneklerle meramını somut bağlamlara oturtarak, gündelik dünyamızı her geçen gün daha da saran cama dair ufuk açıcı içgörüler sunuyor.

Kırılmadığı ya da çatlamadığı sürece camı nadiren düşünüyoruz, ama işte bu kitap bunun için iyi bir fırsat.”

Julin Yates  kitaba dair şöyle diyor: “[Cam] kendini bakmaya yarayan, içerdiklerine parlaklık katan, görüş alanımıza yerleşen ve farkına varıp etkileşime girmek zorunda olduğumuz bir şey olarak sunan bir maddenin özünü imbikten geçiriyor.”

Birkaç gündür e-maillerimi kontrol edemediğimi kısa bir halk otobüsü yolculuğunda fark edince mektup ikonuna dokundum. Çeşitli sergi, dizi, film, tiyatro ve kitap eki bültenlerinin arasından minima yazısını görünce heyecanlandım.

Kurgu metinlerden sıyrılıp bir an önce kurgu dışı metinlere yönelmem gerektiğini hissettim. Minima Dizisi günler geçtikçe büyüyecek ve okumak bir yerden sonra zorlaşacak gibi görünüyor. Görünmemeli.

Peki, bu dizinin yeni kitabının adı ne? El. Tanıtım bültenini okuyunca sipariş vermemek için direndim. Kendime söz verdim. Kitaplık, Toz ve Cam’ı bir an önce bitirecektim.

El’in tanıtım bülteni, diğer kitaplar gibi insanı kendi dünyasına çekmeden geçmiyor. Buyurun, o dünyaya:

“Uygarlığın tarihi ellerimizi nasıl meşgul tuttuğumuzla belirlenmiştir. İcat ettiğimiz ilk aletlerden papirüse, ceplerden mendillere, sigaradan kaydırmalı ekranlara varıncaya dek ellerimizi daima bir şeylerle meşgul tutmuşuzdur.

Durmak bilmeyen bu faaliyetin, bu kıpır kıpırlığın bir sebebi olsa gerek diye düşünürüz. Ne de olsa, ellerimiz dünyada bir yol bulmamızı sağlayan işlevsel araçlardır. Ama aslında salt zorunluluktan çok daha fazlası söz konusudur. Ellerimizi neden hiç hareket ettirmeden tutamayız? Fiziksel jestlerle zihinsel çalkantılarımız arasında nasıl bir bağlantı vardır? Ve tüm bunlar bize kendimize dair neler söyler?”

Kitabı neye göre seçip okuduğumuzun aslında pek bir önemi yok. Her zaman iyi, başarılı kitap okuyacağız diye bir durum söz konusu değil. Dünyası içerisine dahil olamadığımız, bizi içine almakta zorlanan kitabı raftaki yerine bırakıp bir sonraki kitabı okumaya devam etmeyi bilmeliyiz. Vakit kısıtlı. Okunacak pek çok kitap var. Vazgeçmek, mümkün. Sevdiklerimizden değil.

YORUM EKLE