DR. HALİS ÖDEL’DEN DUYGUSAL ANMA…

CHP önceki dönem Milletvekili adayı ve işadamı Dr. Halis Ödel, Buldan İlçesi’nde 4 Ağustos 2019 günü Oğuz Köyü’ndeki bir bağ evinde yaşamını yitiren Yaylalı Erol’un ardından sosyal medya da mesaj yayınladı.

İş adamı Dr. Ödel, 24 Ağustos 2016 tarihinde Denizli Gazetesi’nde yazdığı “Yaylalı Erol’un Önerileri’nden de pasajlar verdiği yazısında şunları vurguladı:

“YAYLALI EROL’UN ARDINDAN…

Erol’u en son 4 Ağustos 2019 Pazar günü, Süleymanlı Yayla Gölü kıyısında ‘Muhtarın Yeri’nde görmüştüm, keyfi yerinde idi. Uzun zamandır göl kıyısına gelmemiş, beraber kahvaltı niyetine bir şeyler yedik, sohbet ettik. Hatta o gün göl kıyısında ‘4. Yörük Türkmen Şenliği’ yapılıyordu.
Geçen hafta Buldan’a döndüğümde Yaylalı Erol’un vefat ettiğini büyük üzüntüyle öğrendim. Yayla köyünden yürüyerek uzun yollar kat eder, onu almak için duran her arabaya da binmezdi… Buldan, Denizli karayolu üzerinde yer alan Oğuz köyüne kadar gitmiş, orada terk edilmiş bir köy evinde ölü bulunmuş, garibim…
Allah rahmet eylesin, Yayla köyleri ve Buldan’ın başı sağ olsun!

Yaylalı Erol malum ‘Balkan Muhaciri’ bir aileden ve Süleymanlı Yaylası’nda bulunan iki muhacir köyünden biri olan Kovanoluk'tan. 24 Ağustos 2016 tarihinde Denizli Gazetelerinde ‘Yaylalı Erol’un Önerileri’ başlıklı bir makalem yayınlanmıştı. Bu makaleden bazı bölümleri onu anmak düşüncesiyle aşağıda sizlere iletiyorum.
Süleymanlı ve Kovanoluk Köyleri ahalisinin büyük kısmı Balkan muhaciri, 93 Balkan Harbi sonrasında Romanya’nın Deli Orman bölgesinden göç etmişler. İlkin yeni adıyla Buharkent civarına yerleştirilmişler. Ancak buranın yoğun sinek barındırması nedeniyle Buldan Yaylası’na göçmeye karar vermişler.
1877 Osmanlı – Rus Savaşı sonrasında hem Balkanlar hem de Kafkasya; iki cephede birden Ruslarla savaşa giren Osmanlı Devleti’nin kaybetmesinin ardından sayısı kesin olmamakla birlikte yüz binlerce kişi Anadolu’nun yolunu tutmuş. Yolda açlık, soğuk, hastalıklar ve çetelerin kıyımından kurtulanlar bu topraklara ulaşabilmişlerdir.
Süleymanlı ve Kovanoluk ahalisinin Buldan Yaylası’na ilk yerleştikleri dönemler ki; yüz yıldan fazla, günümüze kadar ayakta kalmış yalnızca birkaç köy evi var. Bu evlerin inşaat tarzı ve mimarisi hemen Balkan kültürünü hatırlatıyor. Taş, ahşap ve çamur sıvadan tek katlı ancak ince uzun binalar.
Geçtiğimiz hafta ailecek Göl Restorandaydık. Erol, yan masaya geldi ve kendine has her iki muhacir köyünde günümüze kadar kaybolmamış ‘Balkan Şivesi’ ile ‘Ben asıl bundan sonra yaşayacen kari’ dedi. Bu söz üzerine döndüm ‘Hayırdır Erol, şimdiye kadar yaşamadım mı demek istiyorsun, yani’ dedim. ‘Yooo benden keyiflisi heş bi zaman yok, lakin ben asıl bundan sonra yaşayacen kari’ dedi.
Erol sözlerine devam etti ve bana bazı önerilerini aktarmaya koyuldu. ‘Buraya kapıyı açıp girdin mi, şöyle yüksek sesle selamun aleykum decesin, sona tek, tek masaları dolaşıp isanların ellerini sıkacasın’ dedi. Erol bilge kişi edasıyla devam etti ‘Sene lazımdır masaları dolaşmek, el sıkmak, hal hatır somak…’
Anladım… Erol, benim geçen yıl (7 Haziran ve 1 Kasım 2015) Genel Seçimlerde ‘Denizli Milletvekili Adayı’ olduğumdan haberdar. Buna sevindim ve kendisini cidden dinlemem gerektiğini düşündüm. Kim bilir belki bir gün ‘Danışmanlık’ bile teklif edebilirim, tabii kabul ederse…
‘Yaylalı Erol’geçen hafta ben Çin Halk Cumhuriyeti’nde iş seyahatindeyken vefat etmiş, memlekete döndüğüm gün öğrendim…
Ruhun şad olsun sevgili Erol!”

Her yörede “Yaylalı Erol” gibilerin dinlenmemiş yaşam hikayeleri vardır…

“Yaylalı Erol” gibi hikayeleri bulunan ve kendisini yalnızlığa itenlerin arkasında neler var bilmiyoruz… Erol’un hikayesi bir film ve roman olurdu…

Yaylalı Erol’a yıldızlar yoldaşı olsun diyorum…

ADALI’DAN, “YİTİK AYDINLAR” ŞİİRİ

Denizlililerin yakından tanıdığı ödüllü edebiyatçı Gökhan Adalı sosyal medya da “Yitik Aydınlar” şiirini yayınladı. Adalı, “ADABELEN Dergisi'nde 2 yıl önce yayımlanan şiirim. Facebook anımsattı, geçen yıl da paylaşmıştım. Okudum. Aynı dertle uğraştığımızı düşündüm, paylaştım.” Diye not düşmüş şiirinin altına…

Gökhan Adalı öğretmenimin şiirini gelin birlikte okuyalım…

“YİTİK AYDINLAR

Yoğun sis içindeyiz
Bilmem ki ne etmeli
Biz bu görmezliği aşarız aşmasına
Önce ellerimiz kenetlenmeli

Ağır bir kalıttır ölülerimiz
İnançlı gözleriyle bizlere bakan
Anımsayın kurduğunuz hayalleri
Evreni kucaklayacak denli kocaman

Çirkin bir çağda yaşıyoruz
Doğruluk, tu kaka; eğrilik, baş tacı
Hak, dağın ardında kalmış; Köroğlu göçükte
Kör boğaz uğruna susmuş aydınlar, hepsinden acı

Sorsan ellerine su döken olmaz hiçbirinin
Direngendirler, en iyisi olduklarında alanlarının
Oysa içlerinden söylerler, "Hân-ı Yağma"yı, "Sis"i
Üstelik bilirler, "Yüreğinin ölçüsünde özgürsün" diyen Perikles'i

Ahlar çekerler gizli gizli, anımsarlar ikide bir
"Virân olası hânede evlâd ü ıyâl var"ı
Kimileri onları da bilmez, yanarım hallerine
Dışa giderlerse aşacaklarını sanırlar içlerindeki duvarı

Bombalardan, işe son vermelerden bir avuntu bulup da
Anneler babalar bir görümlük giderler çocuklarına
"Sağ olsun da ırak olsun"larla dönerler
Bastırıp özlemlerini, övünçle anlatırlar komşularına:

İşi iyi, kazancı yerinde, yaşadığı yer güzel, seviyor hocaları…
Gurbet bir acı ekmek belki, yine de tok ve sağ tutan
Uslanmış da iki gözü iki çeşme oluyormuş bir türkü duyunca
Büyürken heavy metal'den başkasını dinlemeyen oğlan

Yoğun sis içindeyiz
Bilmem ki ne etmeli
Biz bu görmezliği aşarız aşmasına
Önce ellerimiz kenetlenmeli

GÖKHAN ADALI

Muhteşem bir şiir…

Aydınlarımızın günümüzdeki fotoğrafını yansıtan mısralara katılmamak elde değil….

SEZENER’DEN CÜBBENİN BİLİNMEYENLERİ

Geçtiğimiz hafta Adli Yıl açılışı yapıldı. Adaletin çok yazılıp, çizildiği, konuşulduğu bir hafta geçirdik. Denizli Barosu avukatlarından yazar Atilla Sezener, sosyal medya da “Muhteşem Cübbe” başlıklı bir yazı paylaştı. Atilla Sezener, okuduğu kitaplardan ve yaşamındaki tecrübelerini sosyal medya da paylaşıyor.

İşte; Sezener’in yazısında yıllarca onurla giydiği cübbe hakkında bilmediklerimiz…

“MUHTEŞEM CÜBBE

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ VE ADALETİ TEMSİL EDEN CÜBBENİN BAZI ÖZELLİKLERİ VARDIR. CÜBBENİN DÜĞMESİ YOKTUR: KİMSENİN ÖNÜNDE İLİKLENMESİN DİYE. CEBİ DE YOKTUR. RÜŞVET VEYA HEDİYE ŞAİBESİ OLUŞMASIN DİYE.
O CÜBBE, EĞİLMEDEN, BÜKÜLMEDEN HAYSİYETLE DİMDİK DURMAK VE DİMDİK TAŞIMAK İÇİNDİR.
Yasal olarak cübbeyi taşımayı hak edenler, yukarıda anlattığım çizgiyi korurlarsa, o ülkede Adalet, devletin temeli olur.
Adalet, doğruyu bulmak, doğruyu yerine koymak, bozulan düzeni ve hakkı iade etmektir. Unutulmamalıdır ki, “Doğru ayakkabısını giymeden, yalan dünyayı dolaşır”.
Cübbeyi giymeyi hak edenler, ulusal ve uluslararası yasalar ve şaşmaz vicdanları dışında, hiçbir fikir, oluşum, kişi ve kurumun etkisi altında kalmazlar.
Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır. Böyle durumda adalet en büyük darbeyi yemiş demektir. Bunları bulmak ve gerçekleştirmek, günümüz erdemli kişilerinin tarihsel görevidir. Yalnız şu asla unutulmasın: “Adalet aklın yardımı olmadan asla yerine getirilemez.”
Bir ülkenin çağdaş ve mükemmel olması için “Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adil olması şarttır.”
*
Adaletin simgesi antik Yunan Mitolojisinde Adalet ve Düzen Tanrıçası olan bir kadındır. Bir elinde terazi, bir elinde kılıç gözleri kapalı olan bu simge, hakkın ve adaletin kraliçesi Themis’tir. Bu kadın, mitolojide Uranüs ve Gala’nın kızıdır. Zeüs’ün Metis’ten sonra ikinci eşidir. Themis’in temsil ettiği Tablo, hukukun evrensel ilkelerine dayanır. Erkek hakim toplumlarda adaletin simgesinin neden kadın olduğu, herkesi derinden düşündürmelidir. Kadına toplumlarında ikinci veya üçüncü sınıf haklar ve özgürlükler tanıyan sistemlerde bu gerçeği kavramak olası değildir. Böylelerinin muhteşem cübbeyi giyme hakları ve şansları yoktur.
*
Adaletin asla vazgeçilmez unsurlarından olan avukatlar için söylenmiş şu sözler tarihe damgasını vurmuştur: “GÖREVİMİZİ YAPARKEN KİMSEYE, NE MÜVEKKİLE, NE HAKİME, HELE NE DE İKTİDARA TABİYİZ.
BİZİM AŞAĞIMIZDA KİŞİLERİN VARLIĞI İDDİASINDA DEĞİLİZ. FAKAT HİÇBİR HİYERARŞİK ÜST TE TANIMAYIZ. EN KIDEMSİZİN EN KIDEMLİDEN VEYA İSİM YAPMIŞ OLANDAN FARKI YOKTUR.
AVUKATLAR TARİH BOYU KÖLE KULLANMADILAR AMA, HİÇBİR ZAMAN EFENDİLERİ DE OLMADI.”
Bu sözleri kimin söylediği tartışmalı olduğundan adını yazmıyorum.. Zaten kimin söylediği değil, anlamı ve verdiği erdemli mesaj önemlidir. Bu hakimler ve savcılar dahil tüm hukukçular için geçerlidir.
*
İyi bir hukukçu olmak gerçekten çok zordur. Çok kaliteli eğitim almak yetmez, çok akıllı ve zeki olmak da yetmez. Siyasetin, ekonomik ve dini cereyanların dışında olmak da yetmez. Adil ve vicdanlı olmanın yanı sıra, yukardaki özelliklerin tümünün aynı kişide birleşmesi gerekir. Aksi halde, kalitesiz hukukçuların doldurduğu yerlerde, o gün kim iktidarda ise onun oyuncağı olmanın yanı sıra, halkın adalete güveni de dip yapar. O ülke yaşanmaz olur. Bazıları kendilerini hukuk devletinin içinde oldukları sanır ama, içinde oldukları guguk devletidir.
Ayrıca bir ülkede kuvvetler ayrılığı kesin çizgilerle ayrılmamışsa orada, fark edilen veya edilmeyen kaos vardır.
*
Yeni Adalet Yılının, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”

Bizde Atilla Sezener abimize katılıyor, geçte olsa adaletli bir yıl diliyoruz…

GAMZEMİZ MUTLULUĞA YELKEN AÇTI

DRT Denizli kurgu montaj servisinin kraliçesi Gamze Şafak, M. Ali Oktay’la 05 Eylül 2019 Perşembe günü Beste Düğün Salonu’nda dünya evine girdi… Gamze ve M. Ali Oktay’ın mutluluğuna DRT Denizli çalışanları, Şafak ve Oktay Ailelerinin yakınları, dostları ve arkadaşları tanık oldu. Gamze ve M. Ali Oktay çiftine sağlıkla bir ömür boyu mutluluklar dilerim… Bir yastıkta kocasınlar…

Ece Oktay- Ebru Oktay- Halime Buyrukoğlu- Ayşen Şafak- Elif Şafak

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1649’UNCU GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Loadikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

Pazartesi’nin Sözü:

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder..”

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE

banner187

banner186