DÜNYA TARIM VE ECZACILAR GÜNÜ - 14 MAYIS

Tarım kaldıysa ve toprağını işleyecek çiftçi kaldıysa umutlarının tükenmeden devamını dilerim.

Tarım politikamız maalesef yok, hele ki uzun vadeli…

Yerel bir TV kanalında ziraatçılar odası başkanını (Başkan Hamdi Gemici) dinledim, olaya o kadar hakim ki işte bence olması gereken Tarım ve Köy İşleri Bakanı…

Ülke genelinde sularımızın azaldığı ve bu yönde tarımda yeni hedefler oluşturulması gerektiğinden de bahsetti ki bence en büyük ayrıntı burada.

Ülkemizin uzun vadede daha az su daha fazla ürün nasıl elde edilir şeklinde yeni bir tarım politikası oluşturmalıdır.

Gerçi mevcuda bakar mısınız?

Tarım çalışanları ne yapacağını bilmez şekilde her sene ürün değiştiriyor.

Bağlar söküldü, nar dikildi, narlar söküldü, kiraz, elma, elmalar söküldü, zeytin bazısı ceviz… Çevremizde çoktur.

Küçücük Hollanda’da biraz tarım arazin varsa, devlet ölçüp biçip sana ne ekeceğini, nasıl ekeceğini öğretiyor. Bütün bir yıl da başında takip ediyor. Hatta ne kadar masraf ve karın olacağının hesabını da yapıyor. Böyle olunca Konya kadar devlet tarım ürünleri ihraç eder duruma geliyor ve hatta hayvan…

Ülkemizde artık tarım politikalarını yenilesek bile yeni yetişmiş çiftçiye de ihtiyaç duyar hale geldik.

Eczacılar Odası’nın da aynı güne rast gelen günleri sebebiyle öncelikle mesleklerini başarıyla temsil etmelerini dilerim.

Söz sonu ise, her ikisinin derdi de belli, ilaçları da… Raflardan indirmek lazım.

DÜNYA ENGELLİLER HAFTASI: 10-16 MAYIS

Kim özürlü kim değil?

Görüntüye bakarak özürlü sınıflaması yaparsak, görme –işitme-bedensel-zihinsel diye bazılarını sayabiliriz..

Bu engelli dost ve kardeşlerimiz zaten yaşamdan beklentilerini biliyor ,zaman zaman basın yoluyla da duyuruyorlar..

Kısacası acınmak değil hayatlarının kolaylaştırılmasını istiyorlar..

Bizim belediyemiz ve idari kadrolarımız gibi duyarlı olup, yardımcı olan kadrolar varken bazıları da tamamen duyarsız..

İşin kötü tarafı toplum içinde gezen herhangi bir uzuv arazı olmasa da beynen—düşünsel- özürlü olanlarımız maalesef var.

Bunlarla konuşulamaz, bir şey anlatılamaz, anlatsan da anlamazlar.. Her şeyi ben en iyi bilirim kafasında zavallılardır...

Kafalarını bir doğru üzerinde yönlendirip, topluma da bu varsayımlarını kabul ettirmeye çalışırlar, olmadı şiddete bile başvurabilirler.. Yeniçağ köşe yazarı gazetecinin dayak yemesi ne yazık ki buna kötü bir örnek de oldu. Aslında dahaları da var.

İşte bu düşünsel özürlüler, en küçük toplum aileden tutunda çevrenizin her köşesindedirler… İşyerlerinde, kamuda, sokakta, camide, okulda velhasıl her yerde….

Esas fark edilmesi gereken zararlı düşünsel özürlülerin toplum içinde yaşama kabiliyetlerini geliştirebilmek, tek doğrunun onların fikri olmadığını bilmelerini sağlamak, karşılıklı konuşarak paylaşımcı olabileceklerini anlatabilmek lazımdır… Bunlar genellikle okumamış kendini geliştirememiş, kulaktan duyma safsatalarla kendilerini beslemiş, üstelikte bunun bile farkında olmayan özürlülerdir.

Bunların eğitimleri aslında daha küçük yaşta planlanmalı, mevcutları ise tek tek seçip guruplar halinde eğitebilmelidir.

Bence bu engelliler için bir hafta değil günlerce eğitim kampı kurulmalıdır.

YORUM EKLE

banner21

banner124