EFELER-ÇETELER VE DİĞERLERİ

1299 yılında bir beylik olarak kurulan Osmanlı 624 yıl ayakta kaldıktan sonra 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla resmen son bulmuştur. İlk beyler Osman Bey, Orhan Bey gibi unvanlar almışken sonraları bu beylerin sultan olduklarını ve Sultan Murat, Fatih Sultan Mehmet, Sultan Selim unvanlarını aldıkları görülür.

Osmanlı Devleti bir sultanlıktı, bir imparatorluktu, bir diktatörlüktü ve halkının yöneticilerini seçtiği bir cumhuriyet değildi. Tek kişinin sözü kanundu. Osmanlı’nın kurulduğu tarihlerde dünya Ortaçağı yaşamaktaydı. Ortaçağın diğer bir adı Karanlık Çağdır. O tarihlerde yeryüzünde herhangi bir cumhuriyet de mevcut değildi. Milattan önce eski Yunan’da ve sonraları eski Roma’da senatoların varlığı ve oralarda senatörlerin fikirlerini kısmen açıkça söyleyebildikleri ve savunabildikleri dönemler olmuştur ama devlet henüz küçüktür ve seçenler -bir yerde- başkentte toplanmış asilzadeler ile sınırlıdır. Ki o kadarıyla bile namları hala akıllarda olan düşünürlerin ve bilim adamlarının yetişmiş olması dahi insanı düşündürmelidir. Bilim insanının yetişmesinin ilacı hür düşüncedir, hür yönetimdir.

Hürriyetin var olduğu yerde ahali refaha daha kolay ulaşabiliyor. Oralarda ancak emniyet ve güven duyguları yeşerebiliyor. İnsanlar oralarda kendi hak ve hukuklarını savunabiliyor ve koruyabiliyorlar.

Bugün de insanların akın akın gitmek istedikleri ve tehlikelerle dolu yolculukları göze aldıkları yerler hukuk devletleridir. Güçlü devletler hak ve hukuku ön plana çıkarmış devletlerdir, nüfusu kalabalık ülkeler değildir.

Osmanlı bir hukuk devleti değildi. Orada güçler ayrılığı ve işleyen bir hukuk üstünlüğü yoktu. Hele “hasta adam” olduğu anlaşıldığında da devlet otoritesi iyice silinmiş duruma geldi ve herkes kendi başının çaresine bakmaya başladı. Önce o tek hakim kişinin oturduğu saraydan en uzaktakiler ayaklanıp kendi hürriyetlerini aradılar ve gittikçe de çember daraldı, öyle ki yenilgiler sonunda bizzat saraya da ulaştı ve orayı da teslim aldı.

Osmanlı’nın sonu, yani ölümü acılarla dolu bir son oldu. Balkan Savaşlarını 1. Dünya Savaşı takip etti ve ona son darbe de işte burada vurulmuş oldu.

Zayıf düşene etrafı saldırır ve onu parçalamaya çalışır. Bu işin doğasında vardır. Osmanlı kendisi de zayıf düşen Bizans’ı yavaş yavaş parçalayarak büyüdü.

Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde devletin gücü hukukunda, adaletindeydi, sadece ordusunda değil.

Vatandaş devletine adalet sağladığı için güven duyar. Sadece bazı kişilere verilen adalet hizmeti ile hukuk devleti olunmaz. Kendi hukukuna güvenemeyen hükümdar bizzat yüzlerce, hatta binlerce korumayla dolaşmak zorunda kalır. Birazcık hukuk olmaz. Yasaların üstüne hiç kimse çıkamamalıdır.

Osmanlı’nın son döneminde devlet otoritesinin iyice kaybolmasıyla halk perişan oldu. Canı, malı, onuru ve namusu tümden korumasız hale geldi. Devleti ele geçiren İngiliz ve Yunan istila güçleri Türk halkın güvenliğini zaten hiç düşünmedi. Hatta Rum ve Ermeni çetelerini teşvik ettiler, korumaya aldılar.

Bu arada mevcut boşluktan yararlanan Türk ve Müslüman çeteler ve efeler de hortladı. Bunların bir kısmı istilacılarla mücadele etti ama bir kısmı da kendi çıkarları için çalıştı.

Anadolu’nun her köşesinde ve Rumeli’de peydah olan Çerkez, Abhaza ve Türk çeteler halkın parası, altını ve canlı hayvanları yanında onların kadın ve kızlarına tecavüz etmekten de uzak durmadılar. Halka eziyet ettiler. Çanakkale yöresinde çocukluğumda çıplak göğsüne kızgın zeytiyağı dükülerek işkence görmüş insanlar tanıdım. Oralar Yunan işgalindeydi. İnsanların çetelerden kaçıp Yunan’a sığındığı anlatılırdı.

Cumhuriyet’in ilanından sonra bu çeteler istiklal mahkemelerinde yargılanmış ve kısmen idam edilmiştir.

Düşmanla mücadeleyi ön planda tutan çetelerin de devletin mevcut olmaması nedeniyle kendileri devlet gücünü kullananmışlar ve bu hususta da fazla seçici olmamışlar, hukuku kendilerine göre uygulamışlardır.

Osmanlı’nın Türk olan halkına verdiği son armağanıdır bu hukuksuzluk ve perişanlık dönemi. Anneleri yüzyıllardan beri Müslüman olmayan Osmanlı Hakanlarına hala tamah edenler–gariptir ki- yine Müslüman Türklerdir.

YORUM EKLE