Prof. Dr. Kazdağlı, Fed kararını değerlendirdi

Türkiye Ekonomi Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hasan Kazdağlı, Amerikan Merkez Bankası’nın yapmış olduğu 75 baz puanlık faiz artışına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ABD Merkez Bankası (Fed) politika faizini beklentilere paralel 75 baz puan artırdı. Türkiye Ekonomi Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hasan Kazdağlı, Fed’in almış olduğu kararı değerlendirdi. Prof. Dr. Kazdağlı; “Geçen Fed 50 baz puan beklenirken sürpriz bir şekilde 75 baz puan artış yaptılar. Bu toplantıda da aslında 100 baz puanlık artış da konuşuluyordu ama 75 baz puan artış yapıldı. Dolayısıyla bir sürpriz etkisi yaratmadı. Herkes 75 baz puanlık artışı, bir beklenti olarak satın almıştı. Şimdi aslında konu, Fed’in bundan sonra ne yapacağına odaklanmış durumda. Fed Başkanı Jerome Powell, bir basın toplantısı yaptı. Sonra da sözlerinden anlaşılacağı gibi, bundan sonra 75 değil de 50 baz puanla gideceği gibi bir çıkarım yapıldı. Bu da daha çok Amerikan borsalarında ve dünyada sanki ‘Faiz artışında bir yumuşama var’ beklentisini yaratmış durumda. Hemen borsa, yüzde 4’e yakın bir artış gerçekleştirdi. Altın fiyatlarında biraz artış oldu. Powell’ın arkasından söylediği sözlere de dikkat etmek lazım. Powell dedi ki; ‘Gerekeni de yapmaktan çekinmeyiz. Çünkü enflasyon önceliğimiz. Tansiyonu düşürmek önceliğimiz.’ 50 bas puanda belki kalabilir ama bilançosunu küçültme işlemine girerse bunun etkisi yine 75 baz puan gibi olabilir. Dolayısıyla Batı ülkelerinde bu faiz artışları, enflasyonla mücadelenin bir aracı olarak kullanılıyor. Enflasyon Amerika’da yüzde 9’u geçti, Avrupa’da da o civarlarda. Tüm ülkeler artık enflasyona karşı mücadelede merkez bankaları faizleri arttırmayı bir makro politika aracı olarak değerlendiriyor. Böylelikle talebi düşürmeye çalışıyorlar. Enflasyonu kontrol altına alma amaçları var” dedi.

“DOLARIN DEĞERİNİN TL KARŞISINDA DEĞER KAZANMASINA YOL AÇIYOR”

Fed’in aldığı kararın Türkiye gibi ülkelerdeki bunun etkisi hakkında da konuşan Prof. Dr. Kazdağlı, şunları kaydetti: “Faizin Amerika’da artması, doların değerinin TL karşısında değer kazanmasına yol açıyor. Bu da bizim enflasyonu körükleyen unsurlardan biri. Dünyadaki emtia fiyatları artışı sürüyor. Bu da işin arz yönündeki kısmı. Bunları da dolarla satın aldığımız için hem dolar hem de emtia fiyatlarının artışı devam ediyor. Son günlerdeki bazı gerilemelerin sürekli olmayacağı yönünde. Zaten hala petrol fiyatları 100 doların üzerinde, daha da artabileceği yönündeki endişeler ve değerlendirmeler, özellikle Avrupa’da çok yaygın. Avrupa önümüzdeki günlerde ekonomik büyümede biraz da gerileme tahminleri yapıyor. Avrupa bu endişenin içerisinde. Bu da bizim Türkiye için iyi bir haber değil. İhracatımızın yüzde 60’tan fazlasını yaptığımız bölge; Avrupa bölgesi. Böyle olunca oradaki büyümenin gevşemesinden kaynaklanan talep düşmesi, bizim ihracatımızı olumsuz yönde etkileyecektir. Endişeler var. bizim merkez bankası hiçbir şey yapmıyor. Enflasyon raporunu açıkladı. Enflasyon tahminlerini yüzde 60’a çekti. Önümüzdeki sene daha da düşeceğini söylüyor. Halbuki yurt dışındaki değerlendirmeler, önümüzdeki sene de dünya çapında bir resesyon beklentisini canlandırmış durumda. Dünyada hem borç krizi hem ekonomik gerileme birlikte bir spekülasyon endişesinin gerçekleşeceği bir çok ekonomi analizcisi tarafından dile getiriliyor. Buna ilaveten Rusya ve Ukrayna Savaşı’nın çok yakın bir gelecekte de bitmeyeceği anlaşıldığı için dünya ekonomisinde zor günlerin bizi bekleyeceği ortada.”

“GELECEKLE İLGİLİ BEKLENTİLER OLDUKÇA KARAMSAR”

Son günlerde sıkça konuşulan resesyonla ilgili de açıklama yapan Prof. Dr. Kazdağlı; “Bu konuda konuşmalar çok yaygın ve oldukça yoğun. Çünkü hem borç krizi var. Konu arz tarafından mı kaynaklanıyor, talep tarafından mı? Enflasyonla mücadele ederken ya talebi düşürürsünüz, daha alt basamağı olacağı için fiyatlar geri gider ya da arz tarafındaki tedarik zincirlerinden, savaştan, sürtüşmelerden kaynaklanan artışları sınırlarsınız. Arz tarafını sınırlamak kolay değil. Dünya politikaları, ülkeler arasındaki gelişmelerle ilgili şeyler. Kovid-19 tamamıyla bitmiş gibi de görünmüyor. Dolayısıyla kapanmalar her zaman olabilir. Savaşın getirdiği endişelerin emtia fiyatları üzerindeki etkileri ve bütün bunlar dikkate ele alındığında talebi düşürme politikalarının süreceği anlaşılıyor. Özellikle 2023 yılında dünyada bir resesyonun geleceği demektir. Yani ekonomik yavaşlama ve gerilemenin geleceği demek. Resesyon gelirken enflasyon sorununun da çözüleceğini çoğu kişi inanmıyor. Resesyon ve enflasyon bir arada olursa stagflasyon ortaya çıkmış olur. Hem fiyat artışları hem de durgunluk bir arada. Bu endişeyi paylaşan çok sayıda iktisatçı ve analiz bulunmakta. Bizim de bunları kendi değerlendirmemize almamız lazım. Bütün bunlara ilaveten iklim değişiminin yaratabileceği beklenmedik sorunlar da ekonomiler üzerinde hem üretimi daraltıcı hem de tedarik zincirlerini bozucu birçok etkiler yaratıyor. Dolayısıyla gelecek ile ilgili beklentiler oldukça karamsar” şeklinde konuştu.

Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2022, 16:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER