EKONOMİDE İKİLEMLER

Her ay ekonomik verilere ilişkin belirli zamanlarda veriler açıklanır ve hemen akabinde siyasi, bürokrat ve ekonomistler tarafından çeşitli yorumlar yapılır. Bu yazımızda sık sık yüksek sesle dile getirilen bazı soruları kendimize sorduk, bakalım ne cevaplar aldık?

Enflasyon düştüğü halde neden piyasa aktörleri hissedemiyor? 2- Faizler düşürüldüğü halde neden özel bankalar oranları düşürmekte veya düşürse bile kredi vermekte nazlı davranıyor? 3- Türkiye’de vergi oranları AB ve OECD ülkelerinden nisbeten daha düşük olduğu halde neden vergilerden şikayet ediyoruz? 4- Tetikleyici makro göstergeler hareket etmeden neden sık sık döviz dalgalanması yaşıyoruz? 5- Arz fazlası olmasına rağmen neden kiralar ve konut fiyatları aşağıya inmiyor? 6- İnançlı bir toplum olmamıza, haram/helal diye manevi kurumsallığı olan kavramlara inanmamıza rağmen neden ticaretimizde ahlaki sıkıntılar yaşıyoruz? Neden hakettiğimizden fazlasını kazanmak istiyoruz? Neden alıcı ve satıcılar birbirine yüzde yüz inanmıyor?

****

Şimdi bakalım ne cevaplar vermişiz..

1- Enflasyon düşüşü ne yazık ki toplumun tüm kesimlerine yansıyan mal ve hizmetlerde olamadı. Temel gıda ürünleri, elektrik, doğalgaz ve akaryakıt ürünlerindeki fiyat artışı açıklanan enflasyon oranının çok üzerinde seyretti. Yani talep esnekliği yüksek, herkesin kullanmak mecburiyetinde olan ürünler bunlar. Bu durumda enflasyon düşüşünün etkisi geniş halk kesimleri üzerinde hissedilemediğinden açıklanan istatistikler doğru olmasına rağmen, doğru değil gibi bir algı oluşmasına da yol açıyor. Oysa açıklanan enflasyon oranı 418 adet maldan oluşan detaylı bir ürün paketinin ortalamasını alarak hesaplanıyor.

2-Özel bankalar kredi satışında devlete borç vermeyi hem garanti hem de daha karlı görmektedir. Devlet bankalardan iç borç almaya devam ettiği sürece, bankaların özel sektöre vereceği kredi miktarı crowding out (dışlama etkisi) nedeniyle az olacaktır. Üstelik özel bankaların sermaye yapılarının yetersiz olduğu, bu sebeple yurt dışından sendikasyon kredisi adı verilen krediler aldığı da bilinen bir gerçektedir. Başka ve önemli bir etken de batık kredilerin artmasıdır. Batık krediler yani takipteki alacakların oranının %4.9’a yükselmiş olması dikkat edilmesi gereken bir husus.

3- AB ve OECD ülkelerinde asgari ücret, kişi başına düşen yıllık gelir gibi iktisadi değerler yüksek olduğundan ülkemizde bunlarla karşılaştırıldığı zaman daha az oranda vergi ödeniyor olsa bile çok fazla vergi ödendiğine dair yaygın bir kanaat oluşmaktadır. Üstelik ülkemizde uygulanan vergilerin sayısının yıldan yıla arttırılması da bu etkinin çoğalmasına yol açmaktadır.

4-Yıllardır verdiğimiz cari açık, ödemeler dengesinde bilançosu üzerindeki döviz baskısı nedeniyle kurların artacağına dair genel bir inanış bulunmaktadır. Hatta ülkemizdeki mevduat hesaplarının yarısı döviz cinsinden açılmaktadır. Diğer taraftan dış borç stoku ve kısa vadeli borç ödemeleri de dövizdeki hareketlilikte önemli bir etkendir. Döviz kullanımı, değer saklama aracı olma, kolay bir yatırım aracı olarak görülme gibi nedenlerle kur artabilmektedir. Bu saiklerle döviz talebinin artması da döviz kurları üzerinde dalgalanmalara sebep olmaktadır.

5-Ev sahipleri, işyeri sahipleri en son kiracı şu fiyattan çıktı, en son şurası bu fiyattan satılmıştı demeye devam ettikleri sürece bu durum devam edecektir. Sağlıklı bir arz talep dengesine dayalı rayiç fiyat oluşamamaktadır. Oysa eski kiracının eve ederinden yüksek bir bedel ödemesi, ondan sonra gelecek olan kiracıların da aynı şekilde davranacağı anlamına gelmemektedir. Nüfus artış hızımızın düşmesine rağmen görece yüksek olması, civar ülkelerden çeşitli sebeplerle gelen göç dalgası da konut kiraları ve gayrimenkul fiyatları üzerinde etkili olmaktadır.

6-Bu soruya cevap vermek benim haddim değil. Şu kadarını söyleyebilirim ki inandığımız değerler ile söylemimiz uyumlu fakat hayata geçirirken eylemlerimiz uyumlu değil. Güzel konuşuyoruz ama uygulamıyoruz. Müslümanız ama ticaretimiz Müslüman gibi değil. Rahmetli Mehmet Akif’in dediği gibi “Dinleri var işlerimiz gibi, işleri var dinimiz gibi”. İnandığımız gibi yaşamazsak, bir süre sonra yaşadığımıza inanmaya başlıyoruz.

YORUM EKLE