EKONOMİLERDE VİRÜS TÜRBÜLANSI: KÜRESEL EKONOMİNİN DURUMU

Covid-19 nedeniyle küresel ekonomide meydana gelecek tahribatın boyutları tam olarak bilinemese de mevcut göstergeler son 150 yıllık periyottaki en derin resesyonla karşılaşılabileceğine işaret etmektedir.

Çin’de 2020’nin ilk iki ayında üretim %15,7 oranında düşmüş ve sabit varlık yatırımları bir önceki yılın aynı dönemine göre %24,5 azalmıştır. ABD ve Avrupa’da, GSYH’nin en önemli göstergelerinden biri olan “satın alma yöneticileri endeksi” 2008-2009 krizinin altına düşmüştür. ABD’de iş gücü piyasaları daha önce hiç görülmemiş bir şokla karşılaşmıştır. ABD’de sokağa çıkma yasağının ilk haftasında 3 milyon, ikinci haftasında ise 6,6 milyon kişi işsizlik maaşı başvurusu yapmıştır. Bu sayı her geçen gün artarak devam etmektedir. Virüsü kontrol altına aldığını iddia eden Çin’de ekonomi yavaş yavaş hareketlense de küresel talepteki daralmadan dolayı ihracata dayalı Çin ekonomisinin ağır hasar alacağı tahmin edilmektedir.

Covid19’dan etkilenen ülkelerde hükümetler ve merkez bankaları hemen tedbir alma yoluna gitmiş ve destek paketleri açıklamışlardır. Hanehalkı ve firmalara yönelik olarak kredi kolaylıkları sağlanmış, borçlar ertelenmiş kısacası finansal sistemin çökmesini engellemek için ekonomiye likidite enjekte edilmiştir.

Ülkeler bireysel olarak çeşitli ekonomik önlemler alsa da uluslararası koordinasyon sağlanamazsa küresel finansal istikrarın sağlanması mümkün değildir. Böyle durumlarda uluslararası mali koordinasyonun sağlanması çok önemlidir. Bu bakımdan OECD ve G20 gibi oluşumlara büyük sorumluluk düşmektedir.

Dünya genelinde hükümetlerin çalışanları ve firmaları desteklemek için açıkladıkları ekonomik paketlerin değeri trilyonlarca dolara ulaşmaktadır (8 triyon dolardan fazladır). Eğer ülkeler kamu harcamalarını doğru yönlendirirse bu durum gelecekte daha adil bir gelir bölüşümün olduğu ekonomilerin ortaya çıkması için fırsat olabilir. Fakat bunun için 2008 krizinden ders alınmalıdır. Zira o dönemde açıklanan kurtarma paketleri, kriz sonrası dönemde firmaların kârlarına kâr katmaktan başka bir işe yaramamıştır. İşletmelere destek sağlanırken işçi çıkarmamaları garanti altına alınmalıdır. Böylece pandemi krizi sonrasında oluşacak bir piyasa başarısızlığına daha işin başında müdahale edilerek istihdam probleminin önüne geçilebilir. Şu ana kadar ki uygulamalara bakıldığında bu yöndeki en olumlu çalışmaların Türkiye ve Danimarka tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. (Örneğin Türkiye’de kısa çalışma ödeneği uygulaması var).

Pandemi nedeniyle küresel ekonominin küçülmesi kaçınılmaz, fakat yine de gerekli tedbirler alınır ve iş sıkı tutulursa pandemi sonra dönemde hızlı bir toparlanma sürecine girmek mümkündür. Eğer salgın yaz döneminde kontrol altına alınabilirse 2020’nin 3. ve 4. çeyreğinde bir miktar toparlanma sağlanabilir.

TÜRKİYE VE GENEL DEĞERLENDİRME

Türkiye’de Merkez bankası politika faizini önce 100 baz puan düşürerek, 9,75’e sonra 100 baz puan daha düşürerek 8,75’e çekmiştir. Bu sayede piyasalara daha düşük maliyetli likidite sağlanması hedeflenmektedir. Cumhurbaşkanı tarafından 19 maddelik bir önlem paketi açıklanmıştır. Bu paketle; virüs salgınından etkilenen sektörlere yönelik vergilerde erteleme, kredi ertelemeleri, ihracatçıya stok finansmanı desteği, kredi garanti fonu limiti artırımı, kısa süreli çalışma ödeneğinin devamı, emeklilere ödenen bayramın ikramiyelerinin erkene alınması vb. gibi başlıklara yer verilerek gerek hane halklarının gerekse firmaların ödeme gücü sıkıntısı içine düşmeleri engellenmeye çalışılmıştır.

İnsanlar evden çıkmadıkları için petrol talebi düşmüş ve fiyatlar negatif hale gelmiştir. Dünya ekonomisindeki talep durgunluğu petrolün varil fiyatını 20 dolara kadar düşürmüştür. Bu durum Türkiye gibi gelişmekte olan ve cari açıktan cari fazlaya geçmeye çalışan ülkeler için olumlu bir gelişme olsa da sürecin üretime yönelik politikalarla desteklenmesi gerekmektedir. Eğer katma değeri yüksek üretime yönelik gerekli adımlar atılırsa, pandemi sonrası dönemde küresel talebin tekrar artacağı düşünüldüğünde istenilen hedeflere ulaşılabilir.

Rusya ve körfez ülkeleri gibi bütçelerinde petrol gelirlerinin önemli bir paya sahip olduğu ülkelerin ciddi bütçe açıkları vermeleri kaçınılmazdır. Bu süreç ihracat ve ithalat dengelerini değiştirecektir.

Yaşanan gelişmeler iyi değerlendirildiğinde, ticaret ve ekonomide çağ değiştirilen bir dönemde olduğumuz görülecektir. 1789 Fransız İhtilali ile başlayan, Sanayi Devrimi ile devam edip günümüze kadar gelen Yakın Çağ’ın kapanıp, Bilişim Çağı’nın tam anlamıyla başladığını söylemek mümkündür. Türkiye, Yakın Çağa Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya yüz tuttuğu çok elverişsiz bir ortamda girmiş ve büyük fırsatları kaçırmıştır. Fakat bugün Bilişim Çağı’nın yaşandığı şu günlerde yükselme pozisyonundayız ve geçmişten ders alıp önümüze çıkan fırsatları kaçırmamalıyız. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı ve bakanların açıklamaları da hükümetin önümüzdeki fırsatların farkında olduğunu göstermektedir. Bilhassa Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın son açıklamalarında yer alan 3 yılda 1 milyon yazılımcı hedefi Türkiye’nin eline geçen fırsatı yakalamak için gardını aldığını göstermektedir.

KÜRESEL KAMUSAL BİR MAL OLARAK “SALGINLA MÜCADELE”

Bilindiği gibi “sağlık” en önemli küresel kamusal mallardan biridir. Bu tür malların optimum sunum miktarı ancak küresel işbirliği ve koordinasyonun sağlanmasıyla mümkündür. Aksi, halde ne yapılırsa yapılsın etkin üretim düzeyine ulaşılamayacaktır. Bugün yaşamakta olduğumuz Covid19 salgını da tam olarak bu durumu yansıtmaktadır. Ülkeler bireysel olarak kendi sınırları içerisinde ne kadar tedbir alırlarsa alsınlar, virüsle mücadelede gerekli özeni göstermeyen tek bir ülke bile mevcutsa, virüsün her zaman oradan diğer ülkelere yayılma tehlikesi bulunacaktır. Virüsle mücadelede zayıf durumda olan bu ülke maliye literatüründe “en zayıf halka” olarak bilinmektedir. Eğer söz konusu küresel kamusal mal, bulaşıcı bir virüs ile mücadele ise başarı en zayıf halkanın mücadele gücüne bağlıdır. Ülkelerin tek taraflı tedbirler alıp, sağlık ekipmanlarını bencilce kendilerine saklamalarının hiçbir faydası yoktur. Türkiye, tüm dünyaya gönderdiği yardımlarla bu konudaki en bilinçli ülkelerin başında olduğunu göstermektedir.

YORUM EKLE