Elhamdülillah Müslümanız

Avrupa Birliği (AB) "güç" olmayı başardı ama bir devlet olmayı henüz beceremedi. AB'den bir "devlet" olup olmayacağı da henüz meçhul... Sadece ekonomik güç olmak bazen yeterli olmayabiliyor. Devlet niteliği verecek başka özellikler de gerekiyor. Örneğin "millet" olmak yeterli olması için gereken şartlardan biri ama o da yeterli olmuyor.

Din birliği de yetmiyor devlet olmaya. Dil birliği önemli ama o da yetmiyor. Din, dil ve hatta "tarih" gibi çok önemli ortak geçmişler dahi örneğin Kore'yi tek devlet yapamadı.

En kolay oluşturulacak yönetim sistemi olan "rejim" ise bakıyorsun en önemli unsur olarak karşımıza çıkıveriyor.

Özellikle "eski" değerlerden hep ön plana çıkarılan din veya mezhep birliği bugün o önemini büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Türkiye'nin Müslüman olduğu için AB'ye kabul edilmemesi savını şahsen gerçekçi bulmuyorum. Başka nedenlerin varlığının esas sebep olduğunun dillendirilmesi daha doğru olurdu.

Bu konuyu burada bırakıp yazmak istediğim din meselesine geçmek isterim:

AB ülkelerinin dini yapısına bakarsak orada Hıristiyanların oranı sadece % 66. İkinci sırada dinsizler geliyor: % 29. Şu anda AB ülkelerinde yaşayan Müslümanlar sadece % 3. Yahudilerin oranı % 0,2 ve Budist, Hindu gibi diğer dinler ise toplamda % 1,5 civarında.

Bizim de üyesi olduğumuz 47 devletten oluşan Avrupa Konseyinin dini yapısında Hıristiyanlar % 60,2, dinsizler % 24 ve Müslümanlar (Türkiye sayesinde % 13,6. Yahudiler hala % 0,2 oranının üstüne çıkamamış durumdalar. Diğer dinlere gelince onlar da % 1,8 civarında.

İnsanlar arası ilişkilerde benim yaşadığım birlikteliklerde "din" hiç bir zaman belirleyici bir rol oynamamıştır.

Almanya'da kendisini hiç bir din cemaatine ait olarak görmeyenlerin oranı yani dinsizler % 33,1. Hıristiyanlar ise % 61,4 ile o kadar da abartılacak durumda değiller. Dinsizlerin oranı eski Doğu Almanya'da % 68 ile Hıristiyanların iki katından fazlaydı.

Ülkemizde Almanya'da olduğu gibi din vergisi (orada kilise vergisi) sistemi olmuş olsaydı acaba Müslüman nüfus % 97,8 (Avrupa istatistikleri) olur muydu? O istatistiklerde bizim dinsilerimizin oranı sadece % 1,0.

Hollanda'da da dinsizler ile Hıristiyanlar hemen hemen eşit durumdalar.

Farklı dinlere mensup insanların bir arada yaşamaları şimdilerde çok daha sık görülür olmuştur. Hayat koşulları insanları bu tür birlikteliklere zorlamaktadır.

Singapur'u düşünüyorum: % 33,2 Budist, % 18,2 Hıristiyan, % 18,5 Dinsiz, % 14 Müslüman, % 10 Taoist ve Halk dinleri, % 5 Hindu.

Böyle bir oluşumda hükümetler gerekli birlikteliği sağlayamazsa (veya sağlamazsa) huzur diye bir şey kalmaz. Yeryüzünde örnekleri vardı ve hala da var. Sadece Hıristiyan olmak yetmez, mezhep de önemli oluyor. Bizde de Sunni ve Alevi ayrımlarını hükümetlerimiz uzun zaman birliğimiz hilafına kullanmış ve sorumsuzlukların alasını göstermişlerdir.

Hıristiyanlar dünyada 2,1 Milyar, Müslümanlar ise 1,6 Milyardır.

Dünya sıralamasında Müslüman nüfus olarak Endonezya (205 Milyon), Pakistan (178 Milyon), Hindistan (172 Milyon), Bangladeş (145 Milyon), Nijerya (94 Milyon), İran (76 Milyon), 7. sırada Türkiye (75 Milyon), Mısır (74 Milyon) vs.

İnsanlarının gelişmişlik ve refah durumlarını dinle ilişkilendirme taraftarı değilim ama istatistikler maalesef beni yalanlamaktadır. Esasen Türkiye gibi laik olmaya çalışan bir ülkenin hukuk devleti olmasını dinimiz engellememektedir.

Bana sorarsanız, politikanın acımasız uygulama tarzları ve buna imkan sağlayan az gelişmişlik düzeyi anayasamızda yazan "hukuk devleti" kavramını yozlaştırmakta ve insanımızı gelişmiş ülkeler kervanından koparmaktadır. Dinin hukuk devleti ihdasında belirleyici olmaması gerektiğine inananlardanım.

Demokratik sistem bazı kurallar işlemeden çalışmamaktadır. Çalışıyormuş gibi göstermek ve mazeret olarak dini suiistimal etmek kolay olduğu kadar sorumsuzluk örneğidir.

Dinin günah keçisi rolüne zorlanması hem ayıptır, hem günahtır ve işleyen bir hukuk düzeninde de suçtur.

İnsanlarımızın gönül rahatlığıyla "elhamdülillah Müslümanım" demesi zorlaştırılmamalıdır.

YORUM EKLE