“ESKİ PAMUKKALE NASIL İŞGAL EDİLDİ!”

Arkadaşımız Mustafa Ünal, sosyal medya hesabında, kendisini tanıtırken, “Vatansever, Ekolojist, Doğa fotoğrafçısı bir adem” diyor.

Gerçekten de yukarıda belirlediği stratejik hedefler doğrultusunda hareket eden Mustafa Ünal, “Eski Pamukkale Nasıl İşgal edildi!” başlık bir yazı ve slayt gösterisi paylaştı. Sosyal medya da Pamukkale konusunda duyarlı paylaşımlar yapan Mustafa Ünal, “O zamanlar eski Pamukkale'ye gitmek ve girmek için merasime paraya gerek yoktu, belediye otobüsüne atladın mı bir bilet parasına oradaydık. Pamukkale son dakika golüyle Denizli'den alınıp bakanlığa verildi ve işletmesi ihaleyle özel şirketlere verildi, gelirinden Denizli hiç yararlanamadığı gibi vatandaş içeriye de giremez oldu. Ve hatta ne acıdır ki; Denizli'ye Koca Çukuru bile parayla kiraladılar, yani Pamukkale Belediyesi bizim vergilerimizden Koca çukura karşıdan bakma kirası ödemektedir.

2020 itibariyle giriş 80 TL. Ah ah memleketini çok seven eski bakanımız Denizli'nin büyükşehir olup da Özel İdare’nin kapanmasına saatler kala son dakika operasyonu ile Pamukkale'yi oldu bitti ye getirip bir gecede bakanlığa vermeseydi de, Denizli'ye kalması için ayak direseydi şimdi her şey daha farklı olacaktı. Denizli işte; o zaman Kel Tepe gibi bir ucubeye ve Bağbaşı Yaylası teleferiğe harcadığı parayı Pamukkale'ye harcayabilseydi, o teleferik Pamukkale’ye ve oradan da yamaç paraşütü alanına yapılsaydı ve işletmesini Büyükşehir veya Pamukkale Belediyesi kendisi yapsaydı, hem DENİZLİLİ vatandaşlara pozitif ayrımcılık yapıp Pamukkale'ye 5-10 tl gibi bir teleferik parasına girebilseydi, hem şimdi bakanlığa giden parayı yine gönderir ama bir o kadar da Denizli kazanırdı, Denizlili kazanırdı.

Şimdi bazıları bu fotoğraflar çok mu güzel millet pisletiyordu falan diyecek, o zamandan bu yana çok şey değişti o zamanlar Denizli'nin içindeki geçen eski su arklarının kanalizasyon haline geldiği yıllardı, kentleşmek kent bilincine ermek kolay mı? bak şimdi her yer tertemiz. İstisnalar ve beğenmediğimiz şeyler her dönemdeki gibi şimdide var tabi ama öğreniyoruz... Pamukkale Denizli'den koparılıp işgal edilmiştir... Üzgünüm. Allah bu şekline gelmesinde katkısı olanları nasıl biliyorsa öyle yapsın.” Diyor. (Mustafa ÜNAL- 04.07.2020)

Pamukkale konusunda duyarlı olanlar, her fırsatta gündemde tutmaya çalışıyorlar. Pamukkale altın yumurtlayan bir tavuktur. Bu tavuğu bakanlık kimseye vermek istemez. Ama biz yazamaya ver gündemde tutmaya devam edeceğiz.

RAŞİT EVŞEN ÖĞRETMENDEN “DÜNYAYI GEZERKEN” ŞİİRİ

Öğretmen abimiz Raşit Evşen, sosyal medya da yazdığı şiirleri arkadaşlarıyla paylaşıyor. Serinhisar İlçesi’ne bağlı Kocapınar Köyü doğumlu olan Raşit Evşen uzun yıllar köyünde görev yaptı. Emekli olduktan sonra Honaz İlçesi’ne yerleşen Raşit Evşen’in “Gezerken Dünyayı” başlıklı şiirini paylaşıyorum.

“GEZERKEN DÜNYAYI

Bir bulut olsam dağlar başında,

Çağırsam yanıma gel diye diye seni.

Gözlerine bakmaya doymaz gözlerim,

Ellerimi uzatıp ,yakalayınca ellerini.

***

Rüzgarlara binip, gezerken dünyayı

Gözlerimizle ararken, doğduğumuz yerleri

Ninniler söylüyordu, kucağında bebeği.

Karşısına geçip seyretmek düştü bana.

***

Rüzgar kesildi dalgınlıkla, düştük aşağı

Serin sularına, deli dalgaların.

Bir yunusun sırtına binmişiz sanki,

Şarkılarını dinliyorduk, mavi sularda martıların.

***

Hayallerimizi yaşarken dalgalarda ,bulutlarda

Güzellikleri arasında yeşilliklerin, yosunların.

Düşünseydim umutların öleceğini karanlıklarda,

Akşamın olmasını getirirmiydim aklıma.

(30.06.2020 R. Evşen)

“İNSANIMIZ COVİD-19 HASTALIĞINI KAVRAYAMADI”

Denizli Barosu avukatlarından Atilla Sezener, mart 2020 tatrihinden bu yana yaşadığımız korona virüs salgınıyla ilgili sosyal medya hesabından “İnsanımız Covid-19 Hastalığını Kavrayamadı” başlıklı bir yazı paylaştı.

İNSANIMIZ COVİD-19 HASTALIĞINI KAVRAYAMADI

Sağlıktan ekonomiye, özgürlükten eğitime velhasıl insan hayatının her alanını kaplayan ve ülkelere diz çöktüren Korona Virüs’ün yaydığı hastalığı insanımız maalesef tam kavrayamadı. Kültürü reddeden, kültürün geliştiği bir ortamda buna şaşırmamak gerekiyor.

- Sağlık otoritelerinin önerdiği maske takmak, elleri sabunlamak, mesafeli olmak gibi önlemler bir kesimin yanında alay konusu.

- Komplo teorisi üretmekte dünya rekorunun bizde olduğuna inanırım. ‘Bu hastalığı İsrail yaydı’, ‘Bu hastalık Amerikan ilaç şirketlerinin cebini doldurmak için emperyalizmin ürünüdür’, ‘İslamiyet’in önünü kesmek için Hrıstiyanların tuzağıdır’, daha neler, neler. Nereden biliyorsun kanıtla deseniz, iki eli havaya kalkar.

- Efendim büyütmeyelim, trafik kazalarında daha çok ölüm var. Bu hastalık virüsten bulaşıyor, trafik kazalarını yapan mikrop hangisi.?.

- Çok ilginç bir başka yaklaşım ise, sadece tebessüm ettirir. Hemen her konuda aklından önce duygularını devreye sokan bazı cici insanımız, iktidara kızdığı için onlardan gelen önerileri şuur altında reddediyorlar.

NETİCE: Büyük bir kesim çok değişik nedenlerle işin önemini anlayamadı, ciddiye almıyor. Bunun faturasını milletçe ödemek zorunda kalacağımızı bilmek için alim olmaya gerek yok.” Diyor.

Evet Atilla Sezener haklı çünkü biz okumuyoruz, iyi dinlemiyoruz… Kulaktan dolma sözlerle hareket ediyoruz. Çevremizde “Bize Korona Virüsü vız gelir” diyenler çoğunlukta.

Bir Çin Atasözü “Bir musibet bin nasihattan iyidir” der… Korona virüs size uğradığında tedbirleri en etkin savunanların başında gelirsiniz…

GEÇMİŞTE HERKESİN BİR BERBERİ VE TERZİSİ VARDI…

Bizim çocukluğumuzda, köyümüzün bir berberi ve terzisi vardı ve  çok maharetliydi. İkisi de teknolojiye yenildi. Konfeksiyon çıkınca terziler dükkana kilit vururken, tıraş malzemeleri marketlerde satılmaya başlayınca berberlerinde sayısında azalma oldu. Atilla Sezener berberlerle ilgili bir anısını sosyal medyadan paylaştı.

“BERBERİMLE ŞAKALAR

Reklam olmasın diye adını vermeyeceğim. Berberimi severim ve kendisine hep takılırım. Severim çünkü, kendini kültürel yönden oldukça geliştirmiştir. Çok kitap okur, benim kitaplarımın da çoğunu okumuştur. Ayrıca az konuşur.

Her ziyaretimde sorarım:

- Denizli’nin en iyi berberi olarak sizi önerdiler. Siz öyle misiniz ?.

- Evet öyleyimdir.

- Duyduğuma göre diş çekimi ve sünnet de yapıyormuşsunuz.

- Evet yapıyoruz. –

- Bunlardan arta kalan zamanda lütfen traşımı yapar mısınız ?

- Buyrun efendim, sizi koltuğa alalım.

NOTUMUZ: Genç nesil bilmez. Yıllar önce, özellikle kırsal kesimde diş çekiminde ve sünnette berberler sayısız rol oynamışlardır. Ve yine yıllar önce Çal Hançalar Mahallesi’ndeki alaylı diş fakültesinden mezun olanlar, berberlerin diş çekiminde yollarını kesmişlerdir. Bazı çatlak ve problemli siyasilerin, acemi berber sünnetli oldukları iddia edilir, kim bilir?”

Evet sünnet eden berber haberlerini Hürriyet Gazetesi’nde görev yaparken yapmıştık. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin bir Hançalarlı diş hekimi bulursunuz.

Dedeler ve babalar alaylı ama oğullar ve torunlar mektepli dişçi oldular.

HADİ KÖYÜMÜZE DÖNELİM….

Köyde doğup büyüyenler ve yaşamlarının büyük bölümünü kentlerde geçirenler, emekli olduktan sonra köyleriyle bağlarını kesmediği için köylerine geri dönüyor. Arkadaşımız Tahsin Eşmeli, sosyal medya hesabından “Köye Dönmek” başlıklı bir yazı kaleme aldı.. KÖYE DÖNMEK...

Düştüm şaştım ömrümün son demlerini doğduğum topraklarda sonlandırmak istediğim için köye dönmeye karar verdim. Ben gençliğimdeki köyü ve köylüleri hayal ederek çok güzel bir ortam bulacağımı sanıyordum. Yanılmışım.

Taziye evindeyiz, herkes üzüntülü. ‘Sen orada otur’ diye karısını azarlayan ve toplumun içine karışmasını istemeyen bir kişi dışında. Yazık, o kadını gençliğinden tanırdım, o zamanlar biz çocuktuk ve onlar gençti ama o zamanlarda da o adam o kadına zulüm uyguluyordu. Aradan geçen onca yıla rağmen bu işkence hiç bitmemiş. Şimdi ikisi de bastona binmişler ama zalim zulmünü uygulamaktan vazgeçmemiş.

Bütün anlatılanlar onun hayatı. Neyse. Taziye evinde ait olduğumuz gruba gelip oturdu. Kimsenin ağzını bıçak açmazken bu gruptakilere laf atıp sohbet başlatmak istedi. Gruptakiler de bunun akıllı bir adam olduğunu düşünerek uygun yanıtlar vermeye çalıştılar. Bazıları pişman oldu.

En büyük hatayı ben yaptım. Neredeyse kırk yıldır görmediğim bu adama kendimi tanıttım. İlk başta beni tanımamıştı ama hakkımda üretilen dedikodulara son derece vakıftı. "Senin hakkında hiç olumlu düşüncelerim yok. Olmadık işler karıştırıyormuşsun" dedi. Ben şok olmuştum. Kırk yıldır görmediğim adam hiç olmadık bir zamanda beni bilinmezlikle suçluyordu. "Bunca insanın arasında beni zan altında bıraktın. Ne biliyorsan söyle" dedim. "Toplum içinde söylenmez" dedi. "Madem beni bu ortamda suçladın söylemek zorundasın. Ben şimdiye kadar hiç kimseye kötülük etmedim. Ama senin suçlamanla zan altında kaldım. Ne biliyorsan şimdi anlat" dedim.

O da başladı anlatmaya. Neymiş efendim biz çamın içinde rakı içiyormuşuz. Çamın içi dediği alan benim babamdan kalan tarla. Eskiden tarlanın etrafı komple yaşlı çamlarla çevrili idi ama şimdi çamları kesip tarla yapmışlar. Ortada çam falan kalmamış. "İyi de bu benim özel hayatım" dediysem de ona anlatamadım. Ama eskiden cuma namazından çıktıktan sonra tarla sınırımızı bize doğru kaktırdığını çok iyi biliyorum. İp gibi düpdüzgün olan sınır, bizim tarlaya doğru yay gibi kıvrılmıştı. Çaldığı topraktan fazla bir şey kazanacağı yoktu ama çalıyordu. Yani onun için çalmak sorun değildi, ağaç katliamı yapıp kamunun malını çalmak sorun değildi, yeşil örtüyü yok edip ortalığı dımdızlak bırakmak sorun değildi, komşunun toprağını çalmak sorun değildi, ama içki içmek sorundu ve haramdı. Üstelik de onun bahsettiği yer köyden üç kilometre uzakta ve yerleşim alanı olmayan bir yerdi. Bu konuda ders vermeyi kendinde hak görüyordu. Hem de bir taziye evinde. Bir hırsız güya kendince bana ders vermişti.

Hayal dünyasında yaşamak farklı, gerçeklerle karşılaşmak farklı. Köye gitmeden karşılaştığım duruma bak. Bir de gittikten sonra ne dedikodular üretilecek merak ediyorum? Ama hiç biri umurumda değil. Hani bir fıkra vardır. "İmamım osurduğu yıl doğmuşum" diye. Sanırım bu durumu yaşayacağım. (Merak edenler internetten bu fıkraya ulaşabilirler).”

Evet bu tür hikayelerle köylerde karşılaşmak mümkündür… Filancanın düğünde dünya gelmiştin, Harman zamanında asker olmuştun, zehmeride doğmuştum laflarını hep duyarsınız…

GAZETECİ BABADAN OĞLUNA DOĞUM GÜNÜ VASİYETİ

Denizli Gazeteciler Cemiyeti üyesi Emrah Varol, sosyal medya hesabından oğlu Ali Timuçin’in doğum gününü ilginç bir vasiyetle kutladı… Gazeteci Emrah Varol’un vasiyetinin altına imza atmamak elde değil. İşte; gazeteci Varol’un sosyal medyadaki yazı:

“OĞLUMA...

Birbirine sevdalı bir anne ile babanın çocuğu olarak 3 yıl önce bugün dünyamıza geldin oğlum. Birbirimizi bu kadar çok severken dünyamıza bambaşka mutluluklar getirdin sen. Şimdi her kelimen de, her cümlende dünyayı yeniden keşfediyormuş gibi mutlu oluyoruz.

Sana hanlar, hamamlar, binalar, arabalar bırakmak gibi bir derdim hiç olmayacak oğlum kusura bakma.

Peygamber Efendimizin hadisinde buyurduğu gibi; ‘Bir babanın evladına bırakacağı en büyük miras güzel ahlaktır.’ Bunu başarabilirsek ne mutlu bize. Doğduğunda kulağına söylediğim ilk sözlerle kutluyorum yeni yaşını Ali Timuçin'im…

‘Sabır şükür özün olsun

Tatlı dilin sözün olsun

Hep helalde gözün olsun

Haram bilme canım oğlum’

Seni çok seven baban...” (5.7.2020)

Minik Ali Timuçin’e sağlıkla, başarılarla dolu bir yaşam dilerim…

KENDİ DEĞERİNİ BİLMEK ÖNEMLİDİR

Sosyal medya arkadaşımız Belma Aydın,  bir babanın ölmeden oğlundan yapmasını istediği hikayeyi yazdı. Her hikayeden hepimizin çıkartacağı dersler var. İşte Belma Aydın’ın yazısı: Ölmeden önce bir baba oğluna şöyle der. ‘Bu saati bana büyük baban verdi. 200 yıldan eski bir saat… Ancak bunu sana vermeden önce bir iki şey yapmanı istiyorum... Şimdi git sokağın başındaki saatçiye ve kaç para ettiğini sor…’

Oğlu gider ve döner… Babasına; ‘5 dolar verdi çünkü eski bir saat dedi’ der…

Babası; ‘Tekrar şimdi köşedeki kafeye git ona sor…’

Oğlu yine döner ve ‘baba 5 dolar verdi’ der…

Babası bir kez daha; ‘şimdi müzeye git ve sor…’

Oğul sorar ve ‘baba bana bu saat için tam 1 milyon dolar verdiler der…’

Ve baba oğula derki; ‘DOĞRU YER SENİN DEĞERİNİ BELİRLER…’

Doğru olmayan bir yerdeysen ve değerli hissetmiyorsan buna üzülme…

Senin değerini kim biliyor seni taktir ediyorsa orası senin için doğru yerdir…

Senin için doğru olmayan yerde kalma!!!

KENDİ DEĞERİNİ BİL!!!”

Hepimizi değerimizi bilmeliyiz…

Ama koşuşturma sırasında bunun değerini ölçemiyoruz.

Bunu ölçecek olanda biz değiliz aslında…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1951’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

"Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür."

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE

banner212

banner211